Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam
Perşembe, 02 Haziran 2011 15:08

Köylülük!..

Yazan Hüseyin Yılmaz

Upuzun bayram tatilini geçirmek üzere birâderle İstanbul’dan yola çıktığımızda benzerlerinin iyisi olduğu söylenen Türkcell’in Vınn’ın bizi mahcub edeceğini, tatil müddetince ihtiyaç duyduğumuz tek medeniyet nimeti internetten mahrum bırakacağını düşünmemiştik. Maalesef bulunduğumuz dağlar arasındaki vâdinin coğrafyası bu küçük cihazın bütün gayretlerini akîm bırakmış, onun üzerinden dünyaya bağlanama ümidlerimizi boşa çıkarmıştı. Dolayısıyla ne gazete okuduk, ne de internetin biteviye akan haber kaynaklarına göz atabildik. Televizyona da itibar etmedik.

Dolayısıyla bayram müddetince dünyada olup bitenden haberimiz olmadı... Kötü mü oldu? Hayır... Köylülerin dışarıdan bakıldığından o çok yeknesak, çok sıradan gibi görünen hayatına karışarak “köylülüğü” bir nebze yeniden

Perşembe, 02 Haziran 2011 15:07

Devlet Vesayeti ve Çocuklarımız

Yazan Hüseyin Yılmaz

Türkiye bir abesler panayırı... Başka memleketlerde en malûm addedilen meseleler, bizde içinden çıkılmaz garip meçhûller olarak yıllarca tartışılır; büyük kavgaların, meydan savaşlarının sebebi olur... Kimsenin başkasının sesini duymadığı, karşısındakini asla dinlemediği bu gürültühânede herhangi bir meseleyi halletmenin imkânı yok...

Dilleri unutturulan Babilliler gibiyiz... Mefhumlarda muayyeniyet yok. Her dimağda başka bir şekil, her dilde başka bir nağmeye dönüşen bu bukalemunlarla anlaşamayız. Dilleri gibi değerleri de tahrib edilmiş Cumhuriyet nesillerinin trajedisi, insanlık târihinin ender fâcialarındandır. Devlet eliyle ve bin türlü zorbalıkla değerlerine düşman yetiştirilmeye çalışlan nesillerle, köklerine bir şekilde sâdık kalmaya gayret edenler arasında bu dehşetli uçurumun açılması,

Perşembe, 02 Haziran 2011 15:06

Hayat ve Ölüm

Yazan Hüseyin Yılmaz

Türkiye’nin bir asra dayanan, ardı arkası kesilmeyen, herbiri başlı başına bir buhran olan meselelerini yazmaktan da konuşmaktan da yoruldum. Bu mânâsız, âhiret nokta-i nazarından bir şey ifâde etmeyen abeslerden cidden usandım. Bugün bir nebze ruhumun dâvetine kulak vermek geldi içimden, hâtıraların müphem iklimine kanat çırpmak istiyorum...

Babamın muhayilemde resmi geçit yapan en genç çehresi ellili yaşlarına ait. Çünkü on bir kardeşin sondan ikincisi olmak, babamı daha genç iken tanıma imkânı vermemişti. Halîm selimdi, çalışkandı; bitip tükenmeyen bir gayrete sahipti. Mümkün olsa bütün vaktini tarlalarında, bağ ve bahçelerinde çalışarak geçirmek isterdi. Çalışmanın dışında hayatının tek vaz geçilmezi, uzun uzadıya, huşû içinde kıldığı beş vakit namazıydı.

29 Ekim Resepsiyonu çok tartışıldı. Maksadım herkesin konuştuğu bir mevzua bir kaç kelime ile iştirak etmek değil. Asker meselesi, çok köklü ve tehlikeli olmanın yanısıra, aynı zamanda Türkiye’nin en büyük, içinden çıkılması zor ama halli de mutlak zaruret vaziyeti almış hayatî bir meselesi olduğunu ifâde etmek isityorum...

Türk askerinin subay sınıfı, maalesef Resneli Niyazi’den beri siyasetin zorba, küstah ve başına buyruk bir unsurudur. İttihat ve Terakki’nin büyük bir şuursuzlukla komitacılık ruhunu aşılayıp siyasetin göbeğine yerleştirdiği subaylar, bir daha asla asker olamamış, aslî vazifesini hatırlayamamış, kışlasına dönememiştir.

Sayfa 42 / 44

Tuyan Tasarım