Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » Hüseyin Yılmaz
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Web sitesi adresi: http://www.hyilmaz.net E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

“Şehzâde katli”, Hz. Hızır Kıssası ve Gülen

Salı, 04 Nisan 2017 15:05 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Şehzâde Katli” mevzuunu yazınca, küçük bir kıyametin koparılacağını bekliyordum elbet; bir yerde öyle de oldu. Mevzua muttali olanların takındığı tavır ve yorumlar, bu satırları yazmaya mecbur bıraktı.


Bahis mevzuun geçtiği hemen her metin veya sohbetin nihaî noktada gelip Hz. Hızır ile Hz. Musa (A.S.)’a dayanması, Kehf Suresi’nde geçen bu kıssayı, bir daha hatırlamamızı iktiza ediyor. Ancak kıssayı iki kısım halinde nakledeceğiz. Birinci kısım, kıssanın hikâye kısmı; ikincisi ise Hızır (A.S.)’ın kıssanın hikmetlerini izah ettiği kısım. Buyurun:

“Mutlak Vekil”liğe Dair Bir Metin Tahlili...

Perşembe, 30 Mart 2017 20:25 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Metin tahlillerinin bir usul çerçevesinde yapılması gerektiği, tefsir ve Hadisle meşgul olanlar gibi, edib ve dilbilgisi ehlince de malumdur. Usulde yapılacak hatalar, metnin doğru tahliline de, doğru anlaşılmasına da mâni teşkil eder.


Her kafadan ayrı bir sesin çıkmasının önünü kesmek için riayet olunan bazı kaideleri şöyle hulâsa etmek mümkün:


Bir söz; kim tarafından, ne zaman, hangi şartlarda, kime, hangi maksadla söylenmiş?


Bu hususlarda hataya düşmemek kaydı ile, aşağı yukarı en müşkil metin tahlilleri de aynı neticeye götürür. Metni tahlil edenlerin kabiliyet ve vukufiyetleri gibi, niyetleri de varılacak neticenin sıhhatinde müessir olur.


Kabiliyet ve vukufiyetimin yüksek olmadığının farkındayım, ancak bazen daha ehil olanların müstağni davranmaları veya kaçak güreşmeleri sebebiyle mesele ortada kalır. O zaman ister istemez daha gerilerden gelen birileri el atmaya mecbur kalır. Bu mevzu benim için de öyledir.


Bir tesellim veya sürur-u kalbim varsa, o da taşıdığım iyi niyettir. Kimseyi tenkid veya tenkıs sevdasında olmadığım gibi, kimseyi medh-ü senâ etmekle de mükellef değilim.


Mevzu, Emirdağ Lâhikası’nda yer aldığı şekli ile “mutlak vekil”; son zamanlarda Nurcular arasında bayraklaştırıldığı şekliyle de “vekil-i mutlak” olarak ifade edilebilir.


Bu makalede tartışmalara girecek değilim. Muradım bu mevzudan ne anladığımı, metnin kendisinden hareketle tahlil ve ifâde etmektir.


Önce, Emirdağ Lâhikasında kısa bir mektûb olarak yer alan metni görelim.

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

“Umum dostlarıma ve Nur kardeşlerime bu vasiyeti ilân ediyorum:


“Ben, şahsım itibarıyla vazife-i Nuriyeyi yapmaya tâkatim kalmamış. Belki ihtiyaç da kalmamış. Hem müteaddit tesemmümlerle ve çok ihtiyarlık vaziyetiyle ve hastalıkla, şimdiki hayatta kalmak, tahammülüm kalmamış gibidir. Şayet müştak olduğum ölüm elime geçmese de, zahirî hayatımda ölmüşüm gibi diye, bu vasiyetimi yazıyorum.


Bediüzzaman Yaşasa “Evet” mi derdi?

Pazar, 26 Mart 2017 20:05 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Şimdi Üstad Bediüzzaman hayatta olsa, referandumda “evet” veya “hayır” derdi, demek; kimsenin hakkı olmadığı gibi, haddi de değildir. Bediüzzaman’ı kendi zehabına kurban eden bu hadsizliğe göz yumulamaz, yutkunarak geçiştirilemez.


Bediüzzaman’ın kendi zamanında benzer vakalarda takındığı tavrı ve düşüncesini ortaya koymak, oradan bir neticeye varmak başka; kat‘iyet ifade eden böylesi bir hüküm, büsbütün başkadır.


Said Nursî, Siyaset, Demokrat Parti ve Referandum.

Cumartesi, 25 Mart 2017 13:46 Yayınlandığı yer Önce Kelam


Hz. Üstad’ın Demokrat Parti’yi desteklemesinin belli başlı sebeplerini iki ana hususta toplamak kabil görünüyor:


1-Bu desteğin birinci âmili, Demokrat Parti’nin mutlak hayır olması değil, CHP iktidarının arzettiği büyük tehlike karşısındaki ana güç olmasıdır. Hareket noktası Demokrat Parti’yi iktidara getirmek değil, CHP’yi iktidara getirmemektir.


Çünkü Halk Partisi iktidara gelecek olursa, komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hâkim olacaktır. Halbuki, bir Müslüman kat'iyen komünist olamaz, anarşist olur. Bir Müslüman hiçbir zaman

TENKİD!

Çarşamba, 21 Aralık 2016 20:07 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Tenkid, edibin kamçısı, edebiyatın zeminidir. Tenkidsiz edib ölür, edebiyat çoraklaşır... Düşünce ve edebiyat hayatımızda tenkid hiçbir zaman olmadı; olamazdı da... Zirâ, inanç ve ahlâkımız başkasının kusurlarına tecessüsle eğilmeyi yasaklıyordu.


Hatamız, edebî tenkid ile şahsiyet tenkidini birbirine karıştırmamızdı. Çoğu zaman ikisini aynı şeyler sandık. Eser tenkidi ile kişilik tenkidi arasında seradan süreyyaya kadar bir mesafa olduğunu idrak edemedik.


Hâlâ aynı minval üzereyiz... Osmanlı’da tenkidden çok zaman zaman hiciv boy atıyordu Bab-ı Ali’de. Keskin bazı zekâların içinde yaşadıkları bön atmosferi hicvetmeleri de bir nevi tenkiddi elbet, ama eserden çok kişilik tahkiri gibi şekilleniyordu. Haccavların keskin zekâsı, her harekete angaje radarlar gibi kusur arıyordu.


Bu Ülkenin İngilizle İmtihanı

Cumartesi, 17 Aralık 2016 12:33 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Bu ülke, Lozan'da uğradığı ihanetin bedelini bir asır sonra yeniden ödüyor.



Bir asır, soluğu ensemizden eksilmeyen küfrün yekpâre cephesi Batı, Ak Parti iktidarı ile milletin kendi değerlerine dönüşü karşısında, ilk defa telaşa kapıldı. Lozan'da zincirlediğini düşündüğü büyük bir milletin zincirlerini kırmaya başladığını, dehşet ve korku içinde farketti.

Erdoğan'ı Yeniden Muhasara Harekâtı!

Çarşamba, 31 Ağustos 2016 13:34 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Geçtiğimiz akşam, 15 Temmuz akşamı Cumhurbaşkanı’nın çığlığını millete duyurarak gönlümüzde farklı bir yer edinen CNN Türk’te, mahallemizin muhteris ve âsi eski çocuğu Ahmed Hakan’ın programı vardı. Mevzuun cemaatler meselesi olacağı, hatiblerin ismiyle birlikte ilân edildiğinden, bilmecburiye TV’inin karşısına geçtim.


Önce, cemaat ve tarikat(ler) meselesini konuşacak hatiblere bakalım: Mustafa İslamoğlu, Prof. Mustafa Öztürk, Asker Emeklisi Ahmed Yavuz, Kenan Alpay ve Acar Atatürkçü Sinan Meydan. Saymak icab ederse, bir de Ahmed Hakan Coşkun tabiî.

Semih Terzi Ermeni miydi?

Çarşamba, 24 Ağustos 2016 16:13 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Kırk yıldır, kalıcı olmasını istediğim düşüncelerimi yazarak ifâde ederim. Yazmanın da, yüksek sesle düşünmenin de hassasiyet gerektirdiği zamanlar, yerler ve mevzular vardır. Makaleye başlık teşkil eden sualin cevabını ararken de benzer bir hassasiyet ihtiyacı içinde olduğumu söylemek isterim.


Mevzua geçmeden bir ara sual daha soralım:


Semih Terzi Kimdir?


Vak’anüvisin Akla Ziyan İttihamı, Yahut Prof. Şimşirgil

Pazartesi, 22 Ağustos 2016 21:07 Yayınlandığı yer Önce Kelam


1959’da Sinop’da doğmuş, Ahmet... Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nden mezun. Şimdilerde Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde hoca. Ekranların tanıdık yüzlerinden vak’anüvis Ahmet Şimşirgil, önceki akşam da Toplumsal Hâfıza” diye bir programda dağarcığını sergilemiş.


Hocanın dağarcığına geleceğim ama önce şu lanet olası “toplumsal”a takıldım. Sanırım “ictimaî” kasdediliyor. Bin yıllık irfânımızı tahrib etmek için uydurulmuş "tilcik"lerden olunca entelektüel kıymeti artıyor, belli ki. Kısacası, programın dilimizdeki ismi “İctimaî Hâfıza” veya “Cemiyet Hâfızası” olmalıydı. Birazıcık hamaset koksun istiyorsanız, “Millet Hafızası” da denebilirdi.

 

15 Temmuz İşgal ve iç savaş teşebbüsü bir anda ülkeyi yangın yerine çevirdi. Her yerde cehennemî bir gürültü hükümrân!. Kafalar adedince farklı düşüncelerin uçuştuğu tuhaf bir panayıra düşmüş gibiyiz.

 

Gürültünün en tuhaf kaynağı ise boy boy TV ekranları... Vaktinde hiç bir işe yaramamış emekli askerler, hiçbir istihbarî bilgiyi zamanında merciine ulaştıramamış emekli istihbaratçılar, suya sabuna dokunmamış elleri esans kokan emekli elçiler, bir baltaya sap olmamış bürokrat eskileri bir kanaldan diğer kanala koşuşturup duruyor. Her birisi vatan kurtaran kahraman edasındaki bu tuhaf ve rengarenk kafilenin içinde bazen çok şaşırtıcı isimler de arz-ı endam edebiliyor.

Sayfa 4 / 35

Tuyan Tasarım