Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam » Dilipak Ne Dediğinin Şuurunda mı?

Dilipak Ne Dediğinin Şuurunda mı? Vurgulanmış

Kaynağından içmediğiniz hiç bir su hakkında bildikleriniz, hakikati ifade etmeyecektir. Zirâ kaynağından uzaklaştıkça her su bir parça bulanıp, bir parça kirlenir. Fışkırdığı kayalıktan billur şakırtılarla hayat saçan su, döküldüğü uzak denize karıştığı noktada bulanık ve kirlenmiş olabilir.

Bu kevnî hüküm, mânevî, ictimâî ve siyâsî meselelerde de câridir. Hattâ dinler için de öyle... İlâhî kaynaktan “hak” olarak nüzûl eden muharref Hırıstiyanlık ve Yahudilik, bugün sebeb-i necâd ve Cennet değil, sebebi helâket ve Cehennemdir. Şimdi bu durumda haşa sümme Allah’ı mı suçlayacağız, ululemr Peygamberlerini mi?

 

İslâmiyet, kaynakları itibariyle hâlâ tertemizdir. Kur’an, nüzûl asliyetini koruduğu gibi, sahih hadis ve sünnet de şüpheden beridir. Peki bugün yaşadığımız İslâmiyet bu İslâmiyet mi, yoksa bin beşyüz yılın bütün bulanıklığı ile tanınmaz haldeki bir İslâmiyet mi?

Elinizi vicdanınıza koyunuz! Kaçımız Allah’ın tard etmeyeceği, Hazreti Peygamber’in şefaat edebileceği Müslümanlardanız? Yahut hangimiz Kur’an ve Hadis Müslümanıyız? Hüseyin Yılmaz mı, Senai Demirci mi, Haydar Baş mı, Cübbeli mi, Dilipak mı, yahut siyâsilerin alayı mı? Cevab için yorulmayınız, kıvranmanıza da gerek yok: Hiç birimiz!..

Peki enkazı andıran Muslümanlığımıza bakıp İslâmiyet’e dil uzatmak, Allah’ı suçlamak iz’an ve insafla bağdaşır mı?

Girizgâhı uzattığımın farkındayım: Zaruret vardı...

Nurculuğumu bir kenara bırakınız, bendeki Nurculuk da sizdeki Müslümanlık gibi bir şey; farkımız yok. Ancak bu, Bediüzzaman veya Risâle-i Nurların suçu mu? Ahmaklığınız üzerinizde değilse, utanmadan, sıkılmadan “evet” diyemezsiniz. Evet diyen ya cidden ahmaktır, ya da hafif tabiriyle ard niyetlidir.

Kanaatimi bir daha hiç bir tereddüde yer bırakmadan ifade ettikten sonra mevzua geçeceğim:

Nurculuk hareketi, bin yıllık fetretimizi aşacak, ümmetin geleceğini aydınlatacak en kuvvetli harekettir. Bediüzzaman, sahabeden sonra İslâm târihinin kaydettiği en mümtaz insanlardan biridir, hattâ birincisidir. Risâle-i Nur, ümmetin bütün dertlerine deva olacak muhteşem bir Kur’an tefsiri...

Bu hakikati bâzı Müslümanlara ulaştıramamışsak, suç, kusur ve eksiklik bu hakikatin farkında olup hakkını vermeyen Nurcularındır. Elbet de din düşmanları, zındıka komiteleri ve bir asır İslâmiyet adına her ne varsa tahribine çalışan Ankara’nın hissesi de küçümsenemez.

Dahası, bir asır önce Lozan’da bizi satın alan ceddimizin ezelî ve kahhar düşmanları Nurculardan da başkalarından da çok daha fazla bu hareketin büyüklüğünün farkında, çok daha şuurundalar. Onun için de Bediüzzaman ve Nurculuk küfrün durdurmak, bozmak istediği ilk hedeftir.

Kamal Atatürk ile şeflik devrinin katı istibdad, zulum ve tehdidlerine papuç bırakmayan Nur Talebelerini korkutarak yıldıramayacaklarını, durduramayacaklarını tecrübe ile öğrenmişlerdi. En iyi bildikleri ve zehir gibi müessir yol, bozmak ve bölüp parçalamaktı. Batılı alçakların en iyi bildiği şey bu dişi şeytanlıktır.

Yetmişli yılların başlarında Zübeyir Gündüzalp, Bekir Berk ve M. Nezihi Polat’ın hareket beynini teşkil ettiği bu hareketi boğmak için önce bu isimlerin tasfiyesi gerekiyordu. Polat’ı bir kamyon terörü ile katlattiler, Gündüzalp genç yaşında sureta bir hastalıktan gitti, Berk’i ise dünyanın en alçak iftiralarından biriyle çökerttip devre dışı bıraktılar...

Sonra onların yerine iki ismi öne çıktı; biri Gülen, diğeri Kutlular... Birincisinin vazifesi Nurculuğu doğrudan bozmak ve aldığı talimat istikametinde bir alternatif meydana getirmekti. Risâle-i Nur ve Bediüzzaman, sadece etbaın çoğaltılması için kullanılması gereken bir malzeme idi Gülen’in elinde. Ağlamak ve ağlatmanın dışında sığ sulardan farksız bu zavallının kendi imkânları ile bir güç devşirmesine imkân mı vardı?

Otuz yıldır bu adam ve camiasının Nurculukla yegâne bağının istismar olduğunu söyleyip duruyorum. Belki yüz yazılı belge ortaya koyabilirim.

Kutlulara gelince, ona Nurculuğun merkez bekçiliği düşmüştü. Oynadığı rolün farkında mıydı, birileriyle anlaşmış mıydı? Bilmiyorum... Ama beceriksizlik ve ufuksuzluğu ile yarım asırda Nurculuğun bu ana damarını kuruttu.

Tesadüf mü, bilmiyorum... Yetmişli yıllarda ortaya çıkan bu iki ismin yolları 15 Temmuz ihanetinden sonra bir daha kesişmişe benziyor. Gülen’in avukatlığına soyunan, KK’nın yürüyüşüne canhıraşane destek veren Yeni Asya gazete merkezinin bu fütursuz ve gözü pek direncini tabiî bir seyir, bir samimi kanaatin neticesi olarak göremiyorum. Kısacası her ne Allah’ın belâsı ise, o “üst akıl” denen şeytaniyet, asıl oyunlarını Nurcuların arasında kurdu. Çünkü onları durdurmadan rahat edemeyeceklerini, Müslümanlardan çok daha önce farketmişlerdi.

Nurcuların ilmî heyetler üzerinden bu aziz millet ve ümmete ilân etmeleri gereken çok büyük, çok hayatî meseleleri var. Bu büyük dâvâya soyunup başa çıkarmadan kendilerine yönelmiş bu haksız dalgayı kırmalarının imkânı yok. Belli başlıları şunlar:

Kamal Atatürk, Kemalizm, CHP, Irkçılık, Türkçülük, Kürtçülük, siyâset, devlete bakış, devletleşme, ihlâs, uhuvvet...

Mevzii feryadlarımız bir şey ifade etmiyor, sesimiz duyurulmuyor. Meşverete dayalı külli bir akıl ve bilginin aydınlığına ihtiyaç var.

Bana göre, Bediüzzaman’a da, Nurculara da yapılabilecek en büyük zulüm, haksızlık ve tahkir; Müslümanlık kisvesi ile İslâmiyet adına FETÖ’nün Nurcu olduğunu söylemekdir. Bir kısmı bu haysiyet kırıcı rezil iftirayı alçaklığından seslendiriyor, bir kısmı şuursuzluğundan...

Bu kervana Dilipak’ın da dahil olmasını esefle karşılıyorum. Dilipak’la kuvvetli bir münasebetim de, muarefem de yok. Son otuz yılda karşılaşmalarımızı toplasanız üçü beşi geçmez. Bunlar da bir araya gelme iradesinin değil, rastlantı neticesi...

Dilipak Nurları okudu mu? Bilmiyorum... Okuduysa da hiçbir şey anlamadığı ortada, yoksa bu kadar insafsızcasına bir hükmün yükü altına girmezdi. Dilipak’ı zan altında bırakacak bir şey söylemek istemem, bunu yapacak çok kişi var ve eminim ellerinde yeterince malzeme de vardır. Bazıları sosyal medyada benim de gözüme ilişiyor.

Ben yine de Dilipak’ın bu haysiyet kırıcı, Müslümana yakışmayan, dehşetli bir iftiradan başka bir şey olmayan bu hükmü bir takım İslâmiyet düşmanları hesabına ifâde etmiş olacağını düşünmek istemiyorum. Hatasından dönmesi için vakti var. İlerlemiş yaşını da düşünerek Allah’ın huzuruna bu rezil iftira ile gitmek istemeyeceğini ümid ediyorum.

Bu mevzuun devama kabiliyeti de, hakkı da var... Gerektiğinde ilmî zeminlerde de Dilipak’a Gülen’in niçin Nurcu olmadığını izah ederim. Tabiî önce samimiyetine inanmam kaydı ile...

Son değişiklik Çarşamba, 19 Temmuz 2017 10:34
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım