Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » DEVLET TERÖRÜ, YAHUT KARŞI TERÖR!

DEVLET TERÖRÜ, YAHUT KARŞI TERÖR!

Devlet, teröre tevessül eder mi? Evet, tevessül de eder, tenezül de... Devlet terörü, iki ayrı arenada arz-ı endam eder. Birinci arena; ülke sınırlarının dışı, başka ülke toprakları. Devlet, imar ve ihya mükellefiyeti şöyle dursun, ekseriyetle tahribinde menfaat gördüğü bu arenada, terör atını keyfince oynatır. Ülke sınırlarının dışında devlet terörü, millî menfaatlerin hadimidir. Daha çok, emperyalist güçlerin başka ülke topraklarında ihyâsına çalıştıkları bu terör, mensuplarını, çoğu zaman o ülkenin muhalif gruplarından devşirir. Umumiyetle de yerli terörü organize ederek hedefe ulaşma gayreti güder. ABD ve bir zamanlar Rusya’nın bu tarz bir terörü bütün dünyâda organize ettiği, sağır sultanın da malumu.

Kuzey Irak’ta masûniyet içinde faaliyetlerini sürdüren PKK’nın ABD’ye hiç mi borcu yok? Dünyânın bu en büyük emperyalist gücü göz yummazsa, PKK teröründe menfaati olmazsa, durum böyle mi olurdu?

 

Bu terör, devlete göre, mübah. Mübah ne kelime, elzem... Yalan!.. En adi cinsinden bir yalan. Bir daha söylemeliyim ki, terörün fetvası olmaz. Masûmun hakkını korumuyan her şiddet, alçakça bir cinayettir... Bu meş’um cinayetin failinin kimliğine bakılmaz; ferd de olsa, devlet de olsa hüküm aynı: Terörist...

Devlet terörünün ikinci mekânı, ülke sınırlarının içi... Devletin dahilde teröre tevessülü farklı sebeplere dayanır, ama maksat umumiyetle aynı: Devlet hayatının devamı... Alışılmış tabirle: Devletin bekâsı...

Devletin millete, millete rağmen efendilik yaptığı; milletine düşman ülkelerde devlet terörünün hedefi, milleti susta tutmak. Susta tutmak ve itiate mecbur etmek... Bu gibi durumlarda devlet, bütün varlığıyla aynı hedefe kilitlenir ve terörist bir mihrak gibi icra-i faaliyette bulunur. Sistem bütünüyle, düşman kuşatması altındaki bir hisarın reflekslerine bürünür. Asker de, polis de, hukuk da devleti korumakla mükelleftir. Bütün hak ve hürriyetler devlet içindir. Millet, devlete hürmet gösterdiği ölçüde, yaşama hakkına sahiptir. Hayat hakkı dahil, her takdir devletindir... Devletin millete muhalefet esası üzerine müesses olduğu ülkelerde devlet terörü, kaçınılmaz akibettir. Dikta rejimlerin hemen tamamı, bahsin çarpıcı örneği.

Devlet terörünün boy gösterdiği başka bir faaliyet sahası, dahildeki terör... Devlet bu faaliyetlere, hedefleri istikametinde, hem iştirak eder, hem de organizesini üstlenir. Sebep: Dahilî terörizmin maksada vasıl olmasını engellemek.. Bu gibi durumlarda devlet, iki şıkkı ihtiyar eder: Ya dahilî terör mihraklarının hedefini bozacak şekilde aleyhte bir terör faaliyeti organize edip, suçu onlara yıkar... Böylelikle terör mihraklarını, kitlelerin desteğinden mahrum etmeye çalışır.

Ya da terör gruplarının siyasîleşmesini engellemek için, mevcut terörü organize eder. Bu durumda da maksat, muhalif taleplerin terör gibi çirkin bir zeminden çıkıp, daha kabul edilebilir siyasî zeminlere kaymasını engellemektir.

Devlet, hemen her durumda benzer yolları tâkip eder... Öncelikle, elemanı yakayı ele verdiğinde rüsvay olmamak için, mümkün mertebe resmî ve bilinen adamlarını kullanmaz. Kullandıkları, daha çok cezalarının affı karşılığında çalışmaya hazır, suçlu gönüllüler; bilinmeyen, meçhul insanlar. Bunlar eskiden baş vurdukları şiddetin bedeli olarak yıllar süren ağır hapis cezalarına mukabil, şimdi cinayetlerinin karşılığında iyi de para alırlar. Üstelik ne hapis korkusu var, ne de bir yığın haktan mahrumiyet endişesi...

Bir de ajanlar kullanır, devlet... Ajanların birinci derecede sorumluluğu, istihbarat çalışması yapmak kadar, terör gruplarını devlet maksatlarına uygun, yanıltmaya da çalışmaktır. Teşkilâtın terörde ısrarı gerekli ise, devlet adına bunu sağlamak, ajanın vazifesidir. Terör mihrakları, devletçe vakitsiz addedilen bir zamanda bomba patlatmaktan vaz geçmişse, ajanın öncelikli vazifesi bunun yanlışlığına suç mihraklarını inandırmaktır. Olmazsa, kandırabildikleri ile bu hizmeti görmek de ona düşer...

 

*** *** *** ***

Uzatmayalım! Bu mülevves ve karanlık arenada yaşama mecburiyeti, tâlihsizlik; milletin tâlihsizliği. Bereket versin ki, seksen küsur senelik Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu kabil haydutluklardan uzak, ak kaşık gibi ter temizdir. Kurdla kuzunun bir arada yaşadığı bir Cennet iklimi tesis etmiş olması, her Türk vatandaşı için medar-ı şükrandır.

Memleketin en ücra köşelerinde, mes’ud çocuk şarkılarına kuş şakımalarının eşlik ettiği bir ülkede yaşayan her insanın hakşinaslık borcu, devletine alkış tutmaktır.

Her ne kadar zaman zaman büyük devletimizin şahs-ı mânevîsini kirletmeye yönelik iğrenç teşebbüsler oluyursa da, devletin aslî unsuru devreye girip meseleyi anında hallediyor. Susurluk bu yolda atılmış, alçakça bir adım olduğu gibi, Şemdinli tezgahı da öyle idi. Şükürler olsun ki, şanlı güçlerimizin düşmana korku salan ve târihin afakında yankılar uyandıran kahramanca sesi gecikmemiş ve bu mel’un teşebbüs bir anda sönüvermiştir. İdamı çoktan hakketmiş olan Ferhat, bir gün bir dağı delmekte lâzım olur düşüncesine, hayatını borçlu olduğunu unutmamalı. Aksi takdirde meslekten ihrac değil, çoktan bir sehpada hayattan ihrac edilmiş olurdu.. İnsicamı bozan sivillerin balans tezgahı ise, darbe ve muhtıralar...

Hayır... Devam etmeyeceğim... Râkib devletlere nümune-i imtisâl, bizden bir tablo çizmeyeceğim... Bu sır, bu güzellik bizde kalsın... Nasılsa biz anlatmadıkça, kör dünyânın bunları görmesi imkânsız. AB derseniz, tam bir amalar diyarı, yeter ki dilimizi tutmasını bilelim.

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım