Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » FIRAT HAKLI...

FIRAT HAKLI...

“Travma”, son günlerde sâhillerimizi döven büyük dalga... Türkçe’ye geçiş yaptığından beri varlığını ilk defa bu ölçülerde duyuran mefhûm, zâferini Dengir Mir Mehmed Fırat’a borçlu. Fırat’la aynı toprakların çocuğuyuz, birbirimizi biliriz. Köklü bir aileye mensub, birikimi sağlam, tok sesli bir insan. Politik dünyamızın belki de en iyilerinden, söylediklerinin arkasında sonuna kadar durabilecek muhkemlikte bir karektere sahib. Siyâsiyyûnca zayıf addedilebilecek tarafı, ölçüsüz mürailik ve yalanlara tenezzül etmemesi. Dokunduğunuz anda inançlarını döküverenlerden... Yaşadığı iklim ve coğrafyanın umumî vasfının bütün tezâhürlerini taşıyor, kısacası...

 

New York Times Gazetesi’ne verdiği beyanatta "Türk toplumuna

travma yaşatıldı. Bir gecede kıyafetlerini ve dillerini değiştirmeleri söylendi. Dinsel

yolları dağıtıldı" demiş, Fırat. Kıyametler kopuyor, siyaset ve amme efkârını üst üste döven dalgalara gökgürültüsü ile yıldırımların çiğ ve keskin aydınlığı eşlik ediyor. Kemâlist kampın bütün güçleri ayakta avaz avaza bağırıyorlar, talebleri aynı: Dengir Mir Mehmed Fırat’ın kellesi. Sadece Fırat’ın değil, AK Partililerin tamamının kellesi isteniyor. Bir adım ötesi, bu partiye oy veren geniş kitlenin hayatı. Doğan Grubu’nun amiral gemisinin kalemşörlerinden Mehmet Y. Yılmaz, “Bir yalandan daha kurtulduk!” başlığıyla kitlesini müjdeliyor:

 

“Kişisel görüşüm o ki Dengir Bey bugüne kadar kamuoyunun önünde görüş açıklayan üst düzey AKP yöneticileri içinde en doğrucu olanı. Böylece büyük bir yalanın daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. AKP’nin Cumhuriyet değerleriyle barışık olduğu, bu değerlerin baş savunucusu olduğu palavrasından söz ediyorum. Başbakan’ın, AKP ileri gelenlerin ağzından çok sık duyduğumuz sözlerdi bunlar. Laiklikse laiklik, demokrasiyse demokrasi! Atatürk devrimlerine bağlılık vs! Demek ki bugüne kadar söyledikleri, yaptıkları takiyeden başka bir şey değilmiş.” Yılmaz’a göre…

 

Aynı mevkutenin yaşlı başyazarı hâtıralarının en meş’umlarına dönüyor. Maksadı bu vesileyle Fırat’a Merhum Menderes’in hazîn akibetini hatırlatmak; Fırat’a ve bütün AK Partililere.

 

“Biz Atatürk devrimlerine saldırı modasını bir de 14 Mayıs 1950’den hemen sonra yaşadık. Onun yolunu "Millete mal olmamış devrimler vardır" diyerek Adnan

Menderes açmıştı. İsmet İnönü bu bakışın ne büyük sorunlar yaratacağını

anlatıncaya kadar ülkede büyük çalkantı yaşanmıştı. Çünkü, D.M.M. Fırat’ın ifadesiyle

"travmatize" olanlardan örneğin Ticaniler, "putları yıkma" gerekçesiyle

Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki Atatürk’ün heykellerine saldırmışlardı.”

Sâdece Hürriyet değil ön safta çarpışan, Kemâlist kamp bütünüyle cephede. Fırat’ın linç edilmesini isteyen uç radikallerden suç duyurusunda bulunan bir takım sivil teşkilatlara, CHP’den zinde güçlere kadar herkes ayakta tehdid ve tezâhüratta bulunuyor. Tam bir cinnet manzarası, aklın tardedildiği, şuurun dumura uğradığı umumî bir cinnet sarası.

 

Hakikat ne? Hakikat, Fırat’ın söyledikleri... Kemâlist inkılâbın bin yıllık muhteşem bir mâzinin bütünüyle reddi üzerine inşâ edildiği, mutlak hakikat... Aslı Türkçe’nin en güzel eserlerinden olan Nutuk, bütünüyle bu hakikatin ilânından ibarettir; Mustafa Kemâl’in düşünce dünyasının nirengi noktasıdır, redd-i târih dâvâsı. Ehibbasının uluhiyet veçhesi kazandırdığı Mustafa Kemâl’in bâriz vasfı değil midir, bin yıllık bir maziyi red cür’eti? Bütün bir cemiyetin çok rahatlıkla kabullenebileceği düşüncelerin icrasından ibaretse inkılâb liderinin yaptıkları, o zaman niçin yere göğe sığdıramıyorsunuz? Elbet de o günün şartlarında Mustafa Kemâl’in düşüncelerini paylaşanlar küçük bir gürûhtan ibaretti; Batı hayranı bir avuç aydın da denebilir... Gerileme devrinin bütün felâketlerinin izlerini taşıyan, üç kıtadan kökleri sökülerek Anadolu’ya sığınmış, Cihân Harbi’nden mağlub çıkmış, Yunanlılar’la muazzam bir istiklâliyet savaşı vermiş ve kazanmış milletin tek tâlebi bir parça nefeslenmek ve bir parça sükûn bulmaktı. Buna da Mustafa Kemâl Paşa’nın liderliğinde ulaşmış ve şükran hisleri ile bağlanmıştı...

 

Buna rağmen inkılâblar, tereyağından kıl çeker gibi yapılamamış ve milletin topyekûn alkışlarıyla karşılanmamıştır. Aksini iddia edenler, ne ülke sathında patlak veren isyanlara, ne savaş sonrasında memleketi susta tutan İstiklâl mahkemelerinin devamına, ne de Takrir-i Sükûn’un varlığına makul bir cevab verebilirler. O kadar da değil... Millet inkılâbı hüsnü-ü kabul ile karşılasaydı 1946’ya kadar devam eden tek parti diktatoryasına da ihtiyaç kalmazdı. Terakkiperver Fırka ile Serbest Fırka’nın milletten gördüğü büyük teveccüh, kapatılmalarının yegâne sebebidir ve bu teveccüh Paşa’ya rağmendir. Geçiniz... Bugün durum çok mu farklı?

 

Ne gezer!.. Peşpeşe gelen darbeler, askerin siyasetin göbeğinde yer alarak Kemâlizm’in taşeronluğunu deruhte etmesi, Üniversite, Yargı ve Batıcı aydının bütün tahşidatına rağmen milletin Kemâlizm’i kabulde yaşadığı güçlük ortada değil mi? Darbelerin meş’um ve mel’un zemini ve âkabinin puslu iklimi dışında 1950’den beri CHP niçin iktidar yüzü görmüyor, Kemâlist olmadığı için mi? Atatürkçü derneklerin marjinal yapıları, halktan kopuk vaziyetleri kötü Atatürkçü olmalarından mı? Öyle ise Kemâlistler Mustafa Kemâle yaraşır şekli niçin ortaya koyup millete takdim ederek teveccühünü kazanmıyorlar? Seksen küsür yılın akılalmaz keseafetteki propagandalarına rağmen, bu millet Mustafa Kemâl’i anlamadıysa, yetmiş milyonun bütünüyle geri zekâlı olduğuna mı hükmedeceğiz? Büyük küçük ülkenin bütün meydanlarına dikilen Mustafa Kemâl’in büst ve heykelleri bile inkılâbın kökleşmesi ve Mustafa Kemâl taraftarlığının hayat bulması için kâfi iken, bir asrı kucaklayan bu şümullu, ilk mektebten başlayıp, üniversite ve kışla ile devam eden telkinin aksini hayatlandırmış olması düşündürücü değil mi?

 

Dengir Fırat’ın bedihiyattan olan basit bir hakikatı ifâde etmiş olmasıyla cinnet nöbetlerine yakalananlara düşen, hezeyândan vazgeçip düşünmeye çalışmaktır. Vâkıâ şu:

 

Mustafa Kemâl, büyük bir milleti, bin yıllık hayat tarzı ve inançlarından koparıp, farklı ve aykırı bir yola sevketmek istemiştir. Bu hususu herkesten çok ve çok daha beliğ Paşa’nın kendisi dile getiriyor, Nutuk ortada... Paşa’nın iradesi millette ümid ettiği ölçülerde mâkes bulmamış, devlet gücüyle icrasına çalışılan yeni tarza direnmek istemiş, muvaffak olamayınca da travma geçirmiştir. Doğru... Fırat’ın da söylediği bundan ibaret... Aksi doğru olsaydı, bugün iktidarda Tayyib Erdoğan değil, Baykal olurdu... Hattâ Tuncay Özkan veya Veli Küçük’ün olması iktizâ ederdi. Ne var ki darbelere, Yassıada maskaralıkları ve darağaçlarına rağmen, tecelliyat hep Kemâlistlere hüsran ve hayâl kırıklığı yaşatmıştır. Bundan sonrası da şüphesiz öyle olacaktır.

 

Hemşehrisi olarak Fırat’a borcum, haysiyetli duruşuna alkış tutmaktır... Yazar olarak vazifem, inandıklarımı haykırmaktır, onu yaptım... Elimde silâh değil, kalem var; hakkını vermeye çalışıyorum.

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Etikete göre ilişkili ögeler

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım