Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » Bu zulüm bitsin artık!..

Bu zulüm bitsin artık!..

Terör suçları sebebiyle üç bin civarında küçük çocuk hapishanelerde yaşadıkları acı ve işkenceyi anlamaya çalışıyorlar. Devlet onlara “Terör suçlusu” diyor, daha dürüstçe ifadesi: “PKK taraftarlığı”... Tek müşterekleri, isnad edilen suç değil, başka bir müşterekleri de Kürt çocukları olmak. Ve hepsi de onsekiz yaşından küçük çocuklar. Aralarında on üç, on dört yaşında olanlar bile var.
Otuz yıllık silâhlı bir kavganın içinde hayata gözlerini açmışlar. Ne kavgası? Düpe düz iğrenç bir savaş... Oyun yaşındaki bu masûmlar için hayatın kendisi de bir oyun. Sokaklardaki büyüklerin nümâyışlarına çoğu zaman oyun zannıyla dâhil oluyorlar...

Şuurunu kaybetmiş kitlenin o ân eğlenen çocukları onlar... Bir yerlere taş atıyorlar... Neye atıyorlar, niçin atıyorlar? Bilebilecek durumda değiller, düşündükleri de yok. Çocuk onlar...

 

 

Bâzen de büyükleri alçakça kullanıyor onları... Sokak nümayişlerinde öne sürülüyorlar...Kimi kaçıp kurtuluyor, kimisi de canı burnundaki emniyet mensuplarının kahhar pençeleri ile demir parmaklıkların arkasına sürükleniyor. TC terör suçlarıyla yargılıyor onları. Bâzen tek bir taş atmanın bedeli on beş, ya da daha ağır bir hapis cezası olabiliyor. Hayatı tanımadan, bilmeden çocuk yaşta girdikleri hapishanelerde otuzlu yaşlarda salıverilecekler... Gençliklerini demir parmaklıkların arkasında geçirmiş olmanın kin ve hıncını asla unutmayacak, kalblerini esir alan nefretten asla kurtulamayacaklardır. Onlar devletin hapishanelerinden amansız Türk ve devlet düşmanları olarak çıkacak, asıl o zaman bu pis kavganın savaşçıları olacaklardır.

 

Dünyanın herhangi bir yerinde bu çocuklara verilebilecek en büyük ceza, bir kaç haftalığına çocuk ıslah evlerinde misafir edilmek, hatalarıyla yüzleştirilmektir. Küçük yaştaki Kürt çocuklarına verilen bu cezanın tek emsalini ancak Filistinli çocukları hunharca cezalandıran İsrail’de görebilirsiniz.

 

Bu rezil bahsi Berivan’ın trajedisiyle noktalamak istiyorum. Berivan, yüzüne bakmaya kıyamayacağınız, ceylan gözlü, çiçek tenli bir kız çocuğu. Türk çucuğu olarak dünyaya gelmemiş, kaderin bir cilvesiyle hayata Kürt çocuğu olarak gözlerini açmış ve henüz on beş yaşında. Berivan, elim hikâyesini şöyle anlatıyor:

 

“Tatil için Batman’a gitmiştim, teyzeme gidiyordum... Birden bir sokak gösterisinin ortasında kaldım. Polisler yakaladı... Suçlu değilim, ama anlatamadım.”

 

Üç ay Diyarbakır E tipi hapishanesinde yatan Berivan’a ilk duruşmada verilen ceza: On üç yıl altı ay.* Bu cezayı haklı ve makul görecek tek vicdanın varlığı bile insanlığın toptan öldüğünün ilânı olur. Ama bir çok icraatlarını desteklediğim Ak Parti iktidarı bile bu zulmün ortadan kalkması için atmaya hazırlandığı müsbet adımdan muhalefetin şirretliği ve fitili ateşlenen ırkçı efkârın baskısı altında vaz geçti.

 

Berivan, küçücük ve nârin vücuduyla girdiği E tipi hapishaneden ruh ve hissiyatını yoğuran acıların rehberliğinde tam bir devlet ve Türk düşmanı olarak çıkacaktır. Atmadığı, ya da neye yaradığını bilmeden attığı taşın acı bedelini dehşetli bir intikam duygusuyla almaya çalışacaktır. Düşünüyorum, acaba birileri tam da bunu mu yaptırmak istiyor?

 

Ve Berivan ağlıyor:

“Ben daha 15 yaşındayım ve ilk defa cezaevine girdim. Burada hep ağlıyorum, buraya hiç alışamadım. Ailemin yanında olmak istiyorum. Canım çok acıyor. Buradan çıkıp, okula gitmek istiyorum. Benim siyasetle bir ilgim yok. Bir şeyler yapmanızı bekliyorum!”*

 

Ne yapabiliriz ki, kır çiçeği?.. Asırlık bir zulüm memleketi cehenneme çevirmiş... Darbeler darbeleri kovalamış... Zâlim ve kahhar bir el, güzel ve insânî olan ne varsa tahrib etmiş. Zındıklığı esas alan lâdini bir istibdad memleketi açık hava hapishanesine çevirmiş. Bir sen mahkum değilsin ki, hepimiz aynı durumdayız Berivan!..

 

Nihâyet bu mazlum küçücük mahkûm için ilk açık görüş günü geliyor. Bağrı yanık anne ile küçük Berivan’ın buluşma sahnesini tasvire tâkatım yok, kalbim paramparça olur... Kaç dakika sürer açık görüş, kaç saniye?.. Rüya gibi mi gelir Berivan’a, delirmekte olduğunu mu düşünür?.. Ne zaman annesinin avucuna sıkıştırır küçücük notunu?.. Notta yazılanlar bu memlekette milyonlarca örneği olan hep aynı zâlimlik, işkence ve devlet terörü. Berivan’ın korku ve endişe ile annesinin eline sıkıştırdığı notta şunlar yazılıdır:

 

“Polisler (yüzümü) puşiyle kapatıp -çekilen- resmi dosyaya koydu. Ben korkudan söyleyemedim. Çok korkmuştum. Bana dediler ki ‘Her şeyi kabul edeceksin’. Beni tehdit ettiler, ben de her şeyi kabul ettim. Korkudan.”**

 

Sayın Başbakan!.. Cumhurbaşkanı ve Başbakanının bile eşlerini baş örtüleri sebebiyle yanlarında rahat gezdiremedikleri bir memlekette hürriyetten bahsedilemeyeceğini defalarca yazdım. Muhtereme eşiniz Emine Hanımefendi’nin GATA’ya alınmayışının onda ve sizde meydana getirdiği kahredici ızdırabı amme efkârına kendiniz duyurdunuz. Derdinizle dertlendik, Emine Hanım’la birlikte ağladık...

 

Bu gün de Berivan ve annesi için ağlıyoruz... Bir ân Berivan’ın kendi çocuğunuz olduğunu düşünemez misiniz, bunu hissedemez misiniz? Ağlamak için illede yanan can kendi canımız mı olmalı? Hâni insandık, hani mü’mindik, müslümandık... Hani merhamet ve şefkat etmek imandan gelen vasfımızdı... Sayın Başbakan, kanun kılıklı bu zulüm mekânizmasını değiştirmek için neyi bekliyorsunuz?.. Bilmiyor musunuz ki, tek bir masûmun hakkı bütün dünya için bile olsa fedâ edilemez... Bin zâlimi hizaya getirmek için bile bir masûma zulmedilemez...

 

Zındıkanın asırlık oyunu sahnelerimizden dehlencek, az kaldı... Ama keşke son kurbanları Berivan gibi masûm çocuklar olmasaydı... Dayan Berivan, ne ilk mazlumsun, ne de son... Mazlumlara revâ görülen her zulüm bana büyük mücahidin feverânını tekrarlattırıyor:

 

“Zâlimler için yaşasın cehennem!”

 

Notlar:

* http://taraf.com.tr/haber/46767.htm

** http://taraf.com.tr/haber/46894.htm

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım