Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Etikete göre gösterilen ögeler: ahmet altan
Çarşamba, 21 Mart 2012 22:05

Nevruz, Kemalizm ve din

Kemalizmin en büyük ve en korkunç zaferi, dindarların damarına milliyetçilik zehrini enjekte etmek oldu.

İki büyük kazanç sağladı böylece.

Birincisi, tasavvufta billurlaşmış olan sevecenliği, hoşgörüyü, “yaratılanı yaratandan ötürü sevme” yeteneğini içselleştiren bir din anlayışının ortak bir kültür zemini oluşturmasını ve bu ortak kültür çerçevesinde bir “hakkaniyet” mücadelesine girişebilme gücüne ulaşmasını engelleyerek kendini “tekleştirmeyi” becerdi.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan

Neresinden bakarsanız bakınız: Uludere’de yaşanan korkunç bir fâciadır!.. Hiçbir şekilde cezâları ölüm olmayan, çoğu çocuk yaşta 35 kişi F16’ların kahredici bombaları altında yanarak veya parçalanarak can verdiler...

Bir önceki yazımda üzerinde durduğum nirengi nokta Başbakan ve çevresinin takındığı anlaşılmaz, kabul-ü imkânsız tavırdı... İster istihbarat hatası, ister kasıtlı, ister ise bir tuzağın neticesi ile olsun yaşanan bu felâketin karşısında hükumete düşen samimiyetle bu dehşetli acıyı paylaşmak, ölenlerin âilelerini şefkatle bağrına basmak olmalıydı. Yapılmadı...

Aksine, âleniyete yakın bir edâ ve üslûbla âdeta “Gecenin o vaktinde ne geziyordu onlar da?” demeye getirdiler... Kısa vâdede ıslah-ı nefs etme kabiliyeti sıfıra düşürülmüş asker, istihbarat ve bir çok mihrakın hâmiliğine soyunmak gibi şaşırtıcı bu sahiplenişin doğrusu kısa sürmesini beklemiştim. Ama öyle olmadı... Sanki bir şeylerin üstü örtülmeye, ısrarla unutturulmaya çalışılıyor... Meselenin hemen hemen yegâne takipçisinin Ahmet Altan ve Taraf olması da elem verici.

AK Parti’nin büyük hizmetlerini asla görmezlikten gelecek biri olmadığımı okuyucularım bilir. Ancak, dost her zaman doğruyu söyler ama bütün doğrularının acıtmayacağının teminatı yoktur. Dost, gerektiğinde dostuna acıları da söyleyebilendir.

Kısacası net bir şekilde söylemek isterim ki, Uludere Meselesinde Altan’ın bütün yazdıkları ile temel noktalarda hemfikirim... Orta yerde mutlaka aydınlatılması gereken, aydınlatılmadan açtığı yaranın sarılması imkânsız olan bir felâket var...

Aldatıldı isek, kim aldattı?

Tuzağa düşürüldü isek, tuzağı kuranlar kim?

Tamamen bir hata eseri ise, kasıt taşımıyorsa bile bu hata nasıl vücud buldu? Bu kadar büyük hataya götüren sebepler ne?

Suallerin birinci sıra muhatabı hiç şüphesiz Başbakan’dır. Nitekim tekrarında fayda gördüğüm şu sualleri de Başbakan’a Ahmed Altan soruyor:

“Dört saatlik Heron görüntülerinde ne var?

“O öldürülen köylülerin gidişini gördünüz mü?

“Gittiğini gördüyseniz, dönüşte niye öldürdünüz?

“Görmediyseniz nasıl görmediniz?

“İstihbaratı on gün önce aldığınızı söylemenize ve kaçakçıların geçtiği sadece tek ve kısa bir yol olmasına rağmen nasıl görmezsiniz?”

Sorulması mümkün sualler bunlardan ibaret değil şüphesiz, ama bunlara terettüb edecek bir cevab bile kâfi geleceğinden uzatmanın âlemi yok.

Sayın Başbakan! Ahmed Altan ve ekibi ile hemfikir olmayabilirsiniz, kalbiniz de aynı inanç istikametinde çarpmayabilir. Lâkin bu fakirle ilgili geçmişe kısa bir nazar gezdirecek olursanız kırk yıldan beri âşinası olduğunuz bir istikamette yürüdüğünü görürsünüz; yol arkadaşı olduğumuzu farkedersiniz… Düşman değilim; art niyet nedir, bilmem… İslâmiyet’ten başka da îtibar ettiğim hiçbir değer yoktur…

Hulâsa: Uludere meselesinde söyledikleriniz aklımı da kalbimi de tatmin etmiyor!.. Ya yanlış bilgilendiriliyorsunuz, ya bilmediğimiz bir şeyler önünüzü kesiyor… Her ne olursa olsun, doğru olan sadece ve sadece millete yaslanmaktır… Milletin dışında kimsenin ne gerçek bir gücü vardır, ne de îtimâda şâyândırlar. Lütfen sizi on yıldır iktidarda tutan millete yaslanınız. Başınızı milletin sinesine dayayınız ki Uludere için yakılan ağıtları duyabilesziniz…

Bugün

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Çarşamba, 11 Ocak 2012 11:18

Dağlıca günlerine dönüş...

Biz ilk Dağlıca haberlerini yaptığımızda yaşadıklarımızı hatırlıyorum bugünlerde.

 

Uludere’deki korkunç katliamla ilgili haberleri yaparken de hemen hemen aynı şeyleri yaşıyoruz.

 

O günlerde merkez medya bizim söylediklerimiz karşısında önce sessizdi, sonra bize saldırmaya başladı.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan
Çarşamba, 04 Ocak 2012 10:31

Devlet yardakçılığı ve ahlak

Devletin içindeki zehri temizlemeden o devleti on yıl boyunca yönetmeye kalkarsan, o devletin en tepesine tırmanabilmek için kendi halkına arkanı döner, devletin yardakçılığına soyunursan, o zehir kaçınılmaz olarak senin damarlarına da akar.

 

Sen de zehirlenirsin.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan
Pazar, 18 Aralık 2011 13:57

Odundan Meyve

Önce Fırıncı Abi geldi.

 

Sonra Çantacı Abi.

 

Yetmiş yaşını aşmış iki iyi insan, iki iyi dindar.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan
Cumartesi, 17 Aralık 2011 17:34

Hoş geldin, sefalar getirdin.

Geçmişler olsun, Allah tekrarını göstermesin, dualarım kabul olunacak olsa sağlığın için dua ederim.

 

Hastalığına gerçekten çok üzüldüm.

 

Dönüşün de çok şık oldu.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan
Perşembe, 24 Kasım 2011 12:03

Tarih ve Erdoğan

Dün tarihin kırılma noktalarından birinden geçtik.

 

Bu ülkenin başbakanı, tarihimizin en kanlı günahlarından birini belgelerle ortaya koyduktan sonra Dersim katliamı için devlet adına “özür” diledi.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan
Cumartesi, 19 Kasım 2011 13:48

Taşmak ve dökülmek

Bakan Çağlayan, “Geçen yıl insani yardım olarak dünyanın çeşitli ülkelerine 1,7 milyar dolar gönderdik” demiş.

 

Güzel haber.

 

Artık bütünleşen dünyada hepimiz birbirimizden sorumluyuz, birbirimize yardım etmek, birbirimizin derdine ortak olmak zorundayız.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan
Cumartesi, 29 Ekim 2011 09:26

Cumhuriyet

Cumhuriyet’in kuruluşunun üzerinden seksen sekiz yıl geçmiş.

 

Bu seksen sekiz senede “Cumhuriyet” kendi demokrasisini yaratmayı becerememiş.

 

Almanya “NAZİ” travmasını aşıp, “insan onurunu” anayasasının birinci maddesi yapacak bir düzeye ulaşmış ama Türkiye hâlâ o aşamaya gelemiyor.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan
Çarşamba, 12 Ekim 2011 11:02

Aşil ve iki ölü

Şemdinli Jandarma İlçe Komutanlığı’nın önünde, “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısı altında yatan, birinin ayağına ip bağlı iki PKK’lı gencin kanlı bedenlerini gördüğümde insanların hiç bitmeyen vahşetini ve intikam duygusunu düşündüm.

 

Homeros’un binlerce yıl önce yazdıklarını.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 3

Tuyan Tasarım