Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam » “Mutlak Vekil”liğe Dair Bir Metin Tahlili...

“Mutlak Vekil”liğe Dair Bir Metin Tahlili... Vurgulanmış

Metin tahlillerinin bir usul çerçevesinde yapılması gerektiği, tefsir ve Hadisle meşgul olanlar gibi, edib ve dilbilgisi ehlince de malumdur. Usulde yapılacak hatalar, metnin doğru tahliline de, doğru anlaşılmasına da mâni teşkil eder.


Her kafadan ayrı bir sesin çıkmasının önünü kesmek için riayet olunan bazı kaideleri şöyle hulâsa etmek mümkün:


Bir söz; kim tarafından, ne zaman, hangi şartlarda, kime, hangi maksadla söylenmiş?


Bu hususlarda hataya düşmemek kaydı ile, aşağı yukarı en müşkil metin tahlilleri de aynı neticeye götürür. Metni tahlil edenlerin kabiliyet ve vukufiyetleri gibi, niyetleri de varılacak neticenin sıhhatinde müessir olur.


Kabiliyet ve vukufiyetimin yüksek olmadığının farkındayım, ancak bazen daha ehil olanların müstağni davranmaları veya kaçak güreşmeleri sebebiyle mesele ortada kalır. O zaman ister istemez daha gerilerden gelen birileri el atmaya mecbur kalır. Bu mevzu benim için de öyledir.


Bir tesellim veya sürur-u kalbim varsa, o da taşıdığım iyi niyettir. Kimseyi tenkid veya tenkıs sevdasında olmadığım gibi, kimseyi medh-ü senâ etmekle de mükellef değilim.


Mevzu, Emirdağ Lâhikası’nda yer aldığı şekli ile “mutlak vekil”; son zamanlarda Nurcular arasında bayraklaştırıldığı şekliyle de “vekil-i mutlak” olarak ifade edilebilir.


Bu makalede tartışmalara girecek değilim. Muradım bu mevzudan ne anladığımı, metnin kendisinden hareketle tahlil ve ifâde etmektir.


Önce, Emirdağ Lâhikasında kısa bir mektûb olarak yer alan metni görelim.

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

“Umum dostlarıma ve Nur kardeşlerime bu vasiyeti ilân ediyorum:


“Ben, şahsım itibarıyla vazife-i Nuriyeyi yapmaya tâkatim kalmamış. Belki ihtiyaç da kalmamış. Hem müteaddit tesemmümlerle ve çok ihtiyarlık vaziyetiyle ve hastalıkla, şimdiki hayatta kalmak, tahammülüm kalmamış gibidir. Şayet müştak olduğum ölüm elime geçmese de, zahirî hayatımda ölmüşüm gibi diye, bu vasiyetimi yazıyorum.


 

“Hâlık-ı Rahmân-ı Rahîme hadsiz şükür olsun ki, bundan altmış yetmiş sene evvel, hilâf-ı âdet olarak tahsil-i ilim, hususan ilm-i imanî yolunda başkaların muavenetine yalvarmamak ve tam fakr-ı haliyle beraber Eski Said çocukluk, gençlik zamanında talebelerine tayınlarını kendi vermeye çalıştığı ve ancak kısa bir zaman beş tayın kabul edip mütebâki talebelerine, bazan yirmi otuz talebesine tayın verdiğinden, ilmi, vasıta-i cer etmeye o talebeler mecbur olmadılar. İktisat ve kanaatle o zaman muvaffak oldukları gibi, Cenab-ı Erhamürrahimîne hadsiz şükür olsun ki, Eski Said gibi şimdi Risale-i Nur kendi hakikî talebelerinin tayınlarını neşriyatıyla mükemmel vermeye başlamış. Âzamî ihlâsı kırmamak için, Risale-i Nur has talebelerine, hususan nafakasını tedarik edemeyenleri tam tamına idare edecek derecede Risale-i Nur'un satılan nüshalarının beşten birisi Risale-i Nur'un hakkı olduğu cihetle, şimdi elli altmış talebesine kâfi sermayesi çıkıyor. Benim (biçare Said'in) içinde hiçbir hakkı yoktur. Yalnız Risale-i Nur'un kıymettar hâsiyeti ve şakirtlerinin şahs-ı mânevisinin kemâl-i sadakati bu mânevî Nur bayramına vesile oldu.


“Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda, hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tâhirî, Sungur, Ceylân, Hüsnü ve bir iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum. Şimdi Risale-i Nur'un satılan nüshalarının sermayesi, Risale-i Nur'un malıdır. Said de bir hizmetkârdır. Hayatta tayınını alabilir. Hattâ bugünlerde ölüm bana çok yakın göründü. Ben de altı vilâyette bulunan elli altmış talebeyi iki üç sene Nur sermayesinden tayınını vermek kat'î niyet ederken, belki bazılarını bazı mâniler onları talebelik hizmetinden vazgeçirecek diye vazgeçtim. Şimdi vasiyetimi yazdım.


Said Nursî


“Haşiye:: Gavs-ı Âzam Şeyh-i Geylânî (r.a.) Risale-i Nur'a ve Müellifine işaret ettiği keramet-i gaybiyesinde bir fıkrada تَعِيشُ سَعِيدًا diye maişet hususunda saadetle yaşayacağını ve en mesut olacağını haber vermiş. Halbuki biz Üstadımızın fakr u istiğnasını şimdiye kadar zahiren buna muhalif görüyorduk. Gavs-ı Âzamın bu ihbar-ı gaybiyesi Üstadımızın hayatında şimdi bilfiil görülmüş ki, küçüklüğünde, daha on yaşında iken amcasının çorbasını içmezdi, minnet altına girmezdi. Ve ders verdiği eski talebelerinin maişetini de kendisi deruhte ederdi. Aynen şimdi de elli altmış talebesinin tayınlarını vermesi, o gaybî ihbarın tam tahakkuk ve tezahür ettiğini göstermiştir.

Tahirî, Sungur, Ceylân

İlk cümleden anlıyoruz ki, okumaya hazırlandığımız metin, bir “vasiyetname”!.. Kimin? Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin. Muhatab, bütün Nurcular. İlânat onlara yapılıyor.


İlk paragrafta Müellif-i Muhterem, yaşlılığından, ağırlaşan hayat yükü ve takatsizliğinden bahsedip “vazife-i Nuriyeyi” hakkıyla yapamadığını ifade ediyor. İçinde bulunduğu şartlarda ölüme olan iştiyakını dile getiriyor, ancak ölüm de ihtiyarî olmadığından kendisini bir nevi ölmüş gibi görerek vasiyetini yazdığını ifâde ediyor.


Bu mektub kaleme alındığında, bildiğim kadarıyla Nurlar’ın telifi bitmiş, hizmet büyük çapta intişar meselesi halini almıştır. Anlıyoruz ki, Üstad’ın takat getiremediği ve devretmek istediği “vazife-i Nuriye” neşir ve neşir safahatındaki meselelerin tanzim ve takibine bakıyor.


Uzunca olan ikinci paragrafta Üstad’ın çocukluk ve gençlik yıllarına gidiyoruz. Allah’a şükrederek naklettiği mesele, çocukluğundan itibaren kimsenin minnetinin altına girmediği gibi, talebelerinin de “tayın”larını –kelimeyi bu günkü mânâsıyla asgarî ücret olarak ifade etmek mümkün- kendisinin verdiğidir. Böylelikle eski talebeleri ilim tahsil ederken başkasının yardımlarını dilenmeye muhtaç olmamış ve “ilmi geçim vasıtası yapıyorlar” ittihamından kurtulmuşlardır.


Üstad’a bu geçmiş zamanı hatırlatıp şükrettiren husus ise, Risale-i Nurların neşir ve satışından elde edilen kazancın yeni talebelerinin “tayın”larını çıkarmaya başlamış olmasıdır. Paragrafın bundan sonraki kısmında karşımıza bir takım detay bilgiler de çıkıyor. Anlıyoruz ki, Üstad, hayatlarını bir şekilde hizmete vakfetmiş olan talebelerine, satıştan beşte bir, yani %20 bir hisse ayırıyor ve bunu tesbit ettiği talebelere, ihtiyaçlarını tam karşılayacakları miktarda dağıtıyor. Yine metinden anladığımız kadarı ile, o günkü şartlarda elde edilen bu tayınat hissesi elli altmış talebeye kâfi gelmektedir. Yine net bir şekilde görüyoruz ki, bu netice o güne kadar büyük sıkıntılar içinde hizmet veren Nur talebeleri adına Üstad’ı fevkâlade memnun ve mesrur etmiştir. O kadar ki, bu neticeyi, “mânevî Nur bayramı” olarak ilân ediyor.


İkinci paragrafta da görüyoruz ki, Müellif-i Muhterem ilk paragraftaki maksadını takib ve daha genişçe ifade ile üçüncü ve son paragrafa geliyor. Paragrafın birinci kısmı şarta bağlı olarak bazı talebelerini “mutlak vekil” tayın etmekle bitiyor. İfâdeyi aynen alıp, tekrar okuyalım:


“Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda, hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tâhirî, Sungur, Ceylân, Hüsnü ve bir iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum.”


Bu satırlar, diğer Nur Talebelerini gücendirmeyecek bir ifade ile vekillerin hususiyetini şöyle sınırlıyor: “Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda, hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört beş adamı mutlak vekil yapıyorum.”


Anlıyoruz ki, vekil tayin edilenlerin temel hususiyeti Üstad’ın yakınında olmak suretiyle bir derece onun “tarz-ı hareketi”ni görüp öğrenmiş olmaları. Vekillikleri ne zaman başlayacak:


“Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam”


Bu iki kayıdın birincisinde tartışılacak bir şey yok. Ölüm, bütün tasarrufları bitirir... İkincisi devam eden fakat şuursuz kalmış bir hayatı tasvir ediyor. Tasarruf ehliyeti itibariyle bir nevi ölmeden ölmekdir, şuursuzluk. Şuursuzluğun tek derecesi, zır delilik olmayacağına göre, çeşitli derecelerde bu şuursuzluğu; “hata yapabilme ihtimali” olarak görmek, yanlış olmasa gerek.


Peki ne yapacak bu vekiller? Cevabı devamında Üstad veriyor:


“Şimdi Risale-i Nur'un satılan nüshalarının sermayesi, Risale-i Nur'un malıdır. Said de bir hizmetkârdır. Hayatta tayınını alabilir. Hattâ bugünlerde ölüm bana çok yakın göründü. Ben de altı vilâyette bulunan elli altmış talebeyi iki üç sene Nur sermayesinden tayınını vermek kat'î niyet ederken, belki bazılarını bazı mâniler onları talebelik hizmetinden vazgeçirecek diye vazgeçtim. Şimdi vasiyetimi yazdım.”


Son satırlar da Üstad’ın “mutlak vekil” tayin sebebini bütün sarihliği ile bir daha ortaya koyuyor: Neşir ve tayinat dağıtım hizmetleri. Nitekim mektubun altına ilâve edilen ve hayattaki tek vekil Hüsnü Bayramoğlu abi hariç diğer üç “mutlak vekil”in imzasını taşıyan hâşiye de, bu üç vekilin Üstad’ın vâsiyetini nasıl anladıklarını ortaya koyup, tartışmaların önünü kesiyor. Hâşiyeyi bir daha okuyalım mı?


“Haşiye:: Gavs-ı Âzam Şeyh-i Geylânî (r.a.) Risale-i Nur'a ve Müellifine işaret ettiği keramet-i gaybiyesinde bir fıkrada تَعِيشُ سَعِيدًا diye maişet hususunda saadetle yaşayacağını ve en mesut olacağını haber vermiş. Halbuki biz Üstadımızın fakr u istiğnasını şimdiye kadar zahiren buna muhalif görüyorduk. Gavs-ı Âzamın bu ihbar-ı gaybiyesi Üstadımızın hayatında şimdi bilfiil görülmüş ki, küçüklüğünde, daha on yaşında iken amcasının çorbasını içmezdi, minnet altına girmezdi. Ve ders verdiği eski talebelerinin maişetini de kendisi deruhte ederdi. Aynen şimdi de elli altmış talebesinin tayınlarını vermesi, o gaybî ihbarın tam tahakkuk ve tezahür ettiğini göstermiştir.”

Tahirî, Sungur, Ceylân

Bahsi, uzatmak da, daha fazla tahkim etmek de mümkün. Lâkin, buna hiç bir şekilde ihtiyaç yok. Nurcuları bilmem ama, bir parça metin tahlili yapabilecek herkes, dünyanın her yerinde bu metni aşağı yukarı böyle anlayacak ve böyle tahlil edecektir.


Başta da söylediğim gibi, maksadım tartışmaktan çok, anladıklarımı ortaya koymak olduğu için, şimdilik bu kadarla iktifâ ediyorum. Mevzua dönüş ihtiyacı hâsıl olsa, inşallah vazife başında oluruz.

 

Son değişiklik Perşembe, 30 Mart 2017 20:50
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım