Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » Keklik Yumurtası Yahut Mesut Yılmaz

Keklik Yumurtası Yahut Mesut Yılmaz

Mesut Yılmaz, ikbâl arayışlarının tükettiği zavallı; haysiyetini 28 Şubat devrinin rezil pazarında Başbakanlık becayişiyle bir daha asla elde edilemeyecek şekilde kaybetmiş eski siyâsetçi. Şimdilerde taşıdığı milletvekli urbası, geçmişinin ızdırabını unutmaması için sırtına hemşehrileri tarafından geçirilmiş bir işkence âleti... Zirvelerde devraldığı ANAP’ı, tahsille kabil bir beceriksizlikle eriten bu zât, gördüklerinden geri kalmaya râzı olamadığından 28 Şubat’ın aktörlerine elindeki son kırıntıları da peşkeş çekerek bitirdikten sonra bir köşeye çekilip ölmeyi bekleyeceğine 22 Temmuz kapısından yine Ankara’ya, kendi cinâyet mahalline döndü.

Kimsenin kaale almadığı, gören her haysiyetli insanın ya yüz çevirdiği ya da acıyarak baktığı bu adam, Ankara’nın puslu havasında harekete geçmiş veya harekete geçirilmiş görünüyor. Bâzı pis yollar vardır ki orada sadece pisliğe mübtelâ olanlar yol alır. Bir kere o pis yolların birinde göründünüz mü, ömrünüzün sonuna kadar o yolun yolcusu olarak kalırsınız: Kıyıya çıkmış olsanız bile yolun Deli Dumrul’larının haracını kesemezsiniz... 28 Şubat’ın aktörleri haysiyetini pâyimâl ettiklerni bu zavallı yol arakadaşlarını vazife başına çağırmış görünüyorlar. Yeşiller Grubu’nun toplantısında söylediklerini başka türlü yorumlamanın imkânı yok.

 

AK Parti’nin kapatılma dâvâsına alkış tutan Yılmaz’ın bu partinin oylarıyla Yüce Divan’a çıkmış olmasının bu alkışlarda hissesi ne kadar, bilemeyiz. Ama sebebi ne olursa olsun, Eski bir başbakanın milletin yarısının oylarıyla ikinci defa ve çok yakın bir geçmişte yeniden iktidara gelmiş bir partının kapatılması için tahşidat yapması akla ziyan. Lâkin Yılmaz’ın asıl dudak uçuklatan sözleri, cumhuriyet tarihi müddetince bu millete en ağır bedelleri ödetmiş olan askerî darbe ve tertiplere temennâda bulunması:

 

“Ben Türkiye’de orduyla polemiğe en çok giren siyasetçilerdenim. Ama şunu söyleyebilirim ki, Türk generallerinin ülkeyi yönetmek arzusu yok. Yönetmek isteyenler de ayıklanıyor. Ama bölücülük ve irtica tehlikesi devam ettiği sürece askerin kışlasına dönmesi beklenemez”

 

Bu dehşetli ifadelere hezeyân demek kabil olsa, tercih sebebi olurdu. Bir siyâsetçinin bunları söylemesi değil ama tasvib etmesi elbet de hezeyândır; hezeyân ne kelime düpedüz delilik. Kötü olan, asker ve Kemâlist cephe açısından bu inancın imân mesabesinde bir itikâd olması. Bu itikâd merkezden uzaklaştıkça ihlâslı bir vecde inkılab eder, doğru... Ancak geniş daireden merkeze doğru geldikçe en ahlâksız cinsinden bir maskeye dönüşür. Zirâ irtica ve bölücülük idâre heveslisi askerin ekmeğine yağ süren iki şuursuz hizmetkâr. Çoğu zaman da bizzat aynı mihrakların yetiştirmeleri... PKK, Ergenekon ve bir düzineye varan devedişi mesabesindeki bütün çetelerin ikâmet adresinin bizzat devlethane çıkması beyhude değil. İstihbarat dairesi eski başkanlarından Bülent Orakoğlu’nun İhanet Çemberi adlı kitabını devlete imanlarının son kırıntısını da kaybetmek isteyenlere tavsiye ederim.

Türkiye’de ne bölücülük tehlikesi var, ne de irticâ...Varlığına hükmedilen bu iki tehlike, bizzat devletin kazıdığı iki pis mevzi... Yetmişiki milletten müteşekkil bir Cihân Devleti’nden kalma bir avuç kara parçasına çıkan kazazedelerin tek milletten olması beklenemez; yetmişiki milletten insanlar... Bu bir avuç toprakta yeni bir idare tesis edenlerin mükellefiyeti, önce bu gayr-i safi vaziyeti doğru tesbit etmeleridir. Hâkim unsurun ırkçılığı üzerine yeni idarenin inşâsına kalkışırsanız, diğer unsurların tamamını rahatsız eder ve onlarla birlikte yaşadığınız müddetçe bölünme korkusu yaşarsınız. Yapmanız gereken, süslü ve zorlama ifadelerle ırkçılığınıza suretâ kabuledilebilir ve bütünü şâmil bir milliyetçilik libâsı giydirmek değil, cidden insanî ve âdil bir idâre tesis etmektir. İster istemez âzamî müştereklerden hareket edeceksiniz. Bu vatanda yaşayan insanların âzamî müşterekleri belli: Önce insan, sonra vatan, bilâhare din, müteakiben bin yılı bulan müşterek bir târih ve diğerleri...

 

Bu aslî unsurların tamamını Osmanlı korkusu içinde dehleyip idârenin amentüsünü “Ne mutlu Türküm diyene”ye irca ederseniz bölücülük tehlikesinden de, korkusundan da elbet de kurtulamazsınız. Üstelik kurtulmak istediğiniz falan da yok, düpedüz kullanıyorsunuz, alçakça bir istismar bu.

 

İrticâya gelince, durum farksız... Devlet eliyle Kemâlist ideolojiyi ve din düşmanlığı şeklinde bir lâikçi lâikliği bütün mefâhiri dinden gelen ve bin yıllık târihi dinin eseri olan büyük bir milletin burnuna dayarsan irticâ tehlikesinden kurtulamazsın. Kurtulmak isteyen de kim? Yalan!.. Bu millette irticâ arayışı falan yok, sâdece yeryüzündeki her insan ve her millet için çok tabiî ve çok insanî olan bir arzu ile dininin icablarını yaşamak ve yerine getirmek istiyor millet. Dinin en basit tezâhürlerinden olan başörtüsünü bile irticâ diye parti kapatma ve darbe sebebi sayan hâkim güçler elbet de pis hâkimiyetlerinin idamesine âlet ettikleri bu hâlin devamından yana olacaklar.

 

Başbakan eskisi Yılmaz’ın söylediklerinin kısa şerhi bu kadar... Yılmaz açısından çirkin olan, bu vaziyete sahib çıkması, söylemesi değil. Anlaşılıyor ki, darbe bezirgânları zavallıya göz kırpmışlar. Malum AK Parti kapatılacak, Ankara’da bin türlü entrika ile sivil idareye yeni bir şekil verilecek. Devletin ana payandalarına râm olacak, destek verecek muti insanlara ihtiyaç var. Taraflar birbirini iyi tanıyor, muhtemel yakın geleceğe iki taraf da dünden râzı...

 

Fıkra gibi bir vâka ile bitirelim...

 

Veysi, köyün ileri gelenlerinden, kendi çapında bir ağa hattâ... Hayattaki en büyük eğlencesi kafesle keklik avcılığı yapmak... Kâzım – ki Veysi ona kısaca, Kazo, diye hitab eder- gevende, mahallî bir nevi esmer vatandaş gibi... Onun da yaşama sevinci Veysi ile birlikte ava çıkmak ve şakalaşmak... Neyse ava çıktıkları bir bahar gününde nasılsa bir keklik yuvası ile karşılaşıyorlar... Yuvada onbeş-yirmi tane taze yumurta var... İki kafadar da acıkmış vaziyette... Normalde hiçbir avcının aklından bile geçiremeyeceği bir fiil-i şeni ile yumurtaları oracıkda pişirip mücrimler gibi mideye indiriyorlar... İndiriyorlar indirmesine de, keklik yumurtası da eti gibi lezzetli bir nimet, bağımlılık yapar...

Uzatmayalım yılın hangi mevsiminde dağlardan bir keklik sesi yükselse Kâzım o mes’ud ânın hicranıyla,

“Bak Veysi yine yumurta yapıyor.” deyip ellerini uğuşturur, yalanırmış.

Veysi şen bir kahkahanın eşiğinde karşılık verir:

“Yahu Kazo, esasen sen hayvan gibisin, keklik dediğin her mevsimde yumurta mı yapar, eşşek herif...”

Kazo biraz mahcub, biraz hayâl kırıklığının verdiği elem içinde önüne bakarmış...

 

Yahu Mesut, diye başlamak geldi içimden, fakat uzatmayacağım, gerisi mâlûm... Be adam, darbe dediğin de keklik yumurtasından daha sık aralıklarla yapılmaz ki, mevsimi değil; erken çağrılmışsın... Aklını başına al ve sus. Sus ki elaleme bu kadar rezil-ü rüsvay olmayasın, bizi de rezil ettin kendini de koca adam...

 

Son değişiklik Çarşamba, 01 Haziran 2011 19:11
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Etikete göre ilişkili ögeler

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım