7 Haziran

DERİN DEVLETE RAĞMEN, HÂKİMİYET MİLLETİNDİR..

Bir kıyâmetin arafesindeyiz; memleket sathını sarsıntılar beşik gibi sallıyor; zirveleri yıldırımlar dövüp tutuşturuyor; gök çöktü, çökmek üzere... Bu felâketi hazırlayan sebepler muhtelif görünse de, fışkırdıkları kaynak aynı. Bir inkılâbın çelikten pençelerinin inşa edip şekillendirdiği devlet ile, bir daüsılâ hasretinin hayâllerini beslediği milletin değerleri tezâd içinde. Birinin; öl dediğine; diğeri; yaşa, diyor...

Kurtuluş savşının zor şartlarında hayat bulan yeni devletin düşmanlarına taahhüdü, Batılı bir sistem inşâ etmektir.

Yapılması gerekenler belli: Osmanlı’yı bütün hayatî unsurlarıyla birlikte, bir daha dönülmemek ve hatırlanmamak üzere târihten ve milletin hâfızasından silmek. Yeni devletin çehresini, bir seri inkılâbın şekillendirdiği bu taahhüd kurar. Milletin itirazı ve kabuldeki güçlükleri kaba kuvvetle bastırılır. İttihad ve Terakki komitacılığının rahle-i tedrisinden geçmiş yeni devletliler, devletin temsil ettiği kaba kuvvetin nelere kadir olduğunu iyi bilmektedirler... Savaş zemininin bir çok hukuksuzluğu mübah gösteren çetin şartları da kullanılınca, millete düşen, bu yeni ve mutlak istibdada boyun bükmek, ırzını teslim etmek olur.

 

Milletin ilânihaye itiraz etmeyip, teslim olacağından hareket eden Ankara iktidarı’nın kabul ettiği 1924 Anayasası, bu sebeple daha demokratik çizgiler taşır. Kuvvetler ayrılığı bütünüyle ihmal edilmese de, hâkim mevkie Meclis oturtulur. Yargının mevcudiyeti, daha çok adli vakâlara dönük gibidir. Sonraki yıllarda Terakkiperver Fırka ile birlikte başlayan muhalefet arayışları ve milletin ecdâd hasreti devleti evhamlandırmaya başlarsa da, mutlakıyet devrinin güçlü muktedirleri emniyetlerini kaybetmezler. Millete demokrasinin lüks, lüksten de öte, tehlikeli olduğu, Demokrat Parti’nin çıkışıyla farkedilir. Meş’ûm 27 Mayıs darbesinin ardından hazırlanan 61 Anayasa’sı bütünüyle millete inançsızlığın manzumesidir. Açık bir şekilde, devletin teminatının millet değil, inkılab mekanizmaları olduğunun ilânından ibaret bu darbe anayasası, bugün yaşadığımız bir çoksıkıntının da kaynağıdır.

Milletin yerine ikâme edilen devlet unsurlarının tahkîmâtı bu cephenin çöken inançları ve ümitsizliklerini teşhir etmesi noktasından da dikkate şayandır. On yılda bir tekrarlanan darbeler, üniversitelerin tımarhaneleri andıran halleri, askerden alenen birifing alan yüksek yargının utanç verici içler acısı vaziyeti ve komedinin sınırlarını çok aşan gülünç hamleleri, Tanzimat’tan beri redd-i miras davasının biricik temsilcisi mustağrib aydınların mezbelegahı haline gelmiş devlet güdümlü imtiyazlı basının bütün antidemokratik faaliyetlere omuz vermesi; çatırdayan ve çökmeye yüz tutan saltanatlarınınilânnâmesidir.

Alenî ve sureta meşru görünen unsurların kifâyetsizliğini tamamlamak da gayr-i meşru, derin teşkilatlara düşer. Ergenekon adlı çetenin hizmet ettiği maksadın, millet ve demokratik sistem olmadığı gün gibi ortada... Aksine, milletin taleb ve arzularını tahribe yönelmiş bu derin çetenin, milletin baskısı altında çökme endişesi yaşayan lâikçi çevrelerin emellerine hizmet ettiği, su götürmez hakikat.

Milleti gütme ümidini kaybetmiş devletlilerin çılgınlıklarının daha nerelere kadar uzanabileceğini kestirmek güç. Güç ama, seksen küsur yılda yaşananların rehberliğine bakarsak ihtimaller arasından öne çıkanlar şunlar: Darbe, devlet terörü, yargı kıskacı ve parti kapatma... Nereye kadar peki? İki mütekabil güçten biri çökünceye, hasımlardan biri kavgayı terkedinceye kadar...

Ya devlet, millete rağmen duruşundan vazgeçip kavgadan çekilecek; ya millet devletin taleblerine boyun eğib kendisine giydirmek istediği ecnebî libâsı giymeye rızâ gösterecek. Seksen küsûr yıllık cumhuriyet târihi, bu dâhili kavgada milletin galibiyete tırmandığını gösteriyor. Sadece baş örtüsü meselesinde bile devletlilerin gösterdiği telâş bu hükme kat’i delil teşkil eder. İmanım kadar emin olduğum şey, er ya da geç hâkimiyetin millete geçeceğidir. Kısa veya yakın bir zamanda, biz de milletin değerleriyle barışık, tam demokratik bir sisteme kavuşacağız. Hiç bir güç bu makadder neticeyi sonsuza dek ertelemeye muktedir olamaz... Memleketi bir kıyâmetin arafesinde gibi gösteren yaygaralara gelince, aldırmayınız... Yaygara koparanlar, her zaman daha çok korkanlardır... Milletinden korkanları teselli mükellefiyetini kendimde görmüyorum, millete de hürmetsizlik olur...

Devletlilerin mutlak hatası ise, saltanatlarını çatırdatan dalganın siyasî arenadan geldiği vehmi... Yanılıyorlar, siyâsi arena millet tercihlerinin aksettiği basit bir aynadır. AK Partiyi kapatmak, aynayı kırmaktır... Millet, cemâlini seyredeceği daha kuvvetli ve daha mükemmel aynalar bulur... Şimdiye kadar her kırdıklarının yerine daha iyisini bulduğu yahut inşâ ettiği gibi...

AK Parti’nin derin gafletine gelince.. Up uzun bir makaleye mevzu olacak bu gafleti makam münasebetiyle sadece zikretmiş olayım. AK Parti’nin asıl gafleti geçen beş yıl zarfında hukuk mevzuatımızı daha hızlı bir şekilde demokratikleştirmemiş olması ve AB hedefini zaman zaman gözden kaybetmesi olmuştur. Halbuki millet gibi, kendisinin de hayâtiyeti büyük çapta burada göstereceği gayrete bağlıydı, hâlâ da öyle...

Erdoğan Bey, Anakar’anın kıyamet senaryolarına kulaklarını bir an önce tıkayıp asıl hedefe dönmezsen, korkarım ki çok geç kalmış olacaksın. Sıfırdan da başlanabilir; millete hizmet, tekrar tekrar yeniden başlama heyecan ve takatı da verir. Asıl olan hedefi kaybetmemektir... Bütün bu gayr-i demokratik ve gayr-i meşru unsurlardan milleti kurtarmanın yolu AB hedefini zirveye taşımak ve hukuk zeminini demokratikleştirmektir. Meselâ 301’in hâlâ yerli yerinde duruyor olması cidden ayıp değil mi? Uzatmayacağım, bunlar başka bir makalenin mevzuu...

23/03/2008 Çamlıca - İstanbul

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net
yukarı git