Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » GÜNE ABANT’TA UYANMAK...

GÜNE ABANT’TA UYANMAK...

İnsan’ın inancımızdaki en kâmil târifi: Ahsen-il takvim... En güzel suret ve siret üzere yaratılmış olmak. Târifin menşei: İlâhî... Alemlerin ve insanın Rabbi olan Hâlık-ı Mutlak, kendisine muhatab addettiği insanı böyle vasfediyor...
İnsan bir bütün, bir küll... Menfî bütün uçurumlarından sarkıp esfel-i sâfilîne düşebilir, müsbetin bütün zirvelerine kanat çırpıp âlâ-i illiyine, Makam-ı Mahmud’a yükselebilir. Cirminin küçüklüğü ile mütenasib olmayan büyük mahlûk... Şerre de, hayra da nihâyetsiz kabiliyeti var.

Seyyiatına Cehennem bütün dehşetiyle kucak açar, hasenatını Cennet bütün nimetleriyle tevazuylakarşılar. Bu ilâhi sofra, ebedî hayat ve lezzetler küçüklere el sallar... Derviş Yunus gibiler ebedî saâdet diyarına da iltifat etmez:

 

"Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri,

İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni."

İnsanın mümeyyiz vasfı düşünmektir, akıldır... Doğru amma, ondan da çok ; konuşmaktır, kelâmdır... Eskilerin hayvan-ı nâtık demeleri, yüksek hakikat. Bu gün içtimâî hayatın huşûnetinden uzak durmak istiyorum, ama mevzuun araladığı kapıdan içeriye küçük nazarlar atmak da, tabiatımızın icabı. İşte: Hayvan-ı nâtıka verilecek en büyük ceza, kelâm hürriyetinin önüne yasak hisarlarını inşâ etmektir. Düşünceyi zihne hapseden büyük zulüm, istibdadın şahikası... Bu zulmün ana vatanı neresi, istibdad çekirdeği önce hangi habis diyarlarda çatladı, bu şecere-i zakkumun ilk boy attığı topraklar nerede? Bilmiyorum... Ama kaç asırdır bağrımızda kök salmış, söküp atamıyoruz bir türlü... Bu kadarlık bir nazar, bu aralık kapı için kâfi.

Elbet de mahlûkattan tek rüçhaniyetimiz akıl ve kelâm değil... Bedîî zevk ve lezzetlerde de zirveyiz. Bütün güzellikler, bütün lezzetler bizim için... Bu umumî dâvetin baş köşe misafiri olmak bizim ayrıcalığımız. Mükellefiyetimiz, dâvet sahibini farketmek ve şükranlarımızı arzetmekten ibaret. Ahsen-il takvim’in müsbet tarafını teşkil edenlerin mükafatı, bu muvakkat sofradan ebedi saâdete kanatlanmak. Menfileri Cehennem bekliyor...

İstanbul’da olmamak, gözlerini bu şehrin uğultusu ve velvelesi içinde açmamış olmak, büyük saâdet... Herhangi bir köy, herhangi bir kasabanın sabahına uyanmış olmak, en mübalağasız tabiriyle ,bir kâbustan mes’ûd bir rüyaya geçmek gibi... Bu sabah gözlerimi Abant’ta açtım... Soğuk bir gün, ormana sis çökmüş... Bu beyaz istilânın ağaç dal ve yaprakları arasındaki yumuşak hareketi zihnimde çayır ve çiçeklere yayılan nihayetsiz kelebeğin hareket vehmini kuruyor.

Burada sabah namazından sonra uyumak imkânsız... Şömineye attığım iri meşe ve çam odunlarından yükselen alevlerin raksı mekânı hareket cümbüşüyle dolduruyor. Çatırtıların ucundan hayâllerim kanatlanıyor; kimi hülyâmı çocukluğumun köy ocak başlarına götürüyor, kimi bir piknik şölenine, kimi ise sonbaharın kışa yüz tuttuğu günlerde ısınmak için yaktığım ateşlere, çobanlık günlerine...

İnsanın belki de en ayırıcı vasfı, bir bütün olarak insan olmaktır... Sevmek, şefkat ve merhamet etmek, kâinatı bir tamburun teline çeviren İlâhî musikiyi işitebilmek, mutlak Nizam’ı farketmek, hayat ve rızık arasındaki muazzam tenasübün karşısında tarifi imkânsız hayretlere düşmek, Rahman ve Rahim tecellileriyle Cennet’i özlemek, yahut Cennet’i dünyada yaşamak... Madem ki mülk bütünüyle onun ve bizler de onun mümtaz mahluklarıyız, elbet de bizim için bu fânî dünya gibi, buradaki her hâl de fânî ve ehemmiyetsizdir. Bu yol Cennet’e çıkıyorsa, yol da Cennet’ten sayılmaz mı?

Sualime cevab, saba makamından bestelerin meşkiyle sermest bülbüllerden geliyor... Abant’ın büyük sabah korosu huşû içinde “sadekte” diyorlar. İşitmek için burada olmanız gerekiriyor, en azından uyanık olmanız. Heyhat...

Uzatmak isterdim, yazıyı mesneviye çevirmek, gücüm yetmezse romana inkılâb ettirmek isterdim. Yazık ki, buna vaktim de, tâkatim de yok. Satırlarımı noktalayıp iki arkadaşıma güzel bir kahvaltı hazırlamam gerekiyor. Biri gurbet yaralısı ikizim, diğeri hayatı bütün iştihalarıyla karşılamaya çalışan oğlum. Önce kahvaltı, sonra saatler sürecek orman yürüyüşü... Akşam saatlerinde ise bir gölün ürpertici kıyısında sabır tîlimi var: Aynalı sazanın bu mevsimde tadına doyum olmaz... Kısacası akşama ziyafet var. Teşrif etmez miydiniz?

Ve bu minval üzere devam edecek bir kaç gün, Cennet numunesi yâni...

26/4/2008; Sabah saat 07:58 Abant

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım