Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » SİYASET MEFLUÇ, NECÂT CEMAAT OLMAKTA.

SİYASET MEFLUÇ, NECÂT CEMAAT OLMAKTA.

Millet’in ümid ve emellerini boğan siyâsi arena, kan ve zulüm kokuyor. Olup bitenlerin seyri karşısında istifra etmemenin şartı iki: Ya mide taşımamak, yahut insaniyetten istifa etmiş olmak. AYM’nin boğazındaki gevşek kemendiyle, tasma taşır gibi, tatile çıkan AK Parti, ümid vaad etmiyor. Yeni anayasa projesi, başörtüsü zulmü, AB hedefi ve diğer hayatî meseleler rafa kaldırılmış vaziyette. Siyasî partilerin haysiyetini bir kaç yargıcın insafına terkeden sisteme itiraz etmeyen ve değiştirmek için cesur davranmayan siyâset nezdimde merduttur.

 

Ankara siyâsetinin memleket âfâkına kâbus gibi çöken kurşunî havasınıın zehirini solumaktan kurtulmanın yolu, cemiyeti bütünüyle yeniden inşâ etmektir. Mükellefiyet hepimizin. Onun için bugün sırtımı siyâset dünyasına çevirip sizlerle halleşmek istedim.

 

Ferd, cemiyetin aslî unsuru... Cemiyet bir inşâ, ferdlerden müteşekkil bir inşâ. Ferdlerin keyfiyeti, cemiyetin keyfiyetini intac eder. Cemiyete şekil vermek isteyenlerin hareket noktasının ferd olması, aklın muktezâsı. Ferdden başlamak, çoğu zaman meşakkatli ve uzun bir yola girmek demek. Ne var ki, emniyetlidir; hedefe varma ihtimali kat’iyete yakındır; kat’iyet arzeder.

 

Değrleri tahrib edilmiş, mânevîyâtı çökertilmiş bir cemiyeti hayatlandırmak, zorun zoru. Ahlâksızlığın revaçla bir nevi meşruiyet kazandığı bir cemiyettin ıslâhına kitleden başlamak demek, ye’si mutlaka kapıları ardına kadar açmak demektir. Hele de tahrib değil, tamir için kolları sıvamışsanız; yıkmak değil yapmakla mükellefseniz şıkkı diğer yok, birden başlayacaksınız.

 

Birden, yâni kendinizden: İyi bir nefis terbiyesinden geçecek, maddî ve mânevi bir tahkimle yalnız başına yürüme, hareket etme kabiliyetine kavuşacaksınız. Yürümek istediğiniz istikametteki bütün mâniaları aşacak bir kuvvet ve sarsılmaz bir iman edineceksiniz. “Doğru”, dediğinize bütün dünya, “eğri”, dese sarsılmayacak bir irâde bakışlarınızı tutuşturacak. Başkası da sizinle birlikte aynı istikamette yürüdüğü için değil, o istikamette yürümeniz gerektiği için yürüyeceksiniz.

 

Sonra hariçteki “biri” bulacaksınız; biri besleyecek, biri yontacak, biri şekillendireceksiniz... Bir kemâlini bulacak, kabiliyetleri nisbetinde siz olacak. Yâni iki olacaksızınız. Hayır iki değil, onbir olacaksınız; karşı karşıya değil yanyana duracaksınız; omuz omuza.

 

Ve iki yeni biri bulacak ve yetiştireceksiniz... Her yetişmişe bir yeni “bir” düşecek. Her defasında kılı kırka yaracak, her defasında aynı heyecanı yaşayacaksınız. İnanç birliği yetmez, tavır ve ahlâkta da birlik olmalı. Bileceksiniz ki, muzaffer olmanın, cihâna saâdet taşımanın başka yolu yok. Ülfet peyda etmeyecek, mürur-u zamana tavizler vermeyeceksiniz. Zincir kopmamalı, cereyan zayıflamamalı... Ebubekir ve Ömerler’in nesli, iki nesil sonra sıradanlaşmamalı. Zübeyir’ler, Hulusi’ler kayan yıldızlar gibi el etek çekmemeli semânızdan. Bütün yıldızlar Zübeyir, bütün yıldızlar Hulusi olmalı. Keyfiyetten en küçük inhiraf, hezimetin başlangıcı demektir. Bir şey başlamışsa, bittabiî neticesi de gelecektir. Menfiyi asla başlatmayacak, hisarlarınızdan gediklerin açılmasına göz yummayacaksınız.

 

İşte şimdi dört kişisiniz, biri diğerinin aynısı olan dört kişi... Bir çizgi üzerinde omuz omuza verirseniz, binyüzonbir edersiniz. Dörde tekabül eden, herbirinizi dörde kanatlandıran ihlâs ve şahs-ı mânevi sırrıyla dörtbindörtyüzkırkdört edersiniz.

 

Sıra yeni dördü bulmak ve mücevherden bir heykeli yontar gibi, onları yontmakta... Sekiz ve sonrasının güç ve kuvvetini hesaplama işini zihninize havale ediyorum. Kabulde güçlük yaşıyorsanız, Asr-ı Saâdete hayâli bir seyehatte bulununuz. İki Cihân Serveri’nin Haticet-ül Kübra ile başlayan “bir” serüveninin ulaştığı cesamet, aklınıza, boynuzlarından yakalanmış boğa gibi diz çöktürecektir.

Asr-ı Saâdet’e kanat çırpamayacak kadar yorgun ve tembelseniz 1920’lerin Barla’sına dâvetlisiniz. Şeriat-ı Ahmediye’yi tahrible vazifeli dehşetli bir şer gücün boğduğu Türkiye, Barla’da bir menfez bulmuş, soluklanmaya çalışıyor: Ölsün gitsin, unutulsun diye dağlar arasındaki bu küçük beldeye sürülen Bediuzzaman’ın bütün ciddiyetiyle “biri” yetiştirmekte olduğunu göreceksiniz. Birlerin müstahsili Nur fabrikası bugün cihânın muzlim yüzünü bir fecrin aydınlığıyla sarıyor, âlem şahid. Siz de görüyorsunuz...

 

Siyâsî arenanın kanlı mücadeleleri, pis entrikaları “birlerin” hızını kesmemeli... Tehlike, bu mezbelegahta yaşananlarda değil, “birlerin” keyfiyet kaybındadır. Uhuvvet ve ihlâsın şifalı eli birlerin kalblerini tek kalb, ruhlarını tek ruh yapamadığı gün tehlike çanları çalıyor demektir. Uhuvvet, küreleri güneşin etrafında pervanelere çeviren umumî câzibeden daha kuvvetli bir câzibeyle birleri birbirilerine kementlerle bağlamıyorsa, kayma başlamış demektir.

 

Zaman cemaat zamanıdır, Üstâd’a göre... Sır, birlerin ittihadında; işin esası uhuvvet. Birinci düstur: Amelinizde Rızâ-i İlâhî olmalı... İkinci düstur: Kardeşlerinizi tenkid etmemek. Üçüncüsü: kuvvetinizin kaynağı ihlâs ve hak olmalı. Dördüncüsü: Fenâ f’il ihhvan olmak... Kardeşin kardeşte fenâ olması, bir nevi yok olmak, nefs-i emmarenin bütün kayıtlarından azade olmak, kardeşinin varlığında yaşamak, o olmak. İşte can alıcı nokta, Üstâd’ın lisanından:

 

“Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlât, şeyh ile mürid mâbeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer. Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü’l-esası, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.”

 

Kardeş olmayı yeterince fâziletli görmeyenlerin riyaset arayışları, teveccüh-ü nas dilenciliği, cemaatı boğan kement. Birlere düşen, tevhid-i kıble etmektir. Evet, Üstâd öldü, ama hâlâ keşfedilmeyi bekleyen Nurlar dipdiri. Keşfedilip yaşanacak ki, istikbâl’in gür sadâsı İslâmın sadâsı olsun... Necat, ahlâksızlık gayyası siyâset arenasında değil, ferd ferd insan yetiştirmekte. Yeni keşiflere gerek yok, meslek de meşreb de sarsılmaz düsturlarla muhkemleşmiş durumda... Mükellefiyetimiz: Doğru okumak, doğru anlamak ve doğru yaşamak. Zamanın cemaat zamanı olduğu, kaziye-i muhkeme; Üstâd’dan kalma sarsılmaz hüküm. Cemaatın harcı ihlâs ve uhuvvet... Şeyh yok, peder yok. Kafile kardeşlerden müteşekkil. Bu büyük kervana dâhil olmak, biraz da nasib meselesi...

 

Not: Nazarımda Nur dairesi, bir cihetle İslâm dairesi kadar geniş olduğundan bütün müslümanları dâhil addediyorum. Yanlış bir zehaba mahal bırakmak veya haksızlık yapmış olmak istemem. Vesselâm.

 

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım