Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam » Kavgadan Nefret Ederim Ama!..

Kavgadan Nefret Ederim Ama!.. Vurgulanmış

Benim adım, “Hüseyin Yılmaz” diye başlamak istemezdim, ama sahiden öyle; müstear bir ismim yok. Sizler gibi ben-i Âdemim, ebede namzed fâni bir mahlûk yâni.

Arkamda ordular yok, sırtımı yaslayabileceğim geniş bir çevrem de. Yarın başıma bir iş gelecek olsa, değil bir milletvekili, bir belde belediye başkanını bile tanımam ki, imdad etsin.

Zengin bir insan da değilim. Rızkı veren Allah’dır, inancıyla bugünü yarına bağlayacak bir çorba parası kazanmak için alın teri döküyorum. Vakıf falan değilim, herhangi bir yerden tâyinat da almıyorum.


Hiçbir yardım teşkilatının içinde yer almadığımdan Allah rızası için verilmiş (toplanmış) paralara da hiç yakın olmadım ki, bin türlü kılıf uydurarak şahsıma harcama imkânı bulmuş olayım.

Çok bir meziyetim de yok. Allah affetsin, ne gece ibadetlerini sabah namazına bağlayabiliyorum, ne de tesbihata cevşeni bağlamak elimden geliyor. Farz ibadetlerimi ihmal etmiyorum. Dualarım ise uzun değil, çoğu zaman Temel gibi, “Allahım! Mevzuu biliyorsun. Amin.” deyip bitiriyorum.

Nurcu muyum? Maruz kaldığım bütün haksızlıklara, uğradığım bütün afarozlara rağmen; “evet” demek isterim. En azından kendimi öyle biliyor, öyle hissediyorum. Liyâkat dâvâmın olmadığını az önce ifâde ettim. Benim yaşadıklarımın kaçınılmaz neticesi, dinden de dindardan da buz gibi soğumaktır aslında. Bu kadar kalabildiğime şükrediyorum.

Müsaadeniz olursa küçük de bir meziyetim var, lütfen iftihar gibi değerlendirmeyiniz; söylemeye mecbur kaldım:

Sözümü esirgemiyorum. Hak ve hakîkat uğrunda herşeyimi fedâ edebilecek bir ruh hâletine sahibim. Kaybedebileceklerimden korkmak aklıma gelmiyor, geldiği zaman da iş işten geçmiş olduğundan gereği kalmıyor. Hesab kitab bilmiyorum. Sadece sırça bir köşkte yaşamıyorum, bünyem de camdan; karanlık gölgem olmuyor.

Nurları belki çok okuyamadım, ama kırk küsur yıllık bir âşinalığım var. Bediüzzaman’ın mantığını da, üslübunu da iyi bilirim. Zübeyir Abi de dahil hiç bir talebesinin karşısında sarf-ı kelâmdan da, itiraz etmekten de, yanlışına yanlış demekden de çekinmem. Hattâ Üstad’da bile kendimce bir yanlış görsem, doğrusunu öğrenmek kasdı ile bile olsa, itiraz ederim. Ya ikna edecektir, ya herkes kendi yoluna gidecek. Benimkisi de böyle bir Nurculuk işte.

Yine de, Üstad’ın her talebesinin huzur ve selâmeti için bütün varlığımı fedâ edebilirim. Baştacı edilmelerini o zor günlerdeki fedakârlık, gayret ve sadakatlarının hakkı olarak görürüm. Bilerek hürmette kusur etmem.

Sebebini bilmediğim bir cür’etkârlığım var. Belki sadece fıtrî bir hâl. Herkesin gözlerini yumduğu yerde dikkat kesiliyorum. Mangalda kül bırakmayan büyük hatiblerin sustuğu vakitlerde avaz avaza bağırmaktan kendimi alamıyorum. Bir nevi yangın kulesindeki nöbetçi gibiyim, nerede bir duman yükselse bende feryad-ü figan başlıyor. Ne yapayım, insanım, vazifem bu; bırak yansın, diyemiyorum.

Kimseye kendimi beğendirmeye çalışmıyorum. Aramızda kalsın, kendisini başkasına beğendirmeye çalışmayı çok aşağılatıcı buluyorum. Zaten de kimseyi doğru dürüst beğenmiyorum ki, teveccühlerine de değer vereyim. Rabb’im bu fıtri hâl ile fakiri bu zamanın en dehşetli belası olan teveccüh arayışı ve şöhret dilenciliğinden muhafaza ediyor. Münzevi bir insanım. Zaten fırsat buldukça Üstad’ım gibi insanlardan kaçıyor, dağ ve yaylalara sığınıyorum.

Üç beş dostum yok değil, var elbet. Ama onlardan biri bile akşam beni başkası hesabına çalışıyor olmakla ittiham etmekde bir beis görmedi. İşi gücü bırakıp kimin için çalıştığımı öğrenecekmiş. Niye, biliyor musunuz?

Şu “Mutlak Vekillik” meselesinin peşini bırakmadığım için. Bırakacak mıyım? Hayır.. Tam tersine bazı mihraklarca kullanılmasını defedinceye kadar bu meseleyi hallaç pamuğu gibi dağıtmaya devam edeceğim. Budalalığın gereği yok, “Mutlak vekillik” adı altında şuurumuzu prangalayıp, sonra da “Mutlak Vekil” üzerinden bu dâvâyı imha etmenize göz yummam.

Üstadımızın hayatta kalmış son mümtaz talebesini yeni bir oyunun kurbanı yapmanıza göz yummayacağımı bilmeniz, sizin için de iyi olacak... Önce büyütüp, sonra bir iftira veya bir hataya sürükleyerek onunla Nurculuğu yaralamanıza izin vermeyeceğim.

Seksen küsur yaşında Sungur Abiye attığınız rezilce iftira da, takındığınız haysiyet kırıcı tavır da unutulmadı. Hüsnü Abi’yi kurban etmenize seyirci kalmam. Samimi değilsiniz. Aranızda samimi olanlar olabilir, fakat bu müridane tavır doğru değil.

Nurculuk, Bediüzzaman’ın da içinde bir “ders arkadaşı” olarak yer aldığı bir cemaat hizmet ve hareketidir. Şahısların bir hak ve hukuku var, fakat kimse reis değildir.

Tavsiyem, belki de ömrünüzü okumakla geçirdiğiniz Nurları en azından anlamaya çalışmanız olacak. Tuti kuşları gibi ötmenin bir değeri yok. Kaybediyorsunuz...

Bundan sonra böyle. Devam edeceğimi bilseniz iyi olur. Yine nereden çıktı, diye irkilmekten kurtulmuş olursunuz!.
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım