Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » BAYKAL’A LÂF YETİŞTİRME DEĞİL, HİZMET ZAMANI.

BAYKAL’A LÂF YETİŞTİRME DEĞİL, HİZMET ZAMANI.

Türkiye Cumhuriyeti, Devlet-i Âliye’nin harabeleri üstünde boy atar. Yeni devleti inşâ edenler, dünün hasım güçleri: Milli Mücâdele’nin öncüleri ile amansız batılı düşmanları. Yeni devlet, bu garib ve anlaşılması güç ittifakın pençelerinde şekillenir. Savaş meydanlarında birbirilerine kurşun sıkan bu iki düşman güç, Türkiye Cumhuriyeti’ne şekil vermekte tam bir fikir birliği içindedirler. İnsanlık târihinin bu emsâlsiz ve akla ziyân ittifakının meyvası, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti devletidir.

İstiklâliyet mücâdelesinde Kuva-i Millîye ile hemfikir olan millet, yanıldığını düşmanın telkinleri altında yeni devletin çehresi şekillendikçe farkeder. Millet bunun için varlığını ortaya koymamış, bunun için hayatını fedâ etmemiştir... İnkılâb sağanağı dalga dalga Anadolu sathını istilâya başlayınca, önce şaşırır, sonra yer yer itiraz etmek, karşı koymak ister... İrili ufaklı isyanlar, ayak diremeler yeni güç sahiplerinin şiddetli tenkilleriyle mukâbele görünce, mecâlsiz millet korkmaya ve sinmeye başlar. Nihâyet seksen küsur yılda kırılmayacak bir dirençle devlete küser. Devlet-millet küskünlüğünün, son bir kaç asrın yegâne misali de, insanlık târihine bizim kaydımız olarak geçer.

Millet’in direncini kıramayacağını, millete istinâd edemeyeceğini hisseden yeni iktidar sahipleri devleti ayakta tutacak başka tahkîmâtlara yönelirler: Güçlü bir ordu, devleti temsil edecek insafsız ve şerir bir parti, halka tepeden bakan bir bürokrasi, resmî ideoloji ve devlete kayıtsız şartsız teslim olmuş bir adâlet ve düşmanlarının şahsiyet-i maddîye ve mânevîyeleri karşısında küçüldükçe küçülmüş, ecnebî muhibbi, halka yabancı bir aydın kafilesi.. Takrir-i Sükûn ve İstiklâl Mahkemeleri, memleketi dikensiz gül bahçesine çevirir. Daha doğrusu milletin saklandığı ve sustuğu karanlık, derin bir mağaraya...

Yeni devletin bu sarsılmaz payandaları, savaş sonrasında canciğer kuzu sarması olmuş amansız düşmanlarının da desteğiyle bir asrı doldurmak üzere. Demokrat Parti iktidarına kadar, muazzam bir ceberrutiyetle elde edilen idâme-i hayât, sonrasında kısmen yumuşayarak da olsa, bütün huşûnetiyle devâm eder. İkinci Dünya Savaşı’nda yerle bir olmuş mağlûb devletlerin iki asır gerisinde kalmış olmamız bile devleti, millete rağmen iktidarını sürdürme cehdinde tereddüde düşürmez. Millet reyi ile bir daha asla iktidar yüzü görmeyen ve görmeyecek olan devlet partisinin izmihlâli çatırdayan ilk payanda olur. On yıllık fâsılalarla tekrarlanan darbelerin birinci hedefi, bu çatırdayan payandayı tahkîm etmektir. Nitekim her darbe sonrasında, iğfal ya da korku ile hazırlanan zeminde devlet partisi iktidara tırmanır, ama darbeciler ganimetleriyle el etek çeker çekmez yeniden aşağıya, milletin ayaklarının dibine düşer.

İktidarı, ceddinin tabiî mirası addeden CHP ve kadrolarının millet ve tercihlerine adaveti, bu irsî hakka mâni olması sebebiyledir. Sandıkta milletten yediği şamarla düçar olduğu yeis ve ızdırab, dinmez bir gayz ve öfke şeklinde tezâhür ediyor. Baykal’ın dinmek bilmez bir öfke ve celâdetle devam eden haşîn tavrı, aynı yaranın cerahati. Milletten aldığı ücretle, umumî bir helada ancak def-i hâcet ihtiyacını giderebilecekken, devlet hazinelerini sahiplenmek istemesi, aynı sebepten: Devlet demek, CHP demektir...

Bu uğurda verdiği, ehibbâsı açısından takdire şâyân, öfke dolu mücâdele, hâsımlarını ne kadar korkutur, bilmiyorum. Lâkin görünen bir şey var ki, her hamiyet sahibini çileden çıkartıp asabîleştirecek bu tavır, Erdoğan ve ekibini de çileden çıkarmaktadır... Hangi zâviyeden bakarsanız bakınız, anlaşılabilir bir aksülâmel... Ama riskli bir aksülâmel...

Erdoğan’a düşen, bu öfke selini boşa çıkartacak kuvvetli bir icraat ve dudaklarından sarkan, ölçülü; ama Baykal’a sandığı hatırlatan, müstehzîyâne bir tebessüm olmalı. Entrika ve taktiğin her türlüsünü talîm etmiş bu gürûhun sahnesine çıkmak, risk almak demektir. Süleymaniye’nin aydınlık kubbeleri altında, huzur ve emniyet içinde secde-i Rahman’a varıp âlâ-i illiyine kanat çırpanların, CHP’nin karanlık dehlizlerinde işi ne?..

Ak parti ve riyasetinin mükellefiyeti, milletin teveccühüne, faydalı hizmet ile mukabele etkmektir. Yapılması gereken, icraattır; habîs bir kastın eseri sataşmalara misliyle mukâbele değil. Milletin iktidarını temsil eden bu ekip, CHP ile didişerek kan kaybetme ve millet hizmetinden geri kalma hakkına sahib değildir. Mirasları, millet değerlerine adâvet olan CHP ve şürekâsının terbiyesini milletin kuvvetli tokadı ve sandığa havale etmekte gecikmek, milletin hukukunu zâyi etmektir. Ağır bir vebâl... Lâf değil, hizmet zamanı... Yapılacak iş çok, seksen küsur yılın eksikliklerini telâfî, hatâlarını düzeltme mükellefiyetiniz, milletin emanetidir. Millete sadakâtinizi icraatla göstermelisiniz, Baykal’a laf yetiştirerek değil...

17/2/2008 - Çamlıca/İstanbul

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım