Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Etikete göre gösterilen ögeler: Uludere
Perşembe, 31 Mayıs 2012 18:07

Sezeryan, kürtaj ve Uludere

Türkiye, zirvelerinde fırtınaların eksik olmadığı ülke... Dalganın biri bitmeden bir başkasıyla derin uçurumlara savrulursunuz. Son günlerin cehennemî gürültüsünün kaynağı: sezeryan ve kürtaj...

Başbakanın sezeryana karşı çıkıp kürtajı cinâyet olarak vasıflandırması bu kan ve irin çanağından beslenenleri harekete geçirmiş, günlerdir çığlık çığlığa saldıracak yer arıyorlar. Maksatları: önlerindeki kan ve irin çanağına dokundurtmamak.

Yayınlandığı yer Önce Kelam

Neresinden bakarsanız bakınız: Uludere’de yaşanan korkunç bir fâciadır!.. Hiçbir şekilde cezâları ölüm olmayan, çoğu çocuk yaşta 35 kişi F16’ların kahredici bombaları altında yanarak veya parçalanarak can verdiler...

Bir önceki yazımda üzerinde durduğum nirengi nokta Başbakan ve çevresinin takındığı anlaşılmaz, kabul-ü imkânsız tavırdı... İster istihbarat hatası, ister kasıtlı, ister ise bir tuzağın neticesi ile olsun yaşanan bu felâketin karşısında hükumete düşen samimiyetle bu dehşetli acıyı paylaşmak, ölenlerin âilelerini şefkatle bağrına basmak olmalıydı. Yapılmadı...

Aksine, âleniyete yakın bir edâ ve üslûbla âdeta “Gecenin o vaktinde ne geziyordu onlar da?” demeye getirdiler... Kısa vâdede ıslah-ı nefs etme kabiliyeti sıfıra düşürülmüş asker, istihbarat ve bir çok mihrakın hâmiliğine soyunmak gibi şaşırtıcı bu sahiplenişin doğrusu kısa sürmesini beklemiştim. Ama öyle olmadı... Sanki bir şeylerin üstü örtülmeye, ısrarla unutturulmaya çalışılıyor... Meselenin hemen hemen yegâne takipçisinin Ahmet Altan ve Taraf olması da elem verici.

AK Parti’nin büyük hizmetlerini asla görmezlikten gelecek biri olmadığımı okuyucularım bilir. Ancak, dost her zaman doğruyu söyler ama bütün doğrularının acıtmayacağının teminatı yoktur. Dost, gerektiğinde dostuna acıları da söyleyebilendir.

Kısacası net bir şekilde söylemek isterim ki, Uludere Meselesinde Altan’ın bütün yazdıkları ile temel noktalarda hemfikirim... Orta yerde mutlaka aydınlatılması gereken, aydınlatılmadan açtığı yaranın sarılması imkânsız olan bir felâket var...

Aldatıldı isek, kim aldattı?

Tuzağa düşürüldü isek, tuzağı kuranlar kim?

Tamamen bir hata eseri ise, kasıt taşımıyorsa bile bu hata nasıl vücud buldu? Bu kadar büyük hataya götüren sebepler ne?

Suallerin birinci sıra muhatabı hiç şüphesiz Başbakan’dır. Nitekim tekrarında fayda gördüğüm şu sualleri de Başbakan’a Ahmed Altan soruyor:

“Dört saatlik Heron görüntülerinde ne var?

“O öldürülen köylülerin gidişini gördünüz mü?

“Gittiğini gördüyseniz, dönüşte niye öldürdünüz?

“Görmediyseniz nasıl görmediniz?

“İstihbaratı on gün önce aldığınızı söylemenize ve kaçakçıların geçtiği sadece tek ve kısa bir yol olmasına rağmen nasıl görmezsiniz?”

Sorulması mümkün sualler bunlardan ibaret değil şüphesiz, ama bunlara terettüb edecek bir cevab bile kâfi geleceğinden uzatmanın âlemi yok.

Sayın Başbakan! Ahmed Altan ve ekibi ile hemfikir olmayabilirsiniz, kalbiniz de aynı inanç istikametinde çarpmayabilir. Lâkin bu fakirle ilgili geçmişe kısa bir nazar gezdirecek olursanız kırk yıldan beri âşinası olduğunuz bir istikamette yürüdüğünü görürsünüz; yol arkadaşı olduğumuzu farkedersiniz… Düşman değilim; art niyet nedir, bilmem… İslâmiyet’ten başka da îtibar ettiğim hiçbir değer yoktur…

Hulâsa: Uludere meselesinde söyledikleriniz aklımı da kalbimi de tatmin etmiyor!.. Ya yanlış bilgilendiriliyorsunuz, ya bilmediğimiz bir şeyler önünüzü kesiyor… Her ne olursa olsun, doğru olan sadece ve sadece millete yaslanmaktır… Milletin dışında kimsenin ne gerçek bir gücü vardır, ne de îtimâda şâyândırlar. Lütfen sizi on yıldır iktidarda tutan millete yaslanınız. Başınızı milletin sinesine dayayınız ki Uludere için yakılan ağıtları duyabilesziniz…

Bugün

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Çarşamba, 11 Ocak 2012 11:18

Dağlıca günlerine dönüş...

Biz ilk Dağlıca haberlerini yaptığımızda yaşadıklarımızı hatırlıyorum bugünlerde.

 

Uludere’deki korkunç katliamla ilgili haberleri yaparken de hemen hemen aynı şeyleri yaşıyoruz.

 

O günlerde merkez medya bizim söylediklerimiz karşısında önce sessizdi, sonra bize saldırmaya başladı.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan
Perşembe, 05 Ocak 2012 23:30

Üzgünüm!

Uludere’de 38 kişinin feci şekilde öldürülmelerine sebeb olan hâdisenin kendisi ile çok meşgul olmadım. Niçin oldu, nasıl oldu? Bilmiyorum... Bütünüyle bir hata mıydı, yoksa tamamıyla bir su-i kasd mı? Onu da bilmiyorum... Bütün bunları bilmesi gerekenler delilleri ile ortaya koymadıkları müddetçe de bilebilecek durumda olmayacağım...

 

Elbet de işin bu tarafını aydınlatıp ortaya koymak hükûmetin işidir, koymaları gerekiyor. Ama iktidarın bundan önce çok daha ehemmiyetli, çok daha hayatî bir vazifesi vardı. Maalesef o vazife hâlâ ifâ edilmiş değil...

 

38 insan F16’ların korkunç bombardımanı altında hayatlarını kaybetmiş, çoğu henüz çocuk denebilecek yaşta... Suçları silâh kaçakçılığı bile olsa, bu sebeple bu şekilde öldürülmelerine ne herhangi bir vicdan fetva verebilir, ne de kânunların biçtiği ceza F16 bombardımanı. Suçları ile asla mütenâsib olmayan korkunç bir cezâ ile cezalandırılıp öldürüldüler.

 

Ölenlerin PKK’lı olmadıkları anlaşıldıktan sonra, bütün samimiyetimle söylüyorum ki, Başbakan Tayyib Erdoğan’ın hasta hasta soluğu Uludere’de almasını beklemiştim. Onun bir kürsiye değil, bir kayanın üstüne çıkmış vaziyette, iki gözü iki çeşme, her kelimesini bir hıçkırığın boğduğu şu mealde kısa bir açıklama yapmasını bekliyordum:

 

“Tâlihsiz, bedbaht, kederli Uludereli kardeşlerim!.. En az sizin kadar kalbim kan ağlıyor, târifi imkânsız bir ızdırabın içindeyim. Üzgün ve mahcûbum... Bu evlatlarımızın elim akıbetinin ızdırabı içimden hiç çıkmayacak. Bu acıyı yaşadığım müddetçe sizlerle birlikte kalbimde taşımaya devam edeceğim... Özür diliyorum!.. Bu elim hâdisenin varsa kasdî suçluları gibi, ihmali olanlar da şiddetle cezalandırılacaktır, emin olunuz... Yaranız, yaramdır; sarmaya çalışıcağız. Lütfen samimiyetimi kabullenmeye çalışınız, böyle olmamalıydı.”

 

Bu mealde bir açıklama hem bu derin yaranın sarılması ve iyileşmesine şifâlı bir devâ olurdu, hem bu hâdiseyi kullananların ekmeğine yağ sürülmemiş olurdu; hem de AK Parti bu kadar sarsıcı bir hayâl kırıklığını defterine kaydettirmemiş olacaktı.

 

Evet geç kalındı, bu minvâlde bir açıklama ve tavır ilk gün ortaya konmalı idi... Ama hatadan dönmek fazilettir ve bu faziletin Erdoğan ve ekibine çok yakıştığına, çok yakışacağına inanıyorum...

 

İslâmiyet ve insaniyetle uzaktan yakından alâkası olmayan devletin Süfyanist reflekslerinin AK Partiye asla yakışmadığını, dünyada değilse bile âhirette büyük bir cezâsının olacağını söylemeye mecburum... Âhiret dâvâsını kaybedenlerin hiçbir kazançları yoktur, olamaz... Erdoğan ve ekibini âhiret kazancına tâlib oldukları düşüncesiyle destekledik. Sarsılmamak için ciddi mücadele verdiğimi de saklayacak değilim. Bütün bu tereddüt ve inanç sarsılmalarının sebebi evhamlarımız değil, gördüklerimizdir.

 

Altan’ın üslûbunu sert ve kabul edilemez bulabilirsiniz; ama söyledikleri sizi seven çokların müşterek endişe ve düşünceleridir. Benzer şeyleri düşündüğümü, benzer endişeleri taşıdığımı ve korktuğumu niçin saklayayım... Sizi sevmediğimi düşünebilir misiniz? Hayır, tahmin ettiğinizden fazla seviyoruz. Çünkü sizleri müslim ve mü’min biliyoruz. Nerede ise bir asırdır gelişinizi bekledik! Niçin sizi sevmeyelim, niçin sizden vaz geçelim?..

 

Ama sizler ümmetin kılıçları ile düzeltilmeyi bekleyen Ömer’den daha büyük, daha âdil ve daha keskin nazarlı değilsiniz... Lütfen milletin sesine eskisi gibi kulak vermeye çalışınız...

 

Uludere hâdisesinin gerçek mahiyeti ne olursa olsun tasvirine çalıştığım tavır size daha çok yakışacaktı ve çok daha doğru olacaktı. Geç bile olsa, lütfen deneyiniz... Bu gecikmiş hamleden millet gibi sizler de kârlı çıkacaksınız...

 

Bugün

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Çarşamba, 04 Ocak 2012 10:31

Devlet yardakçılığı ve ahlak

Devletin içindeki zehri temizlemeden o devleti on yıl boyunca yönetmeye kalkarsan, o devletin en tepesine tırmanabilmek için kendi halkına arkanı döner, devletin yardakçılığına soyunursan, o zehir kaçınılmaz olarak senin damarlarına da akar.

 

Sen de zehirlenirsin.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan

Tuyan Tasarım