17 Nisan

M. Kemal, Bayrak ve Müslümanlar... Vurgulanmış

Bu güne kadar, zaruret bıçak ağzı gibi kemiğe dayanmadıkça, kişileri kalemimin malzemesi ve hedefi yapmadım. Hattâ kişiyi malzeme edinmiş gibi göründüğümde bile şahsıyla değil düşünceleriyle hesaplaştım. Ne hasmın boyu, posu ile meşgul oldum, ne de hususî hayatının mübtezelliklerini serrişte ettim. Fikret Bila’yı da etmeyeceğim.

Milliyet’in Ankara temsilcisi ve tâbir yerinde ise kadîm köşe yazarının 17.04.2013 târihli yazısının başlığı: “T.C. tepkisi yol gösterici olmalı


Sağlık Bakınlığının bâzı tabelâlardan “TC” kısaltmasını kaldırmasından hareketle yola çıkan Bila, bir kaç satır sonra derin endişelerini şöyle ifade ediyor:

 

Bu sürecin, Kurtuluş Savaşı’nı, başta bayrak olmak üzere ulusun değerlerini, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü silikleştirerek, zaman zaman yok sayarak ve hatta suçlu ilan ederek yürütülmesi yapılabilecek en büyük yanlıştır.”


Bu bir tesbit değil, tehdit ve göz dağıdır; bir nebze de Şark kurnazlığı... “Kurtuluş Savaşı, bayrak, ulusun değerleri”nin arasına M. Kemal’i de katıp onun silikleştirilmesi ve yok sayılmasından yakınan Bila, çok mahzurlu addettiği bu durumun isbatını da “âkıl adamlar”a tevcih edilmiş, bir kaç sualin vukuu ile hallediyor. Bir toplantı salonunda binde bire, ülke çapında milyonda bire tekabül etmeyecek bir sual ile meselesini halleden Bila’yı ciddiye almak belki zâid ama makalenin gerisi dehşet verici.


Her devirde Ankara’nın derin dehlizlerinin nabzını tutmak, onlara yakın durmakla mâruf Bila devam ediyor:


Akil İnsanlar olarak belirlenen heyet mensuplarının illere yaptıkları ziyaretlerde karşılaştıkları sorular bunu kanıtlıyor. Süreç yürütüyoruz diyerek, bu simgelerle oynanmamalıdır.Türkiye Cumhuriyeti’ni gizleyerek, yürümeye çalışmak doğru bir yöntem değildir.


Nereden mi belli? Cevab kıdemli muharrirden gelsin:


Akil İnsanlar’la toplantı yapılan salonlarda halkın Türk bayrağı ve Atatürk resmi görmek istemesi, yokluğuna tepki göstermesi de bunu kanıtlıyor.


Öncelikle, M.Kemal ile Bayrağı ayrılmaz ikili olarak takdim eden Fikret Bila, milleti aptal yerine koyuyor!.. Sonra, bir iki toplantıdaki, bir iki mevzii tepkiyi milletin müşterek hissiyatı olarak takdim etmekle zekâvetinin parlaklığını belgeliyor...


Bir kere, -Kürtleri geçiniz- hiçbir Türkün bayrak ile en ufak bir meselesi yoktur... Ama şurası saklanması imkânsız bir hakîkat ki, Türkler, M. Kemal meselesinde Bila ile asla hemfikir değillerdir. Hükmü ekseriyete göre vermek mantığın iktizâsı ise, Türkler nezdinde de M. Kemal’in hissesine sevindirici birşey düşmez. Delil mi istiyorsunuz? M. Kemal’in mirası dâvâsında mangalda kül bırakmayan CHP 1946’dan beri millet reyiyle iktidar yüzü görmedi, görmüyor, göremeyecek... Zaman zaman sahneye buyur edildi elbet, ama millet tarafından değil; mel’un darbeciler tarafından. İktidar yüzü gördüğü kısa devirler, onların eseri...


Bila, gemi azıya almakta beis görmemiş, devam ediyor:


Türkiye’de mütedeyyin olarak tanımlanan dindar kesimlerin, Atatürk’le de Türk bayrağıyla da, Türkiye Cumhuriyeti’yle de T.C. rumuzuyla da bir sorunları yoktur. Atatürk, dindar kesimlerin gözünde de ulusal kahramandır. Zaferle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı’nın lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderidir.


Emin misin sevgili yazar?.. Zıdları aynı çuvala doldurarak kurnazlık yapmanın alemi yok!.. Evet, dindarların Türk bayrağı ile de, hakiki mânâsıyla cumhuriyetle de, TC rumuzuyla da bir meselesi yoktur, doğru... Ama M. Kemal ile ilgili söylediklerinizin hakikatle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur sayın Bila. Zirâ dindarların M. Kemal ile çok ciddi ve esaslı problemleri vardır...


Yine de Bila, bu âna kadar söyledikleri ile makalesini bitirse idi, yok sayacaktım. Ancak aklın almayacağı dehşetli bir küstahlıkla şunları söyleme fütursuzluğunu gösteriyor Milliyet’in şöhretli yazarı:


Atatürk’le sorunlu kesim, mütedeyyin tanımının dışında kalan dini esaslara dayalı devlet isteyenlerle, ayrılıkçı olanlardır.


Söylenecek çok şey var, ama neresinden, nasıl başlayacağımı bilemiyorum... Öncelikle dünyanın hiçbir yerinde emsâli bulunmayan, hukûk ucûbesi 5816 nolu kanûn önümü kesiyor: Atatürk’ü Koruma Kanûnu... Geçmişte, “M. Kemalin gözlerinin üzerinde kaşları vardı!” diyenlerin bile hapisle cezalandırılmasına sebep olan kanûn...


Dehşetli icraatlere imza atmış bir idâreciyi, her türlü tenkid ve itirazın üstüne cezâî müeyyide tehditleri ile çıkaran bu kanûnun varlıği da Bila’yı yalanlıyor ama onu görmezlikten geleceği açık...


Uzatmayayım sayın Bila!.. Atatürk ile problemli olmak ayrılıkçılıksa sevgili Bila, bu satırların sahibi tam da onlardandır... Haklısınız, bir dindar olarak M. Kemal ile halli imkânsız büyük meselelirim var, ama iftira atıyorsunuz: Ayrılıkçı değilim, hiçbir dindar da ayrılıkçı değildir ve olamaz... Ne ayrılığı? Bu ülkenin bölünmemesi için hayatımı seve seve verebilirim. Ömrüm ise İttihad-ı İslâm’ın tesisi uğrunda çalışmakla geçti, geçiyor. Her türlü ırkçılığı câhiliye, bütün ırkçıları da mel’un ve budala bilirim.


Dine dayalı devlet” istemeyi öcü gibi göstermeniz ise, devri çoktan kapanmış Kemalist bir eblehliktir; “Müslümanım ama Şeriatı istemem!” budalalığının bir nebze makyajlanmış şekli... Hiç şübhesiz, her Müslüman, inançlarını temsil eden bir devlete sırtını dayamak ister, bundan şübheniz olmasın...


Ve “Barış Süreci”ni başlatanlara “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” hedefini bir daha telkin ettikten sonra buyuruyorsunuz ki:


Bu amaç, bireysel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmak, yüzyılların getirdiği ortak kültürü, ortak değerleri tahrip etmeden, farklılıkların siyasal birlik içinde yaşanmasına olanak sağlamakla mümkün olur.


Neresini düzelteyim veya neresine itiraz etmeyeyim? Gösterdiğiniz hedef, bu millet için yüz yıllara değil, seksen yıllık kabul görmemiş bir devre dayanır; bu bir... Mevcûd haliyle ne demokratik, ne laik, ne de sosyal bir devletimiz oldu; eder iki...


Ve sevgili Bila, M. Kemal ve ekibi gerçek mânâsıyla bin yıllık inanç, târih ve medeniyetimizi hedef alan inkılâblarla yıkarken hiç itiraz etmediniz, hiç bunların yüz yıllık değer değil, bin yıllık değerler olduğunu söylemediniz... Biliyorum, o zamanlar henüz dünyada değildiniz. Olsun cânım, ziyanı yok; bugün söyleyiniz, sayın Bila, bugün!..

Son değişiklik Çarşamba, 17 Nisan 2013 13:42
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net
yukarı git