Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa

Yeni Aczmendiler

Türkiye’yi karmakarışık etmeye yüz kişi yeter.
Biz bunun en iyi örneğini 28 Şubat’ta gördük.
Siyah cübbeler giyen, siyah kukuletalar takan, siyah sakallı, elleri sopalı yüz “Aczmendi”yi şehir şehir dolaştırıp “irtica geliyor” korkusu yaratmayı başarmışlardı.
28 Şubat’ın harcında Aczmendiler’in epey rolü vardır.

O zamanki hükümet de “dinî hassasiyet” nedeniyle bu oyunu açığa çıkarmaya cesaret edememişti.

 

Ödlekliğinin bedelini ağır ödedi.

 

En çok ezilenler de “dinî hassasiyete” önem verenler oldu.

 

Eğer o zaman dindarlar bu oyuna karşı çıksalardı, “dinî hassasiyetlerin” eli sopalı yüz kişiye bırakılmayacak kadar ciddi bir konu olduğunu söyleselerdi bu tuzağa düşmezlerdi.

 

Şimdi bu tuzaklı oyunların yeniden denendiğini görüyoruz.

 

Darbecilere yargı yolu açılıyor, Ergenekon’un kolu kanadı kırılıyor, Avrupa yolunda önemli adımlar atılıyor.

 

Ülkede bir rahatlama ve özgürlük havası esmesi için gerekli ortam hazırlanıyor.

 

Tam bu sırada karşımıza yüz kişilik yeni bir grup çıkıyor.

 

Muhsin Yazıcıoğlu’nun “esrarengiz” bir kazada hayatını kaybetmesinden sonra hareketlenen Alperenler isimli örgüt, şimdi aynı “ürküntüyü” yaratmaya çabalıyor.

 

Daha önce onlardan biri Rasim Ozan Kütahyalı’ya saldırmış, bu saldırıdan sonra partisi tarafından bir üst göreve atanarak ödüllendirilmişti.

 

Fazla bir ses çıkmamıştı.

 

Önceki gün de aynı adamın liderliğindeki bir grup Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki İdil Biret konserini bastı.

 

Topkapı Sarayı’nda “kutsal emanetler” varmış, oranın bahçesinde içki içilmezmiş.

 

Konuştuğum “aklı başında” dindar bir genç de, bu “görüşün” doğru olduğunu, kutsal değerlere saygı gösterilmesi gerektiğini söyledi.

 

Bu, olay çıkarmak için kullanılmış bir bahane.

 

Birincisi, Topkapı Sarayı “kutsal bir mekân” değil, para verilip bilet alınarak içine girilen bir müze.

 

O müzenin içinde bacakları, kolları çıplak binlerce turist dolaşır.

 

O müzenin içinde yıllarca içki servisi yapılmış bir lokanta vardır.

 

Topkapı Sarayı ne zaman “kutsal bir mekân” oldu?

 

Evet, “kutsal emanetler” var o müzenin içinde, kimse de gidip o bölümde içki içmeye kalkmıyor.

 

Orası gereken saygıyı görüyor zaten.

 

Müzenin bahçesiyle “kutsal emanetlerin” ne alakası var?

 

Ayrıca o “kutsal emanetlerin” biraz ötesinde de Aya İrini denilen bir kilise bulunuyor ve orada yıllardır konser veriliyor.

 

Bütün bunlardan da geçtim...

 

Topkapı Sarayı denilen yerin içinde “harem” var.

 

O haremde padişahların kadınları çırılçıplak içine atıp âlem yaptığı “havuzlar” var.

 

“İçoğlanlara” ait bölümler var.

 

Halife olan padişahların bizzat kendileri o sarayın içinde içki içer, âlem yapar, içoğlanlar barındırırlardı.

 

Halifelerin “kutsal” bulmadığı bir mekânı 2009 yılında aniden “kutsal” ilan etmek, konserde içki içiliyor diye baskın yapıp “şerefsizler” diye bağırmak nereden çıktı?

 

Din vurgulu bir gazete tahrik ediyor, yüz tane adam da gidip konser basıp olay çıkarıyor.

 

Allahtan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay gereken tepkiyi gösterip, konser basanların “ilkel yaratıklar” olduğunu söyledi.

 

Alperenler hiç çekinmeden bakanı da “tehdit” ettiler.

 

Bir iki sol kökenli AKP’li dışında AKP yönetiminden ses çıkmadı.

 

AKP yönetimi içkiden hoşlanmayabilir, konserden de hoşlanmayabilir ama birilerinin bunlara “zorbalıkla” engel olmaya çalışmasına ses çıkarmazlarsa...

 

AKP’nin ve dindarların yaşam tarzından hoşlanmayarak tankları sokaklarda dolaştıran andıççılardan, muhtıracılardan, darbecilerden ne farkları kalır?

 

AKP’liler müze bahçesinde içki içmeyi “gâvurluk” olarak görüp barbarlık karşısında sessiz kalırlarsa, belediye kuruluşlarında içki içilmemesini “irtica” olarak görüp demokrasiyi dinamitlemek isteyenlerden nasıl ayrışırlar?

 

İki zorbalık karşılaşır o zaman ve silahı daha fazla olan kazanır.

 

Bu tür zorbalıklar, eninde sonunda silahı sahneye çıkarmak isteyene yarar.

 

En başından “zorbalığın” her türünü kesin bir şekilde durdurmazsanız sonuç herkes için hüsran olur.

 

Önemli olan “zorbalığı” hayatımızdan çıkarmak.

 

Herkesin hayatını özgürce yaşamasına olanak verecek iklimi yaratmak.

 

Alperenler, aynen Aczmendiler gibi, dehşet yaymaya yönelik eylemler yapıyorlar.

 

Ben Kütahyalı’ya saldırı gerçekleştiğinde de söylemiştim bu tür saldırıların önünün hemen kesilmesi gerektiğini.

 

O zaman gereken refleksi göstermedi hükümet.

 

Şimdi de Günay dışında pek tepki göstermiyorlar.

 

Yıllarca bu oyunları izlemiş tecrübeli bir Türkiye vatandaşı olarak yeniden söylüyorum.

 

Hemen tedbir alınmazsa Alperenler yeni olaylar çıkaracaklar.

 

Bu olayların sınırının ne olacağını şu anda bilemeyiz ama pek hayırlı bir iş olmayacağı açıkça görülüyor.

 

Adam dövmek, konser basmak derken iş kan dökmeye kadar gider.

 

Bu yol, o yol.

 

Bu ülkenin gerçek dindarları, 28 Şubat’ın taşlarının böyle döşendiğini unutmasınlar.

 

O yolu yeniden açmaya çalışanlar var.

 

Aynı yollardan geçmekte olduğunuzu, o yollara kan döküldüğünde mi anlayacaksınız?

 

http://www.taraf.com.tr/makale/6552.htm

Eklenme Tarihi: 7/15/2009

Son değişiklik Cuma, 03 Haziran 2011 11:49

Etikete göre ilişkili ögeler

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım