Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » 19 MAYIS HİKÂYESİ VE TÜRK GENÇLİĞİ...

19 MAYIS HİKÂYESİ VE TÜRK GENÇLİĞİ...

Kanunla korunan yalanların kesif ormanındayız, doğruları haykırmanın bedeli: Ya terk-i hayat etmek, ya da hürriyetini kaybetmektir. Herkesin sustuğu yerde haykırmamak da haysiyet kırıcıdır şüphesiz, ne var ki, “niçin doğruları söylemediniz”, diye yüzünüze tükürecek kimse yoktur; gönül rahatlığıyla susanlar kervanına dâhil olabilirsiniz. Aşağıdaki satırlar, muassırlarımın tahkirlerinden korunmak için değil, gelecek nesillerin tükürüğüne maruz kalmamak içindir.

 

19 Mayıs 1919, Türk çocuklarının doğum kayıtlarından daha kesin bildikleri târih: Düvel-i Muazzama’nın işgâli altındaki Devlet-i Aliye’yi kurtarmak üzere harekete geçen Mustafa Kemâl’in Samsun sahillerinden karaya ayak bastığı gün... Harekete geçen kurmay bir asker değil, insanüstü bir efsâne kahramanıdır... Yeis içindeki bir milleti soluğuyla diriltecek, bütün mâniaları yerle bir edecek bir lider: Türk’ün yeni atası, hattâ tek atası o, Atatürk...

Zirâ ondan öncekilerin tamamı ya çok kötü, ya da bütünüyle haindirler. Türk çocuklarının mâzisi utanılacak cinsten; ecdadları, târihin kaydettiği en muhteşem ve en parlak bir medeniyetin bin yıllık bayraktarı değil; Avrupa’ya kan kusturmuş barbar ve vahşi mahlûklardır. Düşmanlarının bu şeni iftirası, Cumhuriyet nesillerinin hâfızasına mutlak hakikat diye nakşedilir.

 

 

 

Sahih kaynakların üzerinde müttefik oldukları husus, Mustafa Kemâl’in Padişah’ın plân ve izniyle Samsun yolculuğuna çıktığıdır. Maksat, Anadolu’daki birliklerle temas kurup, istiklâl mücadelesini başlatmaktır. Bu mukaddes maksadı işgal güçlerinin tehdidinden korumak için uydurulan kılıf: Samsun ve havalisinde işgâle karşı baş gösteren hareketleri bastırmaktır! Onun içindir ki, Mustafa Kemâl, mekteb sıralarında Türk çocuklarına anlatıldığı gibi, köhne(!) Bandırma vapuruyla , arkasında binbir tehlike ile bir gece vakti İstanbul’dan firar etmemiş, hatırı sayılır bir resmî merasimle ve İngiliz güçlerinin gözleri önünde yolcu edilmiştir. Derme çatma diye anlatılan, yumruklasan paramparça olacakmış gibi hâfızalarımızda duran köhne Bandırma vapuru ise, eldeki en sağlam deniz araçlarındandır. İstiklâl hareketini başlatacak sermaye gücü de doğrudan hain (!) Padişah Vahidüddin tarafından temin edilip kurmay askere teslim edilmiştir.

 

Türk çocuklarına ezberlettirilen hayasızca yalana göre, Mustafa Kemâl, vatanı kurtarmak üzere işgâl altındaki İstanbul’dan bin türlü tehlikeyi göze alarak harekete geçmiş, bir taraftan hain padişah kuvvetleri, öbür taraftan işgal güçlerinin hayatî tehditleri altında vapur demeye bin şahit isteyen, derme çatma bir taka ile, bir gece vakti sessizce Payitahttan ayrılmış, tekrar ve tarifinden acze düştüğümüz korkunç badireleri atlatarak Samsun’a ayak basmıştır. Cumhuriyet çocuklarının yalanla başlayan târihleri yalanlarla devâm eder. Bin yıllık bir geçmişin reddi üzerine kurulan bir dâvâ, malzemesini yalandan devşirmeye mecburdu. İnsanlık târihinin en muhteşem bin yılını inşâ etmiş bir ecdadın çocuklarına cedlerini reddettirme dâvâsı, yalansız nasıl mümkün olabilirdi ki?

 

 

Yalanların hâfızalarını tahrib edip dumura uğrattığı cumhuriyet nesillerine medar-ı teselli olacak yegâne malzeme, topyekûn bir milletin nefis müdafaası olan İstiklâl mücâdelesinden devşirilir. Beşeriyet kavimleri arasında mâzisi bu kadar yakın bir tarihle başlayan başka bir millet var mı? Bilmiyorum... Ama târih sahnesine 19 Mayıs 1919’da fırlayan Türk çocuklarını, savaş yıllarının yarı destân hikâyeleri avutmuyor artık. Kesif yalanların ördüğü peçe, serhadleri yıkan hürriyet hareketlerine dayanamıyıp yırtılmıştır. Yalanların bekçiliğinde zindanlara hapsedilen bin yıllık târih, yeni nesillerin uyuşturulmuş şuurlarında bile kamaşmalar meydana getirmektedir. Türk târihinin 19 Mayıs 1919 da başlamadığının, kontrol edilemeyen bilgi sebebiyle bedihiyat kazanması, bir devrin de sekarâtını hazırlamıştır. İki cihân savaşının dehşetli tahribini yaşamış kavimlerin arkasından bile gıpta ile bakar duruma düşürülen Türk milleti, mevcut felâketinin faillerini teşhis etmiştir. Seçim sandıklarında tokatladığı bu yakın târih müstebitlerinin hayatı inkıraza mahkûmdur. Muhtelif renk ve tondaki darbelerin devri kapandı, kapanmak üzeredir...

 

 

Bir asra merdiven dayayan fetret devri gruba yüz tutmuş vaziyette. Yeni nesilleri târihlerinin bin yıllık irfânı emzirecek, onları muhteşem bir mâzi ile mes’ud bir geleceğin köprüsü yapacaktır. Cihân devleti kurmuş bir milletin yüksek himmetini şahsî menfaatlerin zebûnu hâline getiren denî medeniyetin büyüsü bozulmuş, millet asırlık yalanların tesir sahasından çıkmıştır, çıkacaktır...

 

 

Doğrusu şu: 19 Mayıs 1919, Türk milletinin târihinde elbet de mühim bir gündür. Ehemmiyeti, Devlet-i Âliye’nin istiklâl arayışlarının en ciddi hamlesini teşkil etmesindedir. Hareketin fikir babası, Cumhuriyet nesilerine hain diye takdim edilen Sultan Vahidüddin Han’dır. Bu hakikati, 15 Mayıs 1919 da Padişah’la Yıldız Sarayı’nda “diz dize” görüştüğünü anlatan Mustafa Kemâl de teslim eder. Ne var ki bugün, 19 Mayıs 2008’de Türkiye sathında Türk gençlerine bir yalanlar manzumesi yine hakikat diye takdim edilecektir. Nereye kadar mı? Az kaldı, çok az; gün yatısı vakti, mum sönmek üzere... Söndü sönecek...

 

 

Uzatmayacağım, zirâ bu mevzulara kitab ebadında emek verdiğim günlerin üzerinden yıllar geçti. “Yakın Târihimizin Anlatılamayan Hikâyesi” adı altında kaleme aldığım eserler, çokları için bu gün bile dudak uçuklatır cinsten. İsteyen Timaş Yayınları’nın neşrettiği bu mütevazi, ama samîmi bir inancın mahsülü olan eserlere bakabilir.

18/5/2008 Karamürsel

Son değişiklik Perşembe, 19 Mayıs 2016 12:15
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım