Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » “İSLÂMÎ TERÖR”! İFTİRALARIN EN ALÇAKÇASI...

“İSLÂMÎ TERÖR”! İFTİRALARIN EN ALÇAKÇASI...

“İslâmî terör”, iftiraların en alçakçası, şenî’ bir tecavüz... Batı’nın bu hayâsızca yalanının İslâm coğrafyasında bir takım in’ikaslar bulması, ya dinden kopmuş aydının cehaletinden kaynaklanıyor, ya da suret-i hak peçesine bürünen dinsizce bir dâhilî ittifaktan.
“Haksız yere bir insanı öldüren kimse bütün insanları öldürmüş gibidir” (1) buyuran bir dine, cinâyetlerin en korkuncunu yüklemeye kalkışmak, Batı’nın dinmek bilmez gayzının eseri.

Menfaatleri uğruna sergilediği zulmün üzerine, bir şal gibi örtmeye çalıştığı bu habîs mefhûmun ne İslâmiyet’le alâkası var, ne de herhangi bir semâvî dinle. İnsan hayâtının kudsiyeti, bütün dinlerin müştereki olduğu gibi, suçun ferdîliği de hukukda kaziye-i muhkemedir. Yâni kişinin suçu ile en yakını bile mesul tutulamaz, cezalandırılamaz... Ne baba evladın suçundan sorumludur, ne evlat babanın...

 

Karikatür krizinin hedefi olan Efendimiz (a.s.v.)’ın rahmanî kucağı, bütün masûm ve mazlumları saracak kadar büyük:

"Müslüman, elinden ve dilinden kimseye zarar gelmeyen insandır." (2) buyurur.

“Kimse”nin şümûlüne bütün masûmlar dahildir. Yüce Resul, ne ırk ayırıyor, ne din. Yer yüzünün neresinde olursa, hangi zaman diliminde ve hangi şartta olursa olsun Müslüman, kimseye zarar vermeyendir. Zararın büyüğü, hayâtı kaybetmek; hayât hakkının bu nebevî târifin merkezi olduğu bedihî değil mi?

Kılı kırka yaran Bediuzzaman, bu içtimâî hakikatı tevsî ile, bir fertteki kötü hasletlerden dolayı iyi taraflarının görmezlikten gelinemeyeceğine kadar vardırır, adalet inceliğini.

“Bir hânede veya bir gemide birtek mâsum, on câni bulunsa, adalet-i Kur’âniye o mâsumun hakkına zarar vermemek için, o haneyi yakmasını ve o gemiyi batırmasını men ettiği halde, dokuz mâsumu birtek câni yüzünden mahvetmek suretinde o haneyi yakmak ve o gemiyi batırmak, en azîm bir zulüm, bir hıyanet, bir gadir olduğundan, dahilî âsâyişi ihlâl suretinde, yüzde on cani yüzünden doksan masûmu tehlike ve zararlara sokmak, adalet-i İlâhiye ve hakikat-i Kur’âniye ile şiddetle men edildiği için, biz bütün kuvvetimizle, o ders-i Kur’ânî itibarıyla, âsâyişi muhafazaya kendimizi dinen mecbur biliyoruz.” (3)

İslâm dini hususunda söz söyleme selâhiyeti tartışılmaz olan bu yakın geçmiş İslâm mütefekkirinin Türkiye başta olmak üzere, insanlığı terör ve anarşi belâsından kurtarmak için verdiği hakikat dersini, Emperyalist Batı’nın hayâsız yüzüne çivilerle çaksanız ne fayda? Maksadı kuzuyu yemek olan bu müstevli kurdun tasallutundan coğrafyamızı kurtaramadığımız gibi, inancımızı da kurtaramıyoruz. Gözlerimizin içine baka baka her gün aynı galiz tahkirâtı kusmakta hiç bir beis görmeyen emperyalist istilâ , İslâm coğrafyasındaki terörün ana kaynağıdır.

Evet, sebebi ne olursa olsun, dinde terörün fetvası yoktur; hiç bir vicdan da tasvip edemez. Ama terörden yakınan, sözüm ona medenî dünyâ, bu terör illetinin kendi zulmünün eseri olduğunu kabullenmeye mecburdur. Ölçüsüz bir güç ve dehşetli silâhlarla hayât ve haysiyetlerini pâyimâl ettiğiniz kitlelere, terörden başka çâre bırakmazsanız, olacağı budur… Bütün kaçış yollarını tıkadığınız kedinin yüzünüzü parçalaması, can havli iledir. En az kedi kadar, suçlusunuz. Her vesileyle söylüyorum… Japonya’ya atılan iki nükleer bombanın hayâtlarını söndürdüğü dört yüz bin insanın acaba yüzde kaçı gerçekte suçlu idi? İnsanlık tarihinin teröre verdiği kurbanların tamamının bu rakkamı yakaladığı çok şüpheli.

Mazlum Irak, Afgan ve Filistin halkının maruz kaldığı topyekün imhâ hareketinin terörden farkı ne? Masûmun hayât hakkını korumuyan içtimâî her cinâyet, terördür. Batı, terör ile menfaatlerini tahkim ediyor diye, dönüp –velev muharref bile olsa- biz de İsevî Terör mü diyelim yâni?

Estağfurullah, târihin hiç bir devrinde iftira atmadık, zulmetmedik, alçalmadık. Bundan sonra da alçalmayız… Bütün semâvî dinleri böylesi bir iftiradan tenzih ederiz.

Avrupa Birliği’nin nihâyet bu alçakça iftiranın vehametini farketmiş gibi, sözlüğünden tâbîri çıkarmaya hazırlandığı haberleri geliyor. (4) Ba’de harab-il Basra, demek vardı ama, yine de hayra alamet sayalım. Gecikmiş de olsa, bir intibah…

 

Notlar:

1- Kur’en,Maide, 32

2- Tirmizî, İman 12, (2629), buyuruyor

3- Emirdağ Lâhikası, sayfa: 382

4- 12/4/2006 tarihli gazeteler.

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım