Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Etikete göre gösterilen ögeler: hikaye

Şeyh Masum ile bileklerinin birlikte kelepçelenerek Van’dan çıkarıldığının üzerinden yıllar geçmişti... Ama o, çoğu vakit kolunu hareket ettireceği zaman, bileğinin Van Müftüsü Şeyh Masum’un bileğiyle hâlâ kelepçeli olduğu hissine kapılır, gözlerinin önünde Şeyh Said kıyamı münasebitiyle Van ve şarkın tamamından batıya sürülen kafilelerin mazlum ve perişan hallerinin resm-i geçidi başlardı... Kıyama iştirak etmemiş, hiçbir suçları olmayan, sırf Kürt Olduklarından M. Kemal ve Ankara’nın vehmine dokunduğu için vatanlarından koparılıp çil yavrusu gibi dağıtılan bu insanların ızdırab ve elemleri ruh ve kalbine asırlık ağaçlar gibi kök salmıştı.

Yayınlandığı yer Arşiv

İngiliz işgâli altındaki İstanbul’un içtimãî sahnesinde karşımıza birlikte çıkarlar: Bediüzzaman ile Abdurrahman... Rus esãretinden henüz dönmüş olan Bediüzzaman’ı bir gölge gibi tãkib eden, bıyıkları henüz terlemiş olan Abdurrahman, abisinin oğludur. Ama Üstâd’ın ruh ve gönül dünyasını fetheden bu genç, gerçekte biraderzãdeden çok öte, çok başkadır: Mãnevî evladdır, arkadaşdır, talebedir, kardeşdir, fedãîdir, sırtını dönebileceği adamdır, varlığına itimaden ölümü gülerek karşılayabileceği emin bir vãrisdir...

Yayınlandığı yer Arşiv

Kanunla korunan yalanların kesif ormanındayız, doğruları haykırmanın bedeli: Ya terk-i hayat etmek, ya da hürriyetini kaybetmektir. Herkesin sustuğu yerde haykırmamak da haysiyet kırıcıdır şüphesiz, ne var ki, “niçin doğruları söylemediniz”, diye yüzünüze tükürecek kimse yoktur; gönül rahatlığıyla susanlar kervanına dâhil olabilirsiniz. Aşağıdaki satırlar, muassırlarımın tahkirlerinden korunmak için değil, gelecek nesillerin tükürüğüne maruz kalmamak içindir.

 

19 Mayıs 1919, Türk çocuklarının doğum kayıtlarından daha kesin bildikleri târih: Düvel-i Muazzama’nın işgâli altındaki Devlet-i Aliye’yi kurtarmak üzere harekete geçen Mustafa Kemâl’in Samsun sahillerinden karaya ayak bastığı gün... Harekete geçen kurmay bir asker değil, insanüstü bir efsâne kahramanıdır... Yeis içindeki bir milleti soluğuyla diriltecek, bütün mâniaları yerle bir edecek bir lider: Türk’ün yeni atası, hattâ tek atası o, Atatürk...

Yayınlandığı yer Arşiv

“Bozkurt” ile tilkinin hazîn mücâdelesini bütünüyle geride bıraktığımın üzerinden otuzaltı yıl geçmiş. Adıyaman’ın iki-üç ana caddesinden birine bakan Ülkü Ocakları binasında gecenin geç saatlerine kadar “Vur ‘Bozkurt’um, vur tilkiye/Vur, kurtulsun Türkiye” diye bağıra bağıra gırtlak yırttığımız yıllar. Henüz 14-15 yaşlarındayız… “Bozkurt” bizdik, bu memleketin tek ve aslî sahibi ülkücüler… Tilki ise, dışımızdaki herkes; ama daha çok da komünistler…

Komünist ve solcular dinsizdi, onun için düşmandık, onun için “bozkurt”un pençeleri altında can vermeleri gerekiyordu. Demek biz dindardık… Ama öyle değildi, kimse dindar falan değildi. Namaz kılan üç beş çocuktuk, gerisinin namaz-niyâzdan haberi bile yoktu. Din adına bütün yaptıkları, Eskisaray Câmiinin yaşlı minârelerinden ezan sesleri yükseldiğinde etrafı inleten müziği kapatmak veya kısmaktan ibêretti…

Yayınlandığı yer Önce Kelam

Tuyan Tasarım