Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam » Ahmet Tezcan » Bilen bilsin, bilmeyen de, nemiz var!

Bilen bilsin, bilmeyen de, nemiz var!

Okuyun hayatını, yemekler içinde en çok yoğurda ekmek banmayı seven bu insan, bu hazret-i insan, karşısındaki Selçuklu Sultanı'na "Sen sahibini ısıran bir köpeksin!" diyecek kadar celallendiğini göreceksiniz! 
Bir insana dalağı yok diye "dalaksız" demek ayıp mıdır?
Evet ayıptır! Velev ki o insan dalağını gerçekten askere gitmemek için aldırmış olsun!
Bana "dalaksız" diyen bir insana "sen de beyinsizsin" demek ayıp mıdır?

Evet ayıptır! Velev ki öfke o insanın beyin fonksiyonlarını yok etmiş olsun!

 

***

 

İki insandan söz edeceğim. Mesnevi'si olan iki hazret-i insan.

 

İlki; sevdiği yemeğe kadar hayatı bütün açıklığıyla bilinen, 6 ciltlik Mesnevi'si ile bütün dünyaya hâlâ rehberlik eden, toprağa gömüldüğü 1273 yılından bugüne kadar hemen her insanın genetik kodlarına nüfuz edecek kadar canlı olan Mevlânâ Celaleddin Rumi.

 

Şu günlerde son kitabı Elif ile Türkiye'de de satış zirvesine oturan romancı Paulo Coelho, yıllardır özünü Mesnevi'den aldığı kitaplarıyla, tıpkı Robin Sharma ve muadili yazarlar gibi ülke ülke dolaşarak verdiği konferanslarda Mevlânâ'yı anlatıyor.

 

İşte o Mevlânâ bir gün Konya sokaklarında yürürken iki kişinin ağız dalaşı yaptıklarına şahit olur. Kavgacılardan biri ötekine hakaret için ağzını açtığında diğeri bağırır:

 

"Bana bir tane söylersen benden bin tane işitirsin ona göre!"

 

Mevlânâ kireç gibi bir yüzle panik halde atılıp arasına girer kavgacıların. Sövecek olana döner;

 

"Ne söyleyeceksen bana söyle!" der. "Bin tane de söylesen vallahi benden bir tane bile işitmezsin!"

 

Dedim ya hayatı sevdiği yemeğe kadar bilinen diye...

 

İşte o insan, o hazret-i insan hayatı boyunca kendisine edilen hakaretlere ve iftiralara, ağzını açıp tek sözle karşılık vermemiştir. "Sövene dilsiz!" olmuştur.

 

Ve fakat; değerlerine ve değer verdiklerine edilen hakaret ve iftiralara karşı ise ağzındaki baklayı çıkarmaktan hiç çekinmez.

 

Açın Mesnevi'yi, sohbetlerinden oluşan Fihi Mafih kitabını değerlerine ve değer verdiklerine hakaret edenlere neler neler savurur!

 

Okuyun hayatını, yemekler içinde en çok yoğurda ekmek banmayı seven bu insan, bu hazret-i insan, karşısındaki Selçuklu Sultanı'na "Sen sahibini ısıran bir köpeksin!" diyecek kadar celallendiğini göreceksiniz!

 

Makalat'ını okuduğunuzda aynı tavrı Hazret-i Şems'te de bulursunuz.

 

***

 

Mesnevi'si olan diğer insan, öteki hazret-i insan ise Bediüzzaman Said Nursi.

 

Onun da bütün hayatı, hapishanede tanelerini "Cumhuriyetçidirler" diyerek paylaştığı karıncalara ikram ettiği pirinç çorbasına varıncaya kadar biliniyor.

 

Böceğinden çiçeğine, otundan ağacına kadar her nesneye "Gardaşım!" diye hitab eden Said Nursi, bir soruya "Gavura gavur denmez, köre hey kör denmeyeceği gibi." cevabını verir.

 

O kadar işkenceye, hakarete, sürgüne, hapsedilmelere karşı yapıp edenleri bu millet ve bu milletin kutsalı hesabına affettiğini söyleyerek "Dilerim Allah da affeder!" duasında bulunur.

 

O insan... O hazret-i insan...

 

Ve fakat açın Tarihçe-i Hayat'ını... Mesnevi-i Nuriye'sini... Lahikalar'ını.. Lem'alar'ını... Mektubat'ını... Velhasıl Risale'lerini... Okuyun...

 

Değerlerine ve değer verdiklerine saldırıldığında nasıl bir arslan kesildiğini, sözünü özünden sakınmadığını göreceksiniz!

 

Tıpkı "Üç üstadımdan biri" dediği Mevlânâ gibi tepeden tırnağa Celal kesildiğine şahit olacaksınız!

 

O insan... Saltanat döneminde, devr-i istibdatta "Cumhuriyetçidirler" diyerek çorbasının pirinçlerini karıncalarla paylaşan o hazret-i insan; tıpkı yoğurda ekmek banıp yemeyi Sultan Sofrası'na değişmeyen Mevlânâ ile Şems ile aynı candan, aynı tenden, aynı tinden, aynı damardan biri olarak değerlerine ve değer verdiklerine hakarete kalkışanlara haddini bildirmekten çekinmez, sofralarına oturmaz, semtlerine uğramaz!

 

***

 

Bana sövseler aldırmam, söveni de severim.

 

Beni dövseler gocunmam, döveni de severim.

 

Beni kovsalar gücenmem, kovanı da severim.

 

Ve fakat...

 

O iki insandan... O iki hazret-i insandan birine yahut ikisine, onların değerlerinden ve değer verdiklerinden herhangi birine hakaret eden, saldıran, söven kim olursa olsun...

 

Makamına, mevkiine, parasına puluna, köşesine bucağına aldırmam, saldırırım!

 

Dalağı olmayana "dalaksız" demeyi ayıp sayarım!

 

Beyni olmayana "beyinsiz" demeyi ayıp sayarım!

 

Ve fakat hayatını Mesnevi sahibi o iki insanın, o iki hazret-i insanın yolunu sürmeye, izinden gitmeye, benzeri olmaya adamış bir babayı, zengin sofralarında siftinmek için inkar etmeye kalkacak olana payını vermekten çekinmem, sofrasına oturmam, semtine uğramam!

 

Babamdan utanırım, selam dahi vermem!

 

O iki insana.. O iki hazret-i insana da aşık, sevdalı, hasret olduğunu adım kadar bildiğim dostumu, sevdiğimi, "gardaşım" dediğimi; sırf yediği naneler görülmesin, ettiği haltlar bilinmesin, yaptığı ihanet açığa çıkmasın diye uzaklaştırmak, işinden ve aşından etmek için, öfkelensin de olay çıkarsın, kahrolsun da lanet olsun diyerek çekip gitsin diye, onlarca insanın önünde aşağılayan, hakaret eden, hesabı tutmayınca Hazret-i Mevlânâ'ya ve Hazret-i Şems'e alenen iftira edene...

 

Aldırmazlık edemem... Aldırırım...

 

Makamına, mevkiine, yaşam tarzına, çevresine, çiftine çubuğuna, köşesine bucağına, darda kalıp pişman görünüşüne, zora düşüp yanaşmalığına bakmam...

 

Ne sofrasına otururum... Ne elini sıkarım.. Ne semtine uğrarım... Ne yüzüne bakarım!

 

O iki insandan... O iki hazret-i insandan, onların değerlerinden ve değer verdiklerinden utanırım!

 

"Yahu boş ver gitsin, görmeyiver, duymayıver!" diyen olur ise şayet...

 

"Bilen bilsin, bilmeyen de, nemiz var!" der geçerim!

 

Bu kadar!

 

Buraya kadar!

Son değişiklik Cuma, 03 Haziran 2011 13:04

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım