Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam » Etikete göre gösterilen ögeler: Said Nursi
Pazartesi, 27 Ağustos 2018 21:22

Allah, darbecilerden razı olsun mu, diyelim?

Bediüzzaman’ın kabri nerede? (1)


Zihnimde acıtan bir yara gibi yaşayan, zaman zaman da ifadesine çalıştığım bir mevzu var: Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretlerinin mechûl kabri. Hâdiseyi biliyorsunuz. 23 Mart 1960’da vefat ettiği Urfa’da Halilurrahman Dergâhı’na defnediliyor. Yaklaşık yüz gün sonra da bir gece vakti dergâhtaki kabrini parçalayan şeref, haysiyet ve insanlıktan mahrum, köpek desen köpeğin güceneceği darbeciler, mübarek naaşı askerî uçakla bir meçhule naklediliyor! Aradan geçen elli sekiz yıla rağmen aynı mechûliyet devam ediyor.


Yayınlandığı yer Önce Kelam

Bediüzzaman’ın Kur’an’dan yaptığı istihraclar ilmî bir meseledir, Filiz. Bu kadar çapsız olmasaydın hakaret etmek yerine yaptığı istihraçların yanlışlığını ortaya koyup, parlak bir zafere imza atmış olurdun. Ama bütün zekâ sığlığına rağmen biliyorsun ki, ilmî zeminlerde sadece sen değil, bütün ağa babaların toplanıp zekâ ve bilginizden bir sütun teşkil etseniz kametiniz yine de Bediüzzaman’ın kuşağından aşağı kalır. Zaten tabirinizle “Said-i Kürdî”yi ilmen çürütebilse idiniz bütün dâvâ ve saltanatınızı kaybetmiş olmanın ızdırabını yaşamaz, yaralı köpekler gibi kıvranıp durmazdınız.

Yayınlandığı yer Önce Kelam


Önümde iki yazı var; ne yapacağımı, nereye koyacağımı bilemediğim iki yazı! Hayır, iki yazı değil, iki makalelik bir seri. Makalelerin müşterek serlevhâsı bir kuduz haykırışı:



“FETÖ’yle hortlayan tescilli Deccal: Said-i Şarlatan”



Haykıranın ünvanına bakılırsa Prof. İsmi: Şahin Filiz!..



FETÖ’yü biliyorsunuz! Deccal olarak vasıflandırdığı “Said-i Şarlatan” ise sadece İslâm tarihinin değil, insanlık tarihinin de kutub yıldızlarından Bediüzzaman Said-i Nursi Rahmetullahi aleyh.

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Perşembe, 21 Haziran 2018 15:05

Seçim değil, ya fecir, ya da fetret!

İsmi seçim, mahiyeti esâret veya hürriyete çıkış olan vakt-i merhuna sadece iki gün kaldı. Sonrası ya yeni yeni varlığını hissetmeye başladığımız parlak bir hürriyet saâdeti, ya da bir asır duvarlarına zincirlendiğimiz, hayvanlar kadar bile itibar görmediğimiz, bütün haklardan mahrum bırakıldığımız, geçen asrın başlarında küfür cephesinin Ankara’da inşa ettiği Kemalist rejimin esaret zindanlarına yeniden atılmak ve imhâ edilmektir.


Sineklerin ısırmasından korunmak için yılanların dehlizine giren, akıllı değil, şuursuzdur... Sokak köpeklerinden korunmak için aslanların arenasına dalan, müntehirdir. Dünyevî hayatı gibi, uhrevî hayatını da kaybeder.


Yayınlandığı yer Önce Kelam

58 yıl önce köhne bir otel odasında vefat etmiş. Geride bıraktığı dünyalık, bir sepet eski eşya! Dilenciye verecek olsan, haysiyetine dokunur; hakaret addeder!..


Bir de altı bin sahifelik bir eser külliyatı bırakmış geride: Risâle-i Nur!.. Sürgünlerde, Cumhuriyet zindanlarında binbir sıkıntı ve yokluk içinde kaleme alınmış eserler.


Kemalist ve ulusalcıların temsilciliğini yaptığı devlete göre, Kürt ve Kürtçü bir hain o! Dini istismar eden bir softa! Tehlikeli mi, tehlikeli bir düşman aynı zamanda!


Suçları sıralamakla bitmez ama affa hiçbir suretle kabiliyeti olmayan suçu, Kamal Atatürk’ün icraat ve düşüncelerinin muhalefetinde sergilediği büyük ve tereddüdsüz gayret. Baş belâsı Külliyatı, bu amansız muhalefetin neticesidir. Başka bir ifâde ile, Bediüzzaman ve Külliyatına hayat veren Kamal Atatürk’tür.


Onun devlet eliyle ve devlet imkânlarını kullanarak başladığı lâdinî hareketin önüne fırlayan tek cengaverdir Said Nursi! Devlet eliyle neşrine teşebbüs edilen küfr-ü mutlakın belini bugün dünyanın bir çok diline tercüme edilen ve müntesibleri dünya çapında yüz milyonları yakalayan Risâle-i Nur’la kırar. Risâle-i Nur, Kur’an’dan süzülen îmân hakikatleri...


Devletin otuz beş yıllık amansız takibi mazlumun vefatıyla da bitmez. Şerefsizliğin, alçaklığın emsâli olmayan bir örneğine imza atan devlet, bu mübarek insanın naaşını bir gece vakti mezarını kırarak gasbedip bir meçhule tevdi eder, elli sekiz yıllık bir mechûliyet!..


Naaşının başına gelecekleri gayb âşina bir göz ile görmüş veya keskin bir nazar ile tahmin etmiş olacak ki, talebelerine bir kaç has talebesinden başka mezarının yerinin bilinmemesi gerektiğini söyler. İkna için de Hz. Ali’nin meçhul kabrine atıfta bulunur, aralarındaki nisbete dikkat çeker. Bir de kabir ziyariti adabının bozulmuşluğunu hatırlatır.


Nurcuların kahir ekseriyeti “vâsiyet” dedikleri bu kayıdlarla müteselli. Muhtemelen Üstad’ın bu kayıdlardan muradı, naaşının uğrayacağı alçakça felâketin karşısında talebelerini teselli etmekdir. Bu yüz kızartıcı hırsızlığı Üstad’ın vasiyetinin neticesi telâkki eden Nurcular, bu mechûliyeti bir nevî keramet tescili görüp şükrediyorlar.


Oysa orta yerde dehşetli bir zulüm, bir ahlâksızlık ve haksızlık var! Devlet bu mechûliyetin üstündeki perdeyi kaldırmadığı müddetçe, Bediüzzaman ismi, devlet çevrelerinde hain ve düşman olarak kalmaya devam edecektir.


Bu sebeble diyorum ki, devlet, ya cürmüne sahib çıkmalı ya da tarziye vermelidir. Bediüzzaman’ın naaşının nerede olduğunu, arşivlerle ifşa etmekle kalmamalı, mezarı ve türbesini de inşa etmelidir. Bu, Bediüzzaman için devletin bir nevi özrü ve iade-i itibarı olur.


AK Parti, on beş yıllık iktidarında Nurcuların kahir ekseriyetinden hep destek gördü ve görüyor. Bu zulmü bitirmek onlara yakışır, çoktan bitirmiş olmaları gerekirdi. Dönüp, bunu Nurcular istemiyor, demesinler. Hakikat değil bu, birbirimizi kandırmayalım.


Devlet üstüne düşeni yapıp naaşı teslim etsin, Nurcular Üstad’larının mübarek naaşlarını bir başka mechûle defnedeceklerse, bu da onların meselesi olsun.

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Cumartesi, 20 Ocak 2018 11:48

Sayıklayan Sizsiniz, Bediüzzaman Değil!


Her insana tenkid okları fırlatılabilir, her insana itiraz edilebilir. Tenkid ve itiraz hakkı; ne âlim tanır, ne şeyh ve devletlülere boyun büker. Hükmün tek istisnası, Peygâmberler. Ki, dünyevî meselelerde onlara da, edebi zorlamadan itiraz edilebilir, edilmiştir de.


Olması gereken ile olmakta olanın arasındaki büyük uçurum İslâmiyet’in değil, müntesiblerinin kusurudur. Acziyetleriyle derinleştirdikleri bu uçuruma zındıkların, şeyh ve ulemayı ölü leşler gibi fırlatmaları, kendi amellerinin acıtan bir cezasıdır.


Yayınlandığı yer Önce Kelam
Cumartesi, 06 Ocak 2018 15:37

Bitmeyen “Buhranlarımız”!


Said Hâlim Paşa, son devir Osmanlı Sadrazamlarının en parlak simâlarından: Mütefekkir, âlim ve devrinin şartlarına göre Doğu Kadar, Batıyı da iyi bilen bir zülcenaheyn! Osmanlının sekerât ürpermeleri geçirdiği devrin yol gösterici düşünce hareketlerinden “İslamcılık”ın hararetli bir müdafii.


Batıperest Osmanlı aydınının kendi devletini yıkmak için hamle üzerine hamle yaptığı günlerde, Osmanlı kalmakta ısrar edip bedelini de dünyevî saâdet ve hayatıyla ödeyen Said Hâlim Paşa, bir cihette çöl çocuğudur. 1863’te Kahire’de hayata gözlerini açan Said Hâlim, uzunca bir devir Osmanlı’ya kök söktürüp ecel terleri döktüren Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunu. Babası Hâlim Paşa, Kavalalı’nın dördüncü oğludur.

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Bugün çok mühim bir mevkide bulunan siyâsiyundan birine; bir kardeşimiz, Nurculuk ile Nurcuların güzellik ve meziyetlerini anlatmak için dil döküyor, mevzudan mevzua geçiyor, parlak ve yüksek hakikatlerden bahsediyor; nihayet Nurcular’ın İttihad-ı İslâmın da temel harcı olacaklarını, büyük bir inançla ifâde edince muhatabının dudaklarında buruk bir gülümseme sarkıyor.

Kardeşimiz, şaşkınlık ve inkısar-ı hâyâl içinde niçin güldüğünü sorduğunda tüylerimi diken diken eden şu acı cevabı veriyor:
Yayınlandığı yer Önce Kelam
Cuma, 22 Eylül 2017 18:04

Kavgadan Nefret Ederim Ama!..

Benim adım, “Hüseyin Yılmaz” diye başlamak istemezdim, ama sahiden öyle; müstear bir ismim yok. Sizler gibi ben-i Âdemim, ebede namzed fâni bir mahlûk yâni.

Arkamda ordular yok, sırtımı yaslayabileceğim geniş bir çevrem de. Yarın başıma bir iş gelecek olsa, değil bir milletvekili, bir belde belediye başkanını bile tanımam ki, imdad etsin.

Zengin bir insan da değilim. Rızkı veren Allah’dır, inancıyla bugünü yarına bağlayacak bir çorba parası kazanmak için alın teri döküyorum. Vakıf falan değilim, herhangi bir yerden tâyinat da almıyorum.
Yayınlandığı yer Önce Kelam
Cumartesi, 12 Ağustos 2017 12:10

Bediüzzaman’ın Hukukunu Müdafaa Etmek!..

Hakkın müdafaasını başkasına bırakmak, kendi alçaklığını ilân etmekdir! O alçaklardan değilim, olmayacağım da. Hak ve hakikati haykırmaktan korkup zillet içinde bir hayata yapışmaktansa, her türlü bedeli de ödeyerek ölmeyi tercih ederim.


Bu ülkenin son bir asrında iftihar edebileceği, kendisine âid tek bir kahraman, tek bir değer varsa; o da Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleridir. Cumhuriyet maskesi arkasında katı bir istibdadın ınkılâb adı altında bütün değerleri bir tahrib sarasının hedefi hâline getirildiğinde, millet adına karşı çıkmış tek kişidir Bediüzzaman. Kamal Atatürk ve hâlefi İnönü’ye kafa tutmasının bedelini de dünyevî hayat ve saâdetini fedâ ederek ödedi. Sürgünlerin, zindanların, idamla yargılanmaların, su-i kasdların îmânını sarsamadığı bu büyük insanın asıl zaferi ise, o ağır şartlarda Kur’an’ın parlak bir tefsiri olan Risâle-i Nur Külliyatı’nı kaleme alması ve bir huruc olan Nurculuk hareketini başlatmış olmasıdır.


Yayınlandığı yer Önce Kelam
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 4

Tuyan Tasarım