Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Etikete göre gösterilen ögeler: atatürk

Dersim tenkili, bütün trajedi ve zulümleriyle seksen küsur yıldan beri ses ve ışık sızdırmaz bir mahzene tıktırılmış vaziyette. Mahzenin ağır çelik kapısı bunca zaman zarfında, cüzzamlılar vadisini tıkayan koca kaya kapılar gibi, hep kapalı kaldı. Devlet bu kapıyı aralatmamak, cürmünün dehşetli çehresini göstertmemek için bütün hünerini gösterdi. Dersim, Cumhuriyet devrinin memnu ağacıdır... Şeyh Said kıyamı ve diğer Kürt isyanlarının bastırılışını kasıla kasıla anlatan devlet, sıra Dersim’e gelince derin bir sessizliğe gömülüyor..

Yayınlandığı yer Arşiv
Çarşamba, 08 Haziran 2011 20:37

Bir asırdır “Dersimiz Atatürk” değil mi?

Yaşlı devlet memurunun yıldızı, “Şu Çılgın Türkler” ile parladı. Ömrünü üst seviye bürokratik vazifelerle geçirmiş olması, şöhret tacına, en çok ihtiyaç duyduğu yıllarda ulaşmasına imkân vermemişti. İnançlarının kanatlandırdığı Müslüman Türkleri “Çılgın Türkler” diye tesmiye ettiğinde yetmiş beş yaşında bir ihtiyardı ve kitabının aralayacağı şöhret kapısının parlaklağını, muhtemelen kendisi de tahmin etmiyordu. Ama “Bir Türk cihâna bedeldir!” hülyâsı ile kamçılanmalarına rağmen, asırlık bir sefâlet ve eziklikten bir türlü kurtulamayan genç nesillerin yaralı bağrı, her türlü teselliyi kabule dünden hazırdı.

Yayınlandığı yer Arşiv

Rıza Zelyut’un “Belaüzzaman” tesmiyesine verdiğimiz cevabın mürekkebi kurumadan “adil” olmaya dâvet edilmeseydik, bir daha bu mevzua dönme niyeti taşımıyordum... Ne var ki, Zelyut bir taraftan nedâmet ifâdeleri kullanırken beri taraftan Nur talebelerini asla kabul edemeyecekleri bir uçuruma “adil” olma kisvesi altında sürüklemeye çalışıyor. Buyuruyorlar ki:
“Ben nasıl Said Nursi'yi anlamaya çalışıyorsam; sizler de Mustafa Kemal Paşa'yı anlamaya çalışacaksınız. Onu deccal gibi değil; İslam dünyasını emperyalizmin saldırısından kurtaran bir mücahit gibi algılarsanız; daha doğru bir noktaya yönelmiş oluruz.Tefrika ile mücâdele etmek gerçek cihattır.”

Yayınlandığı yer Arşiv
Çarşamba, 08 Haziran 2011 16:50

KEMÂL’SİZ MUSTAFA

Mustafa’yı seyretmek kısmet olmadı... Seyretmek için bir gayretimin olduğunu da söyleyemem... Bildiklerimin üzerine birşey ilâve etmeyecek bir filme niçin zaman ayırayım? Bildiklerimi tekrarladığına emin olmak için mi?.. Abesle iştigâl...
Cân Dündar’ın sıcak bir tarafı var, beşerî olana düşkün tarafı... Bütün makalelerinde, bütün çalışmalarında bu cilveye takılır; karanlık gecelerin ışığına koşan pervaneler gibi. Mustafa filmi ile ışığın ateş sahasına giren Cân, hayatını kaybedebilirdi; en azından kanat, bacak ve ayakları yanabilirdi. Ne durumda olduğunu kendisine sormalı... Pişman mı? Değilse bile korkmuştur, çok korkmuştur...

Yayınlandığı yer Arşiv
Çarşamba, 08 Haziran 2011 16:25

AHMED-İ NEJAD VE MUSTAFA KEMÂL

Türkiye ve İran, siyam ikizleri... Bu, sadece coğrafî bir ittisâl değil, aynı zamanda asırları kucaklayan, târihî birliktelik: Kâh sulh yıllarının rahmanî iklimi iki kavmi sıcak bir kucak gibi sarmış, kah harb yıllarının derin uçurumlarını dolduran ıslak rüzgarları kanlarını dondurmuş.
Ömer’in ordularının kılıc tehdidi altında İslâm’a teslim olan Farisiler, acılarını bir nebze dindirmek için dâhilin muhalefetine oynarlar: Şialığa... İslâmın merkezi gücünü temsil eden Ehl-i Sunnet’e, mezhebî bir muhalefetle kök söktürmek düşüncesi zamanla kökleşip İran’ın asıl hüviyetini teşkil eder.

Yayınlandığı yer Arşiv
Çarşamba, 08 Haziran 2011 13:55

ATATÜRK’Ü SEVMEMEK SUÇ MU?

Cemiyet bir cinnet sarâsı içinde... Hergün patlak veren binlerce hâdisenin girdabları içinde sürüklenip duruyoruz. Bizim için hayat memat meselesi olan çırpınışlar, kıyada seyredenler için eğlence vesilesi. Evet, delilerle eğlenmenin iç sızlatan bir tarafı olsa bile, gülümsemekten de kendinizi alamazsınız. Dünyanın herhangi bir yerinde düpedüz cinnet alâmeti olacak meseleler, bizde ölüm kalım savaşlarına sebep oluyor. Son misâl hepsinin üzerine tüy diken cinsinden...

 

Teke Tek programında Fâtih Altaylı, dehâsının bütün imkânlarını zorlayan bir zekâvetle karşısındaki hanımefendiye soruyor:


“Atatürk’ü seviyor musun?”

Yayınlandığı yer Arşiv

Tuyan Tasarım