Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa

Devlet nasıl yenildi?

Silahla olmadı bu.
Sadece PKK’nın “var olması” yetti devletin yenilmesine.
Aslında PKK’nın devleti silahla yenmesi mümkün değildi.
Devlet, devlet gibi durmayı becerebilseydi böylesine ağır bir yenilgiye uğramazdı.
Ama bizim devletin bütün “bozuklukları”, PKK’nın başlattığı Kürt savaşıyla birlikte gün yüzüne çıktı.

Kendini “ağa”, halkı da “yanaşmalar” olarak gören bir anlayışın sonucu olarak geldi bu yenilgi.

 

Bir “yanaşmanın” her türlü talebini “küstahça bir saygısızlık” gibi gören bizim “ağa devlet”, Kürtlerin istekleriyle karşılaşınca tam bir “asabiyete” kapıldı.

 

Çok haklı, çok yerinde olan bu istekler, işin içine hiç silah karıştırılmadan çözülebilirdi.

 

Ama 12 Eylül denilen o korkunç felaket, Kürtlerin mırıltı halindeki isteklerine bile tahammül edemedi.

 

Bir ölüm makinesi gibi saldırdı o insanların üstüne.

 

Diyarbakır hapishanesi, Kürtleri “öfkeden ve acıdan” çıldırtmak için sanki bilinçli bir şekilde kullanıldı.

 

O hapishanede öyle acılar yaşattılar, öylesine korkunç işkenceler yaptılar, insanları öylesine aşağıladılar ki Kürtlere “dağlara gitmekten” başka yol bırakmadılar.

 

Kürtler silaha sarılınca da devlet zıvanadan çıktı.

 

Bu isyanın nedenini hiç düşünmedi, bir çözüm yolu aramadı, insanların şikâyetlerine kulaklarını tıkadı, isteklerini elinin tersiyle itti.

 

Onların “Kürt” olduğunu bile inkâr etti.

 

Tek bir amaç seçti kendine.

 

İsyanı ne olursa olsun bastırmak.

 

“Bunun başka bir çözüm yolu var mıdır” diye bakmadı bile.

 

PKK’nın çok sağlam bir halk desteği vardı, dışardan da destek buldu.

 

Devlet, PKK’yı silahla yok etmeyi, isyanı bastırmayı beceremeyince kendisi için büyük yenilginin yolunu açan hatayı yaptı.

 

Bütün kurumlarıyla birlikte “hukukun” dışına savruldu.

 

Bugün Güneydoğu’nun neredeyse her yanından öldürülmüş insanların kemikleri çıkıyor.

 

Bu korkunç katliamı devletin görevlileri işledi.

 

Devlet, oralarda görevlendirdiği subaylarını birer “katile” çevirdi.

 

Hukukçularını “cinayetin suç ortağı” yaptı.

 

Siyasetçilerini, “cinayet teşvikçileri” haline getirdi.

 

Polisini “işkenceci” olarak kullandı.

 

Hukukun ve yasanın bekçisi olması gereken devlet hukukun dışına çıkınca, o koskoca örgüt bir çeteye dönüştü.

 

Susurluk çetelerini, Ergenekon’u düşünün.

 

Mafyayla yapılan işbirliklerini, cinayetleri, uyuşturucu kaçakçılıklarını, haraç çatışmalarını düşünün.

 

Zaten sakat bir biçimde kurulmuş olan devlet, “devlet” olma işlevini yitirdi.

 

“Suç özgürlüğü”, kanserli bir hücre gibi girdiği devletin bünyesinde büyüdükçe büyüdü, bütün yapıları kemirdi.

 

Etleri döküldü devletin.

 

Bugünkü haline geldi.

 

Anayasa Mahkemesi’nin bile anayasayı çiğneyebildiği bir ülkeyiz.

 

Adlî Tıp, Cumhurbaşkanı’nın bile dikkatini çekecek kadar tuhaf işler yapıyor.

 

Devletin içinde JİTEM denen ve varlığı sürekli inkâr edilen bir cinayet örgütü var.

 

Bu yapısıyla, bizim devlet, bir devlet değil artık.

 

Zaten PKK karşısında yaşadığı büyük yenilgi de bu işte...

 

Artık devlet olmaması.

 

PKK’yı hukuk dışı yollarla yok edeceğim derken, kendini, meşruiyetini, varlık nedenini yok etti.

 

PKK hâlâ duruyor.

 

Ama bizim devlet kalmadı.

 

Şimdi bu devletin yeniden kurulması gerekiyor.

 

Anayasa Mahkemesi’nin anayasaya saygılı olduğu, subayların sadece askerce işler yaptığı, polisin asayişi sağladığı, devletin halkın isteklerine saygı gösterdiği, insanlarına hizmet ettiği bir devleti yeniden inşa edeceğiz.

 

Devletin “ağalığı” bitti.

 

Bu halk da “yanaşma” değil artık.

 

Devletin büyük yenilgisi, aslında çoktan yaşamamız gereken bir dönüşümün yolunu açtı.

 

Devletin ve halkın rolleri yeniden belirleniyor.

 

Hâlâ eski alışkanlıklarını sürdürmek isteyen, “ağalık” taslamaya uğraşan birileri var tabii ama onların gücü bu ucubeyi insanlara bir “devlet” olarak kabul ettirmeye yetmiyor.

 

Yeni bir devlet kurabilmek için önce Kürtlerle barış yapılacak.

 

Sonra devlet, bu ülkenin asıl sahibi olan halkı, “türbanlı türbansız”, “sağcı solcu”, “Sünni Alevi” diye ayırmaktan vazgeçecek.

 

Geçmiş günahlar bir bir ortaya çıkacak, suçlular yargılanacak, devlet ve toplum ciddi bir özeleştiri yapacak.

 

Sonra yeni bir devletimiz ve yeni bir toplumumuz olacak.

 

Bir daha hiçbir vatandaşını “silaha sarılmak” zorunda bırakmayacak, onlara işkence etmeyecek bir devlet kuracağız.

 

Sakat bir devletin yenilgisi, gürbüz bir toplumun doğuşuna yol açacak.

http://www.taraf.com.tr/makale/6661.htm

Eklenme Tarihi: 7/23/2009

Son değişiklik Cuma, 03 Haziran 2011 11:49

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım