Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam » Davutoğlu haklı: Bu habis parantez kapanmalı artık!..

Davutoğlu haklı: Bu habis parantez kapanmalı artık!.. Vurgulanmış

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en gayretli, en liyâkatli ve en cesur Hariciye Nâzırı Ahmed Davutoğlu, “Sykes Picot'un bize çizdiği o kalıbı kıracağız!” diyor... Sykes-Picot, Lenin’in deşifre ettiği anlaşmanın ismi. Rusya’nın da tasdik ettiği İngiltere ile Fransa arasında imzalanmış anlaşmaya göre, Osmanlı topraklarının mühim bir kısmı bu üç ülke arasında paylaşılacaktır... Andlaşmanın tarihi: 16 Mayıs 1916...

Değişen şartlara ve kurulan yeni devlete rağmen andlaşmanın Rusya’ya bakan kısmı hariç, gerisi aşağı yukarı mer’iyetini korur. 1917 Bolşevik İhtilâli Rusya’yı kendi topraklarına ve iç meselelerine dönmeye mecbur bırakınca işin Rusya ayağı değişmiş ama İngiliz ve Fransız menfaatleri ufak tefek şeklî kırılmalarla da olsa hayatta kalmaya devam etmiştir. İttihad-ı İslâmın çatı yapısı olan Osmanlı topraklarını paylaştıran bu habis andlaşmanın dayattığı haritaları reddeden Davutoğlu’nun bâzı çevrelerin hedefine girmesi şaşırtıcı değil... Yeni Osmanlıcılıkla ittiham edilmesinin sebebi de bu...

Osmanlı topraklarını “ulus-devlet”lere bölerek menfaatlerini emniyet altına almaya çalışan Batılı güçlerin bir asra yaklaşan bir muvaffakıyete imza attıkları sır değil. Lâkin şartlar değişiyor... Bahis mevzuu bölge, ulus-devletlerin ceremesini yaşayarak ödedi, ödemeye de devam ediyor. Bilhassa Ankara’ya dayatılan bu habis ve hasta yapının Kürt Meselesini doğurarak Türkiye’yi felç edeceğini hesaplayanların yanılmadığı 30 yıldan beri yaşadığımız terör cehennemi ve ödediğimiz korkunç bedellerle sâbittir...

On yıllık iktidarında bölgeye kurulmuş tuzakları daha yakından fark eden AK Parti muktedirlerinin seleflerine göre daha fazla direnç göstermesi îmânlarının tabiî iktizası idi. Bu mü’min insanların, bu düşman tezgâhı sineye çekmeleri beklenemezdi... Onun için de hasımları yıkmak kasdıyle hamle üzerine hamle yaptılar: Darbe plân ve tezgâhları, kapatma gayretleri hep aynı menfur ve kirli kaynaktan fışkırdılar. Ama beyhûde!.. Asırlık bir şenaatin sekerât vaktindeyiz, ölmesini durdurmaya kimsenin gücü yetmez artık... Müjdeyi Davutoğlu veriyor:

"Aslında bir büyük bölgesel restorasyonun önünü açıyoruz. Bunu dediğimizde bize diyorlar ki 'Yeni Osmanlıcı'. Birilerini, Balkanlar'daki ve Ortadoğu'daki bazı milletleri bize karşı kışkırtmak için. Osmanlı, Selçuklu, Artuklu, Mervani, Selahattin Eyyübi ile gurur duyarız, kim ne derse desin. Ancak şunu da sorarız: Bütün Avrupa sınırları kaldırıp bütünleşirken yeni Romacı, yeni kutsal Roma Germen İmparatorlukçu olmuyor da niçin biz 100 sene önce bir arada yaşayan halklar tekrar bir araya gelsin derken suçlanarak ‘Yeni Osmanlıci’ ilan ediliyoruz? Onlar ne derse desin bütün şehirlerimiz, kentlerimiz kendi hinterlandı ile buluşacaktır."

Bu ferâset ve dirâyet Ankara’nın târihinde bir ilktir… Davutoğlu’nun şu ifâdelerini ise avuçlarımı patlatırcasına alkışlamak isterim:

Burada iki yol var. Ya yeni bir siyaset ve düzen anlayışıyla bütün bu bariyerleri önce zihnimizde, sonra gönlümüzde, sonra fiiliyatta ortadan kaldıracağız ve daha büyük ölçeklere doğru hep beraber yürüyeceğiz. Türküyle, Kürtüyle, Arnavutuyla, Boşnakıyla, Arabıyla, her bir milletiyle yürüyeceğiz; ya da bizi lime lime edip küçük parçalara ayırmaya çalışacaklar. İrademiz net ve açıktır. Artık bu parantez kapanmalıdır. Önce Sykes Picot haritaları ile, sonra sömürge yönetimleriyle, sonra sun’i çizilmiş haritalar üzerinde ortaya çıkan ve her biri diğerini suçlayan ulusçuluk ideolojilerine dayalı devlet anlayışlarıyla gelecek inşa edilemez. Sykes Picot'un bize çizdiği o kalıbı kıracağız"

Ne var ki, beni ayakta alkışlamaya sevkeden bu haklı duruştan tedirgin olanlar da var. Tedirginliklerine suret-i hak maskesi geçirmek için kirli bir takım derelerden su getirmekten de geri durmuyorlar. Öcalan’ın basına akseden ifâdelerinden hareket eden Aslı Aydıntaşbaş, Öcalan ile Davutoğlu’nun düşünceleri arasındaki parelellikten dehşete kapılıyor ve uzun bir tahlil ile tarafları sevke çalıştıktan sonra; “Anayasanın tartışıldığı bir dönemde, Türk-Kürt kardeşliğine vurgu yapılması, Kürtlerin Türkiye Cumhuriyet çatısı altındaki konumunun yeniden tanımlanması, elbette önemli. Ancak bu ortaklığın, İslam değil, ‘anayasal vatandaşlık’ ve ‘demokratik haklar’ çerçevesinde kurulması gerektiğini hatırlatalım.” diyerek noktalıyor.

Sığ ve tipik Cumhuriyet aydının İslâm düşmanlığını en zayıf perdeden aksettiren bu nasihati takviye için de, “yorumcu” dediği Hayko Bağdat’a sığınıyor. Zirâ Bağdat: “Eğer iki halkın barışması, Anadolu’nun dört kadim halkının yok sayılmasıyla gerçekleşecekse, bundan hayır gelmez!” demiştir.

Aslı Hanım da Hayko da bal gibi bilirler ki, o dört kadim halk Osmanlı’ya ihanet etmedikleri uzun asırlar boyunca sulh ve saâdet içinde yaşıyorlardı bu topraklarda. Asıl sıkıntıyı ise ya savaş yıllarında yaşadılar, ya da lâik ve demokratik Cumhuriyet zeminlerinde...

Demokrasi ve laikliği İslâmiyet’ten daha âdil ve daha hürriyetçi saymak da birincisi için cehâletin ikincisi için ise düşmanca bir kasdın eseri olmalı. Bahs-ı diğer olduğu için oraya girmeyeceğim.

Bütün ruh ve gönlümle haykırmak isterim ki, Ahmed Davutoğlu haklı: Bir asır önce ecdadımız gibi, gelecek nesillerimizi de boğmak için bir mengene gibi açılan bu habis parentez kapanmalı artık!..

Bugün

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım