Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam

Önce mevzua muttali olmayanlara hatırlatalım:

Kılıçdaroğlu’nun yolu, referandum çalışmaları yaparken Bandırma’ya da düşmüş. Helikopteri ile askerî üsse iniş yapan CHP liderini askeri manga, merasimle karşılamış. Kılıçdaroğlu da hak ve selahiyeti varmış gibi, mangayı selamlayıp bir nevi teftiş etmiş.

Askerî mevzuata göre, merasim mangasının karşılayacaklarının listesi uzun değil: Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkan ve âmirleri. Anlayacağınız, listede Kılıçdaroğlu yok...

Şehzâde Katli” mevzuunu yazınca, küçük bir kıyametin koparılacağını bekliyordum elbet; bir yerde öyle de oldu. Mevzua muttali olanların takındığı tavır ve yorumlar, bu satırları yazmaya mecbur bıraktı.


Bahis mevzuun geçtiği hemen her metin veya sohbetin nihaî noktada gelip Hz. Hızır ile Hz. Musa (A.S.)’a dayanması, Kehf Suresi’nde geçen bu kıssayı, bir daha hatırlamamızı iktiza ediyor. Ancak kıssayı iki kısım halinde nakledeceğiz. Birinci kısım, kıssanın hikâye kısmı; ikincisi ise Hızır (A.S.)’ın kıssanın hikmetlerini izah ettiği kısım. Buyurun:

Metin tahlillerinin bir usul çerçevesinde yapılması gerektiği, tefsir ve Hadisle meşgul olanlar gibi, edib ve dilbilgisi ehlince de malumdur. Usulde yapılacak hatalar, metnin doğru tahliline de, doğru anlaşılmasına da mâni teşkil eder.


Her kafadan ayrı bir sesin çıkmasının önünü kesmek için riayet olunan bazı kaideleri şöyle hulâsa etmek mümkün:


Bir söz; kim tarafından, ne zaman, hangi şartlarda, kime, hangi maksadla söylenmiş?


Bu hususlarda hataya düşmemek kaydı ile, aşağı yukarı en müşkil metin tahlilleri de aynı neticeye götürür. Metni tahlil edenlerin kabiliyet ve vukufiyetleri gibi, niyetleri de varılacak neticenin sıhhatinde müessir olur.


Kabiliyet ve vukufiyetimin yüksek olmadığının farkındayım, ancak bazen daha ehil olanların müstağni davranmaları veya kaçak güreşmeleri sebebiyle mesele ortada kalır. O zaman ister istemez daha gerilerden gelen birileri el atmaya mecbur kalır. Bu mevzu benim için de öyledir.


Bir tesellim veya sürur-u kalbim varsa, o da taşıdığım iyi niyettir. Kimseyi tenkid veya tenkıs sevdasında olmadığım gibi, kimseyi medh-ü senâ etmekle de mükellef değilim.


Mevzu, Emirdağ Lâhikası’nda yer aldığı şekli ile “mutlak vekil”; son zamanlarda Nurcular arasında bayraklaştırıldığı şekliyle de “vekil-i mutlak” olarak ifade edilebilir.


Bu makalede tartışmalara girecek değilim. Muradım bu mevzudan ne anladığımı, metnin kendisinden hareketle tahlil ve ifâde etmektir.


Önce, Emirdağ Lâhikasında kısa bir mektûb olarak yer alan metni görelim.

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

“Umum dostlarıma ve Nur kardeşlerime bu vasiyeti ilân ediyorum:


“Ben, şahsım itibarıyla vazife-i Nuriyeyi yapmaya tâkatim kalmamış. Belki ihtiyaç da kalmamış. Hem müteaddit tesemmümlerle ve çok ihtiyarlık vaziyetiyle ve hastalıkla, şimdiki hayatta kalmak, tahammülüm kalmamış gibidir. Şayet müştak olduğum ölüm elime geçmese de, zahirî hayatımda ölmüşüm gibi diye, bu vasiyetimi yazıyorum.


Şimdi Üstad Bediüzzaman hayatta olsa, referandumda “evet” veya “hayır” derdi, demek; kimsenin hakkı olmadığı gibi, haddi de değildir. Bediüzzaman’ı kendi zehabına kurban eden bu hadsizliğe göz yumulamaz, yutkunarak geçiştirilemez.


Bediüzzaman’ın kendi zamanında benzer vakalarda takındığı tavrı ve düşüncesini ortaya koymak, oradan bir neticeye varmak başka; kat‘iyet ifade eden böylesi bir hüküm, büsbütün başkadır.


Sayfa 4 / 41

Tuyan Tasarım