Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam » SAĞ İLE SOL, BİR DE GÜLEN!

SAĞ İLE SOL, BİR DE GÜLEN! Vurgulanmış

 

Dünyanın her yerinde inşâ da, ekonomik refah da Sağ’ın eseridir... Vazifesi; yapmaktır, yıkmak değil...


Sağ, mutlak bir meşruiyete dayanmaya mecburdur. El attığı her vasıta meşru, girdiği her yol mübah olmalıdır.


Önceliği, ülkenin geleceği ve milletin menfaatleridir... Üstelik de bunları inanç ve ahlâkî değerler üzerinden gerçekleştirmek zorundadır...


Yalan söylememek, kandırmamak gibi ağır mükellefiyetleri de vardır... Zirâ, millete nümûne-i imtisâl olmak da boynunun borcudur, nâmus ve haysiyet borcu...


Bu çerçeve, küçük inhiraflarla da olsa Türk Sağ’ı için de hakikatin tâ kendisidir... Cumhuriyet devrinin bütün gelişmeleri, terakkisi Sağ’dan gelmiştir...

 

Kıtlıkla boğuşmakta olan Şeflik Türkiyesi’ni devralan Menderes, on yılda ülkeyi âdeta uçurmuştur... Sonra Demirel, Özal ve Erdoğan aynı şeyleri yaptılar. Bilhassa Erdoğan, ülkeyi akıl ve havsalanın almakta zorlandığı bir irtifaya çıkarmıştır.  Ceddimizi yıkan bütün şer ve şedit yıldırımlar bu sebepten dolayı Erdoğan’a yönelmiştir...

*          *          *


Sol’a gelince; Sol, dünyanın her yerinde yıkıcıdır. Ne inşâ bilir, ne de ekonomiden anlar. Böyle bir meselesi de yoktur.


Sol’un meşruiyet endişesi de yoktur... Onun için her vâsıtayı kullanabilir, her yola girebilir. Terör ve anarşi temel silâhıdır... Ne kadar çok kan akıtmışsa, kitleleri ne kadar çok korkutabilmişse o kadar başarılıdır.


Tûtî kuşu gibi bıkmadan, usanmadan tekrarladığı hezeyân; sermaye düşmanlığı... Bir de halkların kardeşliğini sayıklar; ırzına geçtiği, kanını bol bol akıtmakta hiçbir beis görmediği halkların kardeşliği.


Zirâ, ruhu ve felsefesi yıkmak üzerine kuruludur... Bütün hedefi, mevcud sistemi yıkmaktır. Yıktığının ne olduğuna da bakmaz, yeter ki, yıkacak bir şeyleri bulmuş olsun...


Yıkmak bir zaferse, Sol’un zaman zaman yıkıcı zâferleri olmuştur... Ama dünyanın hiç bir yerinde Sol’un ekonomik zaferleri yoktur, hiç bir yerde arkasında bir refah bırakmamıştır...


Türk Solu ise dünyanının gerisine göre çok daha kötü, çok daha beceriksiz ve çok daha tahribkârdır...


Zirâ, ülkesinin bütün değerlerine düşmandır... Bu düşmanlık din ile başlar, târih ve ahlâk düşmanlığı ile dal budak salar, dil tahribkârlığı ile de gerçek bir imhâ hareketine dönüşür...


Türk Solu’nun gerçek hiçbir zâferi yoktur... İktidara da ya bir darbenin meş’um zemininde gelir, ya da bir takım büyük tertib ve entrikalarla... Fayda umduğu bütün darbeleri alkışlayacak kadar da rezildir...


Ekonomi ve refah adına Türk Solu’nun karnesi, tam bir yüz karasıdır... Kısa iktidar devirleri bile ülkeyi onlarca yıl gerilere götürmüş, çöktürmüştür...


Türk Solu, terör ve anarşinin de yegâne âmilidir... Bu milletin yarım asrını, on binlerce gencin hayatını ve ekonomiyi mahveden bu silâhı kullanmakta hiç bir zaman imtina etmedi, bugün de etmiyor...


HDP ve PKK da Türk Solu’nun mühim bir koludur... Soldan da öte, doğrudan Marxisttir, yıkıcıdır. İnşa nâmına hiçbir teklifi yoktur. Kemalist Türkçülüğün Kürt halkına revâ gördükleriyle beslenmiş ve bu günlere gelmiştir...


Türk Sol’undan daha beceriksiz olduğunu görmek isterseniz, belediyeyi ellerinde bulundukları şehirlere gidiniz. Türkiye standartlarının en az elli yıl gerisindedirler... Kısacası onlar da Sol’dur...


Seçimlere de bakacak olursak!


Seçimlere giderken AK Parti, belli ki bir körleşme yaşıyordu, kamaşma demek de mümkün... Şer cephesinin behemahal HDP’ye barajı aştırma gayretinin kendisi için büyük bir tehlike olacağını erken görmeliydi... Baraj vaktinde yüzde beşe düşürülse idi, ne her ihtimalden hareket eden bunca emanet oy HDP’ye giderdi, ne de Kürt oyları orada bloklaşırdı...


Sonra üç çeyrek asır Kemalist diktanın zulmüne uğrayan Müslüman Kürtler diyorlardı ki,


Bize bu zulmü yapan, Batı Taşeronu Kemalist yapıdır. Bir gün Müslüman Türkler, kardeşlerimiz iş başına geldiklerinde bu zulme son verecek, kardeş olduğumuzu hatırlayacaklardır. Onlarla aramızda doğrudan Hukukullah hâkem ve ölçü olacak, Türkler ne ise biz de o olacağız.”


Bu büyük ümidle uzun yıllara, çile ve ızdırablara direnmişlerdi... Nitekim AK Parti’yi kendi bölgelerinde birinci parti yapmakta tereddüd de göstermemişlerdi...


Ama zaman geçtikçe ümidlerini kaybetmeye başladılar... Zirâ, AK Parti de bütün müsbet icraatlarına rağmen, belli bir noktadan sonra Kemâlist insiyaklarla hareket ediyor, olmadık bir yerde Türkçü bir ruhu bayraklaştırıyordu...


Bilhassa Erdoğan’ın seçime beş kala “Kürt Sorunu yoktur!”“Ana dilde eğitim asla olmaz!” yollu çıkışları, gerçek bir talihsizlik olmuş ve Müslüman Kürtleri, HDP’ye âdeta mecbur etmiş, büyük hâyâl kırıklığı meydana getirmişti...


İyi bir tahlil, AK Parti’ye yalnız başına iktidar olma kapısını kapatanın HDP’ye giden AK Parti oyları ve yüksek seçim barajı olduğu hakikatinden başka bir yere götürmüyor.


Seçimlere giderken Sol’un tek hedefi vardı: Ak Partiyi iktidardan uzaklaştırmak, Erdoğan’ı durdurmak... Bu hedef için bütün yalanları söyleyebilir, bütün gayr-i meşru yollara girebilirdi. Öyle de oldu...


MHP ise ırkçılık körüydü... Ak Parti’yi yıkmakta diğerleri ile hemfikirdi. Üstüne düşeni her zeminde fazlasıyla yaptı...


HDP ise, bir Truva Atı durumuna düşmüştü... Erdoğan ve Ak Parti düşmanlığında hemfikir olanların tamamı, şu veya bu ölçüde ona çalışıyordu. Aldığı oyların yarısına yakını bu düşmanlığın neticesidir, HDP’nin gördüğü takdirin değil...


Bir de Gülen var tabiî...


Gülen’in meşruiyet anlayışı, kendisiyle başlayıp biter... Nefsine ve grubuna hizmet eden her vâsıta meşru, her yol mübahtır...


Üstelik iktidarla giriştiği ölüm-kalım savaşı sebebiyle yaşadığı derin ümitsizlik ile her türlü entrika ve çılgınlığa açık hâle gelmişti... Sırtını yasladığı devletler, en azından bin yıldan beri bu ülke ve milletin düşmanlarıydı: İngiliz, İsrail, ABD ve diğerleri...


Seçim şartlarında en çok da onlar çalıştı... Hâlâ çok güçlü olan medyası 24 saat AK Parti düşmanlığı yapmakta tereddüd etmedi... Kapı kapı dolaşıp yarım asırdan beri birbirilerinin münkir ve düşmanı oldukları HDP ve PKK’ya oy topladılar...


Yarına gelince...


Yaşadığımız küçük bir yol kazasıydı, yarınımızı daha büyük yıkımlardan kurtaracak bir yol kazası; bir nevi ehvenüşşe!..


Muhalefet, hükumeti kurabilecek durumda değil... Kursa, kurabilse üç beş ay zarfında ülkeyi bir daha batırır...


Millet ve memleketin selâmeti, Ak Partinin bir hükumeti kurmasını emrediyor... Bu, uzun ömürlü olmayacak bir hükûmet olmalı şübhesiz...


Doğru olan, seçim barajını düşürüp, seçim sistemini de gözden geçirerek en geç bir yıl sonra erken bir seçime gitmektir. Tabiî bu arada yapılması gerekenlerin tamamını yapmak kaydı ile...

Son değişiklik Çarşamba, 10 Haziran 2015 12:25
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım