Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam » Bediüzzaman, Meriç ve Erdoğan!..

Bediüzzaman, Meriç ve Erdoğan!.. Vurgulanmış

İkinci defa seçilmesi Türkiye’de neredeyse bir bayram sevinci uyandıran Hüseyin Barack Obama’nın ABD sahnesine çöreklenmiş Yahudi gücüne selâm durup, bir asra yakındır Filistin halkına insanlık târihinin en dehşetli zulmünü yaşatan İsraile, selefleri gibi tereddütsüz sahip çıkması, Batıperest aydın ve siyâset erkânları için şaşırtıcı olabilir ama fakir hiç şaşırmadı. Gazzeli bebeklerin mâsum bedenleri ateş kusan İsrail bombaları ile parçalanırken Obama; “İsrail’in kendisini korumaya hakkı var!” diyordu.


 

Bu, İsrail zulmünden daha dehşetli ve daha alçaltıcı zulüm ve tahkiri; kabul etmeli ki, sadece bu ülkenin Başbakanı Receb Tayyib Erdoğan, lâfını eğip bükmeden reddetme cesareti gösterdi. Erdoğan, basit bir itirazda bulunmanın ötesinde bu gayr-i ahlâkî tavrı ağır bir tenkide de tâbi tutuyordu:


Görüştüğümüz liderlerin yaklaşımı çok enteresan. ‘İsrail savunma hakkını kullanıyor!' diyor. Bu nasıl adalettir? Bu nasıl âdil bir yaklaşımdır? Bunu bu şekilde ifâde edebilmek mümkün mü?


Şüphesiz değil ama göbeği ve beyniyle Yahudi lobilerine teslim olan ABD ve idârecileri için bu bir ilk değil, asırlık bir tefessühün son bir tekrarından ibaretti. ABD, zâlimin yanındaki duruşu ile sonunu hazırlayacak, er veya geç çökecektir şüphesiz... Târih-i beşer aksini kaydetmiyor: Zulüm âbâd olmaz!


Tanzimat’tan beri Batıya perestiş eden Türk aydını, gafleti ile Devlet-i Aliyye’nin sonunu getirmekle kalmadı, Cumhuriyet Türkiyesi’ni de Batı’nın mânevî esâreti altına soktu. Bu ülkenin topraklarında yaşayan isanların herhangi bir Batı ülkesinde yaşayanlardan farkı, bir parça ten ve bir tutam saçtan ibarettir. Bu elîm vaziyet, bu toptan Mankurtlaştırılma Cumhuriyet Ankara’sının büyük zaferi(!)dir. Daha da hazîn olanı, bu ülkenin en koyu Müslümanları de nihâî noktada Batıperesttirler... Hangisinin ağzını açsın gırtlağından Batı hayranlığı boşalır...


İtiraz edenler olmadı mı? Oldu şüphesiz...


Bütün Kur’ân’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalı'nın gözünde Osmanlıydık; Osmanlı yani İslâm; karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın! Avrupa maddeciliğine rağmen Hıristiyan’dı; sağcısıyla solcusuyla Hıristiyan. Hıristiyan için tek düşman bizdik: Haçlı ordularını bozgundan bozguna uğratan korkunç ve esrarlı kuvvet. Genç cüce, müselsel zilletler sonunda ihtiyar devin zaaflarını keşfetti; ahde vefa, civanmertlik, merhamet... Aşağıdan aldı, hulus çaktı, yaltaklandı ve... nihayet alt etti devi. Cenk meydanlarında değil, yatak odalarında kazanılan bir zaferdi bu. Zavallı Türk aydını... Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalıştı. Sonra unuttu hazineleri olduğunu, düşmanın putlarını takdis etti, hayranlıklarını benimsedi. Ve nihayet dev papağanlaştı...” Cemil Meriç; Bu Ülke


Diye haykıran Cemil Meriç’in keskin feryadı her kulağı açabilirdi, açmalıydı!.. Ama sadece kulaklarımıza değil, kalb ve gözlerimize de kurşun dökmüşlerdi: Duymadık, görmedik, idrâk edemedik.


Bu bir kaç asırlık içtimaî cinnetten yakasını sıyıran tek şahsiyet: Bediüzzaman Said-i Nursî... Şâkirdleri için bütünüyle aynı şehâdette bulunmak kabil mi? Hayır!... En azından hatırı sayılır bir kısmı için: Hayır!..


İşte Üstad’a sorulan bir suale verdiği muhteşem cevap... İşte Batı’nın ruhunu idâma mahkum edip bir paçavra gibi çöpe atan kendinden emin haysiyetli duruş:


Diyorlar ki:Senin eski zamandaki müdafaatın ve İslâmiyet hakkındaki mücâhedâtın, şimdiki tarzda değil. Hem Avrupa'ya karşı İslâmiyet'i müdafaa eden mütefekkirîn tarzında gitmiyorsun. Neden Eski Said vaziyetini değiştirdin? Neden manevî mücahidîn-i İslâmiye tarzında hareket etmiyorsun?’


“Elcevab: Eski Said ile mütefekkirîn kısmı, felsefe-i beşeriyenin ve hikmet-i Avrupaiyenin düsturlarını kısmen kabul edip, onların silâhlarıyla onlarla mübâreze ediyorlar; bir derece onları kabul ediyorlar. Bir kısım düsturlarını, fünun-u müsbete suretinde lâ-yetezelzel teslim ediyorlar, o suretle İslâmiyetin hakikî kıymetini gösteremiyorlar. Âdeta kökleri çok derin zannettikleri hikmetin dallarıyla İslâmiyeti aşılıyorlar, güya takviye ediyorlar. Bu tarzda galebe az olduğundan ve İslâmiyetin kıymetini bir derece tenzil etmek olduğundan, o mesleği terkettim. Hem bilfiil gösterdim ki: İslâmiyetin esasları o kadar derindir ki; felsefenin en derin esasları onlara yetişmez, belki sathî kalır. Otuzuncu Söz, Yirmidördüncü Mektub, Yirmidokuzuncu Söz bu hakikatı bürhanlarıyla isbat ederek göstermiştir. Eski meslekte, felsefeyi derin zannedip, ahkâm- ı İslâmiyeyi zahirî telâkki edip felsefenin dallarıyla bağlamakla durutmak ve muhafaza edilmek zannediliyordu. Halbuki felsefenin düsturlarının ne haddi var ki, onlara yetişsin?” Mektubat; S:426-427


Batı düşünce ve felsefesini bütünüyle reddeden Üstad’ı, onu hiç okumamış olanların anlamaması belki anlaşılabilir; ama onu okuyanlar bu çarpıcı cevabı, kesin ve tereddütsüz reddiyeyi aynıyla görmek ve muhafaza etmek mecburiyetindeler.


İslâm âlemi, Bediüzzaman’ın rahle-i tedrisinden geçmeden ne Batıyı bihakkın anlayabilir, ne Batının mânevî istibdâdını reddedebilir, ne de içine düştüğü bu zilletlerden ruhunu kurtarabilir… Bebeklerimizi katleden düşmanların tahkirlerinden kurtulmanın yolu; onlara yaltaklanmak değil, reddetmek; yüzlerine tükürmektir. Bir asır önce İstanbul’u işgâl eden İngilizlerin Başpapazının küstahlığına, “Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!” diye cevap veren Üstad Bediüzzaman’ı takliden olsun, tükürün!..

Son değişiklik Cuma, 23 Kasım 2012 09:44
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım