Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam » Barışın gönüllüsü olmazsak, kaybederiz!..

Barışın gönüllüsü olmazsak, kaybederiz!.. Vurgulanmış

Cumhuriyet Ankara’sı, yaklaşık bir asır Kürtlere zulmetmekle kalmadı, zulmünü meşrulaştırmak, tabiî bir hak ve insanî bir seciye olarak gösterebilmek için Türklieri de kandırdı. Kandırdığı, mankurtlaştırdığı Türklerle zâlimliğini peçeliyor, muhtemel vicdânî haykırışlara bütün kapıları kapatıyordu.


Osmanlının bakayâsı üzerine yeni devleti inşâ eden Ankara, îmân ve inancını kaybetmişti... Hayır; bu, bir zorlamanın neticesi değil, Jön Türklerden beri yüzünü bütünüyle Batıya çevirmiş müstağrib Osmanlı aydının geldiği son nokta idi: İnkâr!.. Ve Ankara yekpâre bir inkârın üzerine inşâ edilmişti. Dinini, târihini, ecdâdını inkâr eden Ankara; bin yıl aynı kaderi paylaştığı Kürtleri de inkâr ediyordu.


 

Yeni devlet, Kürtlere revâ gördüğünü, önce Türklere kabul ettirmeye mecburdu... En kaba, en sert, en zâlim çıkışı “Kürt yoktur” inkârı idi... Ne var ki, bu inkârın kendisi Kürt varlığının temel delil ve ikrarıydı... Onun için Ankara, kendi yalanına hakikat rengi vermek için bu “yok”un tahakkukuna çalışıyordu... “Kürt yoktur”u isbatlamanın yolu ise, yazık ki, sadece Kürtleri yok etmekle kabildi... Yeni devlet, bir asra yakın Kürtleri yok etmek için uğraştı: İnkâr, asimilasyon, yasaklar, geri bırakılmışlık, terör gibi dehşetli ifritler hep aynı kirli kaynaktan fışkırdılar...


Lâkin bu gayr-i insânî, bu zulüm dolu saltanatın ömrü uzun olamazdı... Bin türlü entrika, zulüm, terör ve darbe cehennemine rağmen yolun sonuna gelindiğini nihâyet Ankara da bilmecburiye gördü: Yol bitmişti...


Barış arayışları hız kazandıkça, zulüm görmüş Kürtlerin sevincine, mankurtlaştırılmış Türk kitlelerinin derin kederinin eşlik etmesi kaçınılmazdı... Asırlık yalanların şuurlarını iğdiş ettiği bu kitleye birilerinin bildiklerinin, inandıklarının aslında büyük bir yalan olduğunu anlatması ve onları ikna etmesi gerekiyor... Aksi takdirde Kürtlerin asırlık acıları, bir cezâ gibi Türklere geçecek ve muhtemelen barışın önünü büyük çapta tıkayacak, yeni ve daha büyük acılara yol açacaktır... Türklere bir asırdır Ankara’nın kendilerine yalan söylediğinin anlatılması, onun için büyük zarurettir. “Âkıl adamlar” mı?.. Hayır, bu kadar büyük bir mesele onların işi değildir, üstesinden gelemezler...


Türkleri asırlık yalanlarının tehlikelerine karşı koruyup uyandırma işi doğrudan Ankara’nın işidir. Samimî barış arayışlarını bütün ruhumla desteklediğim mevcud iktidar, bu büyük vazifeyi doğrudan üstlenmeye mecburdur. Şüphesiz bir çok vasıtayı kullanacak, kullanabilir ancak sevk ve idareyi bizzet üstlenmelidir... Başbakan ve ekibi, Türklere devletin kendilerini bir asırdır hangi yalanlarla kandırdığını tane tane ve müdellel olarak anlatmalı, anlatabilmeli... Aksi taktirde “Anayasadan Türk kelimesi çıkarsa silahımı alıp dağa çıkarım!” diyen eski bakan Hasan Celâl Güzel’in feverânı yankı bulacaktır...


Bahs-ı diğer ama, açık değil mi ki, Güzel’in bu tâlihsiz feverânı isimleri bir asırdır anayasada yer almayan ve zorbalıkla inkâr edilen Kürtlerin silâhlarını alıp dağa çıkmalarının haklılığını da ilân ediyor. Zavallı Güzel!.. Hani hakperesttin, hani mü’mindin, hani inanlar kardeşti!... Her ne ise! Bahs-ı diğer dedim ya, geçiniz...


İktidara tavsiye makamında olmadığımı biliyorum, ancak bu topraklarda yaşayan biri olarak bildiklerimi de söylemeyi bir vecibe addediyorum:


Bu zamanda, yalanlarla uyutulup mankurtlaştırılmış Türklerin acısını dindirmenin yolu, onları yalanları ile yaşamaya terketmek değil, uyandırmaktır. Zâten o yalanlarla yaşamanın imkânı kalmadığı için barışın eşiğindeyiz... Ankara geçmiş yalanlarının muhasebesini yapmalı ve bunları dönüp Türklere anlatmalıdır... Türkler ile Kürtlerin arasındaki hâlâ en kuvvetli bağ olan İslâmiyetin kardeşlik ve birlik dersleri Türklere “âkıl adamlar”ca değil, kanaat önderleri ve cemaatlerce anlatılmalı, bu iki kavmin kadim zemini İslâmiyet hayatlandırılmalıdır...


Memleketin Türk ve Kürtleri aynı çap ve samimiyette kucaklayan en kuvvetli cereyanı Nurculuk, barışın da hayati bir kapısı olabilir. Nurcular bu işin de gönüllüsü olmalılar. Üstelik inanç ve îmânları da bunu iktiza ediyor. Üstad Bediüzzaman’ın rehberliğini bu iki Müslim kavim de rızâ ile kabul eder. Bu rehberliğin de tam zamanıdır...


Kürtlere ise birlikte yaşamakla kazançlı çıktıkları Türk kardeşlerini rencide etmemek için sevinçlerini de sessiz ve şa’şaasız yaşamalarını tavsiye ediyorum... Gerektiğinde – ki kısmen de olsa gerekiyor - Türklere dönük çalışmanın başka bir benzeri de Kürtler için yapılmalı; Kürtlere asırlık trajedilerinin merciinin Türkler değil, Ankara olduğu iyi anlatılmalıdır.


Birlikte yaşamanın en kestirme ve sağlam yolu, birlikte yaşamanın gönüllüsü olmaktır. Buna çok, ama çok ihtiyacımız var...

Bugün

Son değişiklik Pazartesi, 15 Nisan 2013 10:12
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım