Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » Hüseyin Yılmaz
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Web sitesi adresi: http://www.hyilmaz.net E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Sayıklayan Sizsiniz, Bediüzzaman Değil!

Cumartesi, 20 Ocak 2018 11:48 Yayınlandığı yer Önce Kelam


Her insana tenkid okları fırlatılabilir, her insana itiraz edilebilir. Tenkid ve itiraz hakkı; ne âlim tanır, ne şeyh ve devletlülere boyun büker. Hükmün tek istisnası, Peygâmberler. Ki, dünyevî meselelerde onlara da, edebi zorlamadan itiraz edilebilir, edilmiştir de.


Olması gereken ile olmakta olanın arasındaki büyük uçurum İslâmiyet’in değil, müntesiblerinin kusurudur. Acziyetleriyle derinleştirdikleri bu uçuruma zındıkların, şeyh ve ulemayı ölü leşler gibi fırlatmaları, kendi amellerinin acıtan bir cezasıdır.


Bitmeyen “Buhranlarımız”!

Cumartesi, 06 Ocak 2018 15:37 Yayınlandığı yer Önce Kelam


Said Hâlim Paşa, son devir Osmanlı Sadrazamlarının en parlak simâlarından: Mütefekkir, âlim ve devrinin şartlarına göre Doğu Kadar, Batıyı da iyi bilen bir zülcenaheyn! Osmanlının sekerât ürpermeleri geçirdiği devrin yol gösterici düşünce hareketlerinden “İslamcılık”ın hararetli bir müdafii.


Batıperest Osmanlı aydınının kendi devletini yıkmak için hamle üzerine hamle yaptığı günlerde, Osmanlı kalmakta ısrar edip bedelini de dünyevî saâdet ve hayatıyla ödeyen Said Hâlim Paşa, bir cihette çöl çocuğudur. 1863’te Kahire’de hayata gözlerini açan Said Hâlim, uzunca bir devir Osmanlı’ya kök söktürüp ecel terleri döktüren Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunu. Babası Hâlim Paşa, Kavalalı’nın dördüncü oğludur.

Sade, Tevret ve İncil!

Salı, 19 Aralık 2017 15:12 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Marquis de Sade. 1740’ta doğmuş, 1814’de ise Cehennem’i boylamış. Kilisenin dini ve Tanrısına bir türlü inanamamış. Hezeyanlar manzumesi Tevrat ve İncil, Sade’i âdeta çıldırtmış. Çıldırtmış ve dine düşman etmiş. Deli hezeyanlarının yanında zır delilik gibi duran Eski ve Yeni Ahid’e karşı başlattığı mücadele, son nefesine kadar büyük bir ihtiras halinde devam etmiş.


Yahudi ve Hıristiyanların “Tanrı”sını inkâr etmekle yola koyulur, hızını alamayınca da her türlü ahlâksızlığı bayraklaştırır. Yakasından tutup zindana atarlar: Aşağı yukarı on sekiz yıl kalır Fransız zindanlarında.


Gülen ile Mani, Işık Evleri ile Işık Bahçeleri!

Cumartesi, 11 Kasım 2017 11:34 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Mani, 216’da doğmuş, 274’te Sasani Kralı Behram’ın işkenceleri altında hayata veda etmiş. Kaynaklar Hristiyanlık, Yahudilik ve Zerdüştlüğü iyi tarafları ile tek din haline getirmek istediğini söylüyor. Bu iddia Maalouf’un “Işık Bahçeleri”ni de kuvvetli bir ruh halinde dolaşıyor.

 

 

“Entelektüel Yalnızlık” ve dile dair.

Cumartesi, 04 Kasım 2017 14:50 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Okunmayı bekleyen kitablar biriktikçe, telaşa kapılıyorum. Ya bütün bunları okuyacak kadar bir vaktim yoksa? Ya her gelişi erken olan ölüm büsbütün erken gelirse?.. Bu telaş ve korku, bâzen aşılması imkânsız bir hisar kadar yeis telkin edince kaçmak geliyor içimden; fetihten vaz geçmek. Ama yapamıyorum, okumadan yaşanmıyor. Okumak zenginleşmektir; sefillikten, fukaralıktan kurtulmak...


İşte okunma sırası bekleyen iki kitab daha: Entelektüel Yalnızlık ile Ruhumun Masalı Şehr-i Urfa. İmza tanıdık... Şahin Doğan, ne zamandır Risalehaber’deki yazılarından takib ettiğim bir isim. Tecessüsleri, arayışları, çırpınışları olan bir kafa; düşünmeye çalışan bir beyin. Düşünmek, zorun zoru...


Ticani tertibini kullanan İnönü’nün genç Demokrat Parti iktidarı üzerinde kurduğu ağır baskı ve tehdid, hukuken değilse de, aklen neseb-i gayr-i sahih bir cenin-i sâkıt doğurur: 5816 nolu kanun. 25 Temmuz 1951’de Demokrat Parti iktidarının rahminden düşen kanunun Menderes tarafından amme efkârına beyan edilen maksadı: Atatürk’e hakareti men etmekdir, tenkid ve düşünce hürriyetini yasaklamak değil. Geçmişte bir kitabımda da uzun uzadıya kalem malzemesi yaptığım bu müstakreh bahse bir makalenin dar imkânları içinde yeniden uzanacak değilim. Ancak şu kadarını tekrar ifâde etmek isterim ki, 5816’nın sebeb-i vücudu: Kamal Atatürk’e yönelen kaba hakaretleri ceza ile men etmekdir.


“Mutlak Vekillik” Dâvâ Vâsiliği midir?

Salı, 26 Eylül 2017 19:51 Yayınlandığı yer Önce Kelam
Bugün çok mühim bir mevkide bulunan siyâsiyundan birine; bir kardeşimiz, Nurculuk ile Nurcuların güzellik ve meziyetlerini anlatmak için dil döküyor, mevzudan mevzua geçiyor, parlak ve yüksek hakikatlerden bahsediyor; nihayet Nurcular’ın İttihad-ı İslâmın da temel harcı olacaklarını, büyük bir inançla ifâde edince muhatabının dudaklarında buruk bir gülümseme sarkıyor.

Kardeşimiz, şaşkınlık ve inkısar-ı hâyâl içinde niçin güldüğünü sorduğunda tüylerimi diken diken eden şu acı cevabı veriyor:

Kavgadan Nefret Ederim Ama!..

Cuma, 22 Eylül 2017 18:04 Yayınlandığı yer Önce Kelam
Benim adım, “Hüseyin Yılmaz” diye başlamak istemezdim, ama sahiden öyle; müstear bir ismim yok. Sizler gibi ben-i Âdemim, ebede namzed fâni bir mahlûk yâni.

Arkamda ordular yok, sırtımı yaslayabileceğim geniş bir çevrem de. Yarın başıma bir iş gelecek olsa, değil bir milletvekili, bir belde belediye başkanını bile tanımam ki, imdad etsin.

Zengin bir insan da değilim. Rızkı veren Allah’dır, inancıyla bugünü yarına bağlayacak bir çorba parası kazanmak için alın teri döküyorum. Vakıf falan değilim, herhangi bir yerden tâyinat da almıyorum.

Erdoğan ve Heykelleri Yahut Ben olsaydım!

Perşembe, 14 Eylül 2017 09:27 Yayınlandığı yer Önce Kelam


Bir kaç gün önce sosyal medyada gözüme iliştiğinde önce şaka sandım. Zirâ ne Erdoğan heykellerinin yapılmasına müsamaha gösterir, ne de onu sevenlerin bu kadar ilim ve irfândan uzak olmaları beklenilebilirdi. Meğerse şaka falan değilmiş. Kendini bilmez bir kaç budala veya Erdoğan’a yaranacağını sanan mürai, ciddi ciddi Reis-i Cumhur’un heykellerini dikmiş.


İşin vahâmetini farkedince bir kaç twitter mesajı ile tenkidlerde bulundum. Tenkidlerde bulunmakla kalmadım, Reis’in bu şuursuzluğu acil müdahale etmesi gerektiğini de ifâde ettim.


Neyse ki, beklediğim müdahale gecikmedi. Dün Belediye Başkanları toplantısında konuşan Erdoğan, uzun konuşmasında bir kaç cümle de bu mevzua ayırdı. Canlı dinlediğim hitabında şunları söylüyordu:

Bediüzzaman’ın Hukukunu Müdafaa Etmek!..

Cumartesi, 12 Ağustos 2017 12:10 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Hakkın müdafaasını başkasına bırakmak, kendi alçaklığını ilân etmekdir! O alçaklardan değilim, olmayacağım da. Hak ve hakikati haykırmaktan korkup zillet içinde bir hayata yapışmaktansa, her türlü bedeli de ödeyerek ölmeyi tercih ederim.


Bu ülkenin son bir asrında iftihar edebileceği, kendisine âid tek bir kahraman, tek bir değer varsa; o da Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleridir. Cumhuriyet maskesi arkasında katı bir istibdadın ınkılâb adı altında bütün değerleri bir tahrib sarasının hedefi hâline getirildiğinde, millet adına karşı çıkmış tek kişidir Bediüzzaman. Kamal Atatürk ve hâlefi İnönü’ye kafa tutmasının bedelini de dünyevî hayat ve saâdetini fedâ ederek ödedi. Sürgünlerin, zindanların, idamla yargılanmaların, su-i kasdların îmânını sarsamadığı bu büyük insanın asıl zaferi ise, o ağır şartlarda Kur’an’ın parlak bir tefsiri olan Risâle-i Nur Külliyatı’nı kaleme alması ve bir huruc olan Nurculuk hareketini başlatmış olmasıdır.


  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 34

Tuyan Tasarım