Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » AHMED-İ NEJAD VE MUSTAFA KEMÂL

AHMED-İ NEJAD VE MUSTAFA KEMÂL

Türkiye ve İran, siyam ikizleri... Bu, sadece coğrafî bir ittisâl değil, aynı zamanda asırları kucaklayan, târihî birliktelik: Kâh sulh yıllarının rahmanî iklimi iki kavmi sıcak bir kucak gibi sarmış, kah harb yıllarının derin uçurumlarını dolduran ıslak rüzgarları kanlarını dondurmuş.
Ömer’in ordularının kılıc tehdidi altında İslâm’a teslim olan Farisiler, acılarını bir nebze dindirmek için dâhilin muhalefetine oynarlar: Şialığa... İslâmın merkezi gücünü temsil eden Ehl-i Sunnet’e, mezhebî bir muhalefetle kök söktürmek düşüncesi zamanla kökleşip İran’ın asıl hüviyetini teşkil eder.

 

Cihân devleti kuran Osmanlı’nın Ehl-i Sünnet’e müstenid yapısının tabiî neticesi İran’la karşı karşıya gelmek olur. İttihad-ı İslâm mefkuresini hayatının maksadı addeden Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail’e karşı kazandığı zafer, Farisiler için Ömer’vari ikinci bir acı tecrübe olur. İnancın değil, kuvvetin baş eğdirdiği İran ile Osmanlı’nın müşterek târihîni, zımni veya alenî, bu kavga şekillendirir.

 

Devlet-i Âliyye, hasımlarının asırlar süren gayretleri karşısında dayanamayıp çökerken, filizlenen Türkiye Cumhuriyeti’nin hasımlarıyla işbirliğine de şahid olur. Devlet ve milleti kurtarsın, düşüncesiyle Anadolu’ya gönderilen güçlerin kendilerini hain ilân edip, yersiz yurtsuz bırakmalarına, gözyaşları içinde şâhid olan hânedân mensublarının asıl ızdırabı, düşmanlarına sığınma mecburiyetinde kalışları olur.

 

Hânedân mensublarını hâin ilân edib sınırdışı eden Mustafa Kemâl iktidarı, Osmanlı’nın ihyâsını bir daha mümkün kılmayacak bütün tedbirleri, düşmanlarının telkin, teşvik ve rehberliğiyle icra eder. Osmanlı’ya hayat veren, ordularını fetih rüyalarıyla kanatlandıran asıl gücün inançtan geldiğini bilen eski hasım ve düşmanlarının aradığı ilk teminat, İslâmiyet’i bütünüyle Osmanlı’nın ahfâdının hayatından söküp atmak ve tahrib etmektir. İnkılâb furyasının omurgasını teşkil eden düşünce, Osmanlı’yı bütün unsurları ile hayat sahnesinden dehlemek ve eski düşmanlarına rahat, huzurlu bir uyku bahşetmektir...

 

Târih’in bu keskin virajında Türkiye Cumhuriyeti, coğrafî siyâm kardeşinin dost çehresinden sarkan sıcak bir tebessümle karşılaşır: Çaldıran galiblerini tarihten silen Türkiye Cumhuriyeti’ni, İranlılar muhabbetle selâmlamaktadır.

 

Pehlevi hânedânının idaresindeki İran devleti, Osmanlı’ının hasm-ı biamanı Yeni Türk devletini muhabbetle selâmlakla kalmaz, derin bir iştiyakla da bağrına basar. 1925’de Şehinşah ilân edilen Rıza Şah, numune-i imtisâl olarak Mustafa Kemâl’i seçer. Teveccühü topraklarımızda da heyecanla karşılanan Şah’ın iktidarı devrinde yaptığı tek yurtdışı ziyaret’in Türkiye olduğu târihin enteresan kayıtlarındandır. 1934’de vuku bulan bu seyahat öncesinde Ankara’da büyük hazırlıklar yapılır. En çarpıcı olanı ise 20 gün zarfında yazılan, bestelenen ve sahnelenen Özsoy Operası’dır.

 

O devrin hâkim düşünce cereyanlarından milliyetçiliğin tabiî sevkiyle Türkler ve Farisiler’in kardeş olduğu tezi üzerine inşa edilen Opera sahnelenirken oyuncuların Mustafa Kemâl’i “kurt” Rızâ’yı da “aslan” kardeş ilan etmeleri, misafirin gözyaşlarına gark olmasına sebeb olur. Bu hissî sahneye daha fazla dayanamayıp, “kardeşim” diyerek Mustafa Kemâl’in boynuna sarılıp hıçkırdığı rivâyet edilir.

 

Ne var ki, Osmanlı düşmanlığının birbirinin koynunda gözyaşlarına boğduğu iki kardeşin kadeşliği uzun sürmez. Esasen devlete rağmen itiyad ve inançlarında direnen Türk halkı İran’ı kabulde hiçbir devirde Ankara iktidarı kadar hevesli olmaz. Tarihî mezheb kavga ve çatışmalarının bu tabiî neticesi de devlete rağmendir. 1979’da Ayettullah Humeyni’nin liderliğinde gerçekleştirilen İran İslâm İnkılâbı, Ankara iktidarı ile İran arasındaki bütün köprüleri de berhevâ eder.

 

Kemâlist İnkılâb’ın gönüllü mukallidi Pehlevi iktidarına son veren İnkılâb, yarım asırlık acılarının bir müsebbibi olarak da Kemâlist Ankara’yı görür. Ankara da benzer bir sevk-i tabiî ile, İslâm’a dönüş yapan İran’ı düşman ilân eder. Kemâlist Cephe, her vesile ve vâsıtayı kullanarak İran’ın yeni rejimini dünya aleme rezil-ü rüsvay etmek ister. Kemâlistlere göre, İran’ın başına gelen felâket, herhangi bir milletin başına gelebilecek en büyük felâkettir; taunlardan daha büyük ve tehlikeli bir âfet. Humeyni de asrımızın kaydettiği en gerici, en yobaz adamlardandır. Bu kadar mı, gerisini yazmaya kalemim elvermiyor, nezih değil....

 

Nihâyet Ahmed-i Nejad’ın Türkiye’ye ziyareti.. Bütün dünyanın dikkatle tâkib edip beklediği bu ziyaretin bizdeki tek yankısı “Anıtkabir” ziyareti etrafında İran ve Humeyni’ye düşman, Kemâlist cephenin kopardığı gürültüdür. Anıtkabiri ziyaret edip kendilerinin devirdiği Pehlevi’lerin dostu M. Kemâl’in mozolesine çelenk koyup saygı duruşunda bulunmamak için, ziyaret mahalli olarak İstanbul’u seçmesi Ahmed-i Nejad’ın büyük cürmü olarak kaydedilir...

 

Kemâlistleri anlamak cidden zor. Zor, çünkü mantık ölçüleri içinde hareket etmiyorlar. Bir taraftan dünyanın en geri, en çirkin, en abes ve en düşman rejimi ilân ediyorlar; beri taraftan bu çirkinliğin tepesindeki adamı ille de atalarının huzurunda görmek istiyorlar. Niçin? Dua mı okuyacak Ahmed-i nejad? Mustafa Kemâl onun duasıyla mı ehl-i Cennet olacak... Gitmedi ya, gitse bile siz de biliyorsunuz ki bu zoraki ve nezaket icabı bir ziyaret olacaktı. Üstelik Ahmed’in yüksek sesle konuşma veya dua etme mecburiyeti olmadığından muhtemelen zehabınızca hakikat olan bütün kötü ve düşman düşüncelerini de içinden sıralayıp Mustafa Kemal’in ruhunu muazzeb edecekti. Ne gereği var, gitmedi ha gitmedi, deyip cihânı kendimize güldürmeye?

 

Şükürler olsun ki Kemâlist değilim, yoksa güruhun bu sefil kervanın bütün hastalıkları ile mâlûl olmak da vardı. Allah kimseyi akıl nimetinden mahrum etmesin, Kemâlist bile olsalar...

 

Ahmed-i Nejad’a gelince, gönlümde mücevherden bir taht kurarak ülkesine döndü... Derin bir samimiyet ve üzüntü içinde, kendisinin sebebiyet verdiği trafik çilesinden dolayı İstanbul’lulardan özür dilerken takındığı insanî tavır, silinmemek üzere hâfızama bir yıldız ışıltısı içinde nakşolundu. Bugün İran ve Farisileri artık dünden daha çok seviyorum. Sağol Ahmed, bir fir’avun değil bir insan tavrıyla ülkemizden geçip gittiğin için sağol. Darısı seksen küsür yıldır halkını insan yerine koymayan devletlilerimizin başına...

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım