19 Nisan

Erdoğan’ın Başına Bediüzzaman Sarığı! Vurgulanmış

Gördüğünüz tasvir, uzun zamandan beri sosyal medyada boy gösteriyor. Bir kaç sefer düşünce ve hissiyatımı ifâde etmek istedimse de, araya hep bir şeyler girdi. Az önce tanıdığım bir Nur Talebesinin de nazara vermesi, bu satırların sebeb-i vücudu oldu.


Erdoğan'a olan hislerimi bilmiyor değilsiniz. Siyâset sahnemizin çok büyük ve mühim bir aktörü olduğu ortada. Din, vatan ve millet selâmeti adına muhafazasına çalıştığımı da biliyorsunuz. Bazıları Ak Parti iktidarını hayr-ı mahz görse de, bu şartlarda siyaset arenasında “hayr-ı mahz”ın yerinin olmadığını bildiğimden, ehvenüşşer telâkkî ediyorum.


 

Erdoğan'a Bediüzzaman'ın cübbesini giydirip, sarığını sardırmakla hiçbir şekilde hemfikir değilim. Makul, kabul edilebilir bir tevile de muvaffak olamıyorum.


Bu tasvir kimin eseri, hangi duygularla yaptı; bilmiyorum. Eğer bunu yapan, Bediüzzaman'a hayran, dahası bir Nur Talebesi ise ve Erdoğan'ın Üstâd'ı gibi olmasını temenni ediyorsa; anlayabilirim. Ancak yine de mevcud şartlarda hiss-i zahiriyi ciddi şekilde rahatsız ettiğinden, onu da kabul etmem.


Tasvirin sahibi, Erdoğan’ı, Bediüzzaman’ın hâlefi gibi de görüyor olabilir. Ne var ki, hüsn-ü zannını kırmaya mecburum. Zirâ, Bediüzzaman ile Erdoğan arasında telâfisi imkânsız büyük farklar, doldurulması neredeyse imkânsız büyük uçurumlar var.


Bediüzzaman’ın İslâmiyet hesabına kılı kırka yaran hassasiyeti, “Şeriatın tek bir hükmü için binler başım olsa hepsini fedaya hazırım”da usâreleşen fedâkârlığı ile büyük inzivasını, Erdoğan’ın mevcut şartlardaki icraat ve hayatıyla kıyaslamak, aynı kefede tartmaya kalkışmak akla ziyandır.


Bediüzzaman, bu fâni hayatı terkederken “terekesi” dünyevî takdirle beş para etmeyen basit bir sepet ve içindekilerden ibaretti. Bütün ömrünü bu millet ve ümmetin âhireti için fedâ etmişti. Bir sahabe gibi yaşamıştı... Bu asırda çok az münzevinin bile yaşamaya muvaffak olamayacağı bir hayatı ve ona terettüb eden cihanşümul bir iman hizmeti vardı.


Erdoğan, farklı şartların, farklı bir sahnenin, farklı bir dünyanın insanı. Ehl-i iman oluşu, şartların el verdiği en iyi ölçülerde dindar kalmakta gösterdiği sebat, siyâsî bir lider olarak İslâmî hayatın ihyası için çırpınmaları elbet de takdire şâyândır. Ancak bu kadarı, sırtına Bediüzzaman’ın cübbesini geçirip, başına sarığını sardırmayı makul göstermeye yetmez. Eminim bu tasvir Erdğan’ı da rahatsız etmiştir.


Çok zayıf bir ihtimal daha var, onu da zikretmeden geçmiş olmak istemem. Mümkündür ki, bu tasvirin sahibi Nur Talebesi değil, bir Ak Parti muhibbi olsun. Bu tasvirden maksadı da, Nurculara hoş görünmek ve oradan partiye bir destek temin etmekdir. Fakat bu şekil, destek temini şöyle dursun, Nur Talebelerinin kahir ekseriyetini rahatsız eder.


Nur Talebeleri, siyasî meşguliyetlerden hep zarar gördüler. Bu zarar, şahsî veya cemaatî menfaatler itibariyle değil, hizmetteki dünyevileşme ve inhiraf itibariyledir. Bence Nur Talebeleri en fazla oylarının rengini seçim öncesinde masumca ihsas etmekle iktifa etmeliler. Daha fazlası uhrevî zarar sebebidir.

Son değişiklik Çarşamba, 19 Nisan 2017 20:19
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net
yukarı git