Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » TMK DEĞİL, TAKRİR-İ SÜKÛN...

TMK DEĞİL, TAKRİR-İ SÜKÛN...

Suç ve cezâ, siyam kardeşler; birini diğerinden ayırmak imkânsız. İlk bakışta, ikisi de sevimsiz, ikisi de ürpertici. Ama gerçekte, cezâ, temizleyici unsur; suçluyu temizler. Tâlihsizliği, suçun yapışık kardeşi olmak; her yerde birlikte yaşamaya mahkûm, birlikte yaşamağa ve birlikte ölmeğe...
Cezâ, suça tâbidir, ona göre şekillenir; suça simetri teşkil etmek, başlıca mükellefiyetidir. Cinâyet suçu ile tokat suçunun cezası, aynı maksada hizmet eder. Maksat aynı, fakat mahiyetleri ayrıdır. Hukuk dilinde suç ve ceza arasındaki bu simetrinin adı: Mütekâbiliyet. Kısacası, suça göre, ceza...

Suçu doğru tarif ve tespit, cezadaki sıhhatın vaz geçilmez şartı. Suçun doğru tarif edilmediği yerde, ceza da yanlıştır. Binaealeyh, kanûnlar suç ve ceza tarifinde kılı kırk yarmalı; kuyumcu terazisi değil, mücevher mihengine ihtiyaç var. Suç ve ceza tarifinde, esneklik, müphemiyet, zulmü emzirir. Mazlumun ahı, kanûn koyucuyu dünyâda iflâh ettirmediği gibi, âhirette de Cehennem’e yolcu eder. Onun için, yangından mal kaçırır gibi kanûn yapılmız. Yapılsa, mazlumları dünyâda, kanûn koyucuyu ise hem dünyâda hem de ahirette yakar...

Kanûn koyucu, kin ve öfke ile hareket etmez. Hedefi, adaleti sağlamaktır, hissiyatını tatmin değil. İntikam duyguları, kanûn koyucuyu, cezalandırmak istediği suçludan daha suçlu durumuna düşürür. Kanûn, binlerce suçlu ile birlikte tek bir suçsuzun hukukunu zâyi etse, merduttur. Hiç bir adalet, mazlumun hukukunu fedâ etmez, edemez. Etse, adalet değil, zulümdür. Zulmün en alçakçası, kanûn ve adalet maskesi takınanıdır. Unutmayınız ki, insanlık, mümtaz bir çok evladını kanûn ve adalet pençesiyle ezmiştir. Kralların da, haydutların da kanûnları vardır. Orta Çağ Avrupası’nın giyotinleri olgun başaklar gibi kelleler biçer, kanûn ve hukuk nâmına. Halbuki giyotinlerin biçtiği kellelerin çoğu, bugünkü Avrupa medeniyetinin öncü kafaları idi, aydınlık kafaları.

Kanûn, hukuk ve nizamın vaz geçilmez şartıdır. Ama yetmez, adaletin de menşei olmalı. Aksi taktirde, yırtılıp tarihin çöplüğüne atılıncaya kadar, zulmun kaynağı olur.

Yarım asırlık terör mücadelesinin yorduğu Türkiye Cumhuriyeti, akıl ve iz’anın eseri kanûnlar yerine, öfke, kin ve intikam beyannamelerini andıran kanûnlarla milletin geleceğini hebâ ediyor. Terörle Mücadele Kanûnu taslağı, milleti uçuruma sürmektir. Suç zeminini ıslah yolunda adım atmadıktan sonra, cezanın dozunu artırmak ve teşmil etmek, teröristin ekmeğine yağ sürmektir. Kanûn ve hukukun himayesinde de olsa şiddet, teröristin iştahını kabartır, onun maksadına hizmet eder. Elli yıllık mütemâdî bir tecrübeden bu kadarcık bir dersi çıkaramamanın izahı, cinnetle kabil.

Şiddet, terörü bitirmek için kifayet etse idi, Amerika, terörist dediği bir avuç Irak ve Afganistanlı gerilla karşısında çuvallamazdı. Kişi, bir maksat uğruna hayatını ortaya koymayı göze almışsa, karşı şiddet, azmini kamçılar, inancını pekiştirir. Aklın yolu, cezalandırmak istediğiniz suçlunun elindeki kozları almaktır. Amerika, Irak ve Afganistan’dan def olup gitse, terörden yakınma oyununu sahnelemekten kurtulur. Amerikanın kendi ülke topraklarının dışında uyguladığı şiddetten daha büyük bir şiddet uygulayacaksanız bile, bu yol çıkmaz yoldur; yeşil vadilere değil, sarp uçurumlara açılır...

Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti, Amerika gibi ,başka ülke topraklarında değil, kendi topraklarında mücadele veriyor. Atacağı her adım için kafa yormak, uzun uzadıya düşünmek zorundadır. Devletin hatâları ferdî hatâlar değil ki, telâfisi kolay olsun. Devlet hatâ yapamaz, yapmamalı... Kitleleri yaralamak, gücendirmek devleti güçsüzleştirir; milletler arası entrikalara açık hale getirir. Muhkemliğiyle ün salan târihin sarp kaleleri surları yıkılarak değil, içerden kapıları açtırılarak fethedilmiştir. Emperyalist güçlerin kuşatmısındaki Türkiye, surları yükseltmek kadar, hatta ondan da çok, teb’asının birliğini sağlamalı. Milletin birliği, kaba kuvvet ve yasaklarla sağlanmaz... Millet birliği, gönül ve inanç işidir; müşterek değerler üzerinde ittifaktır... Milletin devletle bağlarını zayıflatacak adımlar, sadece haricî güçlere yarar. Devletin birinci aşkı, milleti olmalı. Kendimizi Avrupa’ya sevdirmek için oynadığımız kart âşık rolünün binde birisiyle, milletin ilelebed sevgisini kazanabilirdik.

TMK tasarısı gibi tehlikeli ve zararlı bir kanûn taslağından, terörle mücadele adına fayda ummak, AK Partiye düşmemeli idi. İstiklâl Mahkemeleri ve Takrir-i Sükûn zihniyetinin mirasçısı CHP’ye bile yakışmayacak kadar ağır bu taslakın mimarı, AK Parti olmamalı idi. “Bu kanûnu devlet istiyor” diyen adalet bakanı, ya bu talebin karşı konulması imkânsız bir baskının eseri olduğunu söylemek istiyor, ya da tasarıyı beğenmediğini ifade ediyor. İkisi de aynı kapıya çıkar... Neticede orta yerde yanlış, tehlikeli ve zararlı bir silâh var. Kimin elinde patladığı mühim değil, zararını herkesten çok ve önce AK Parti görecek.

AK Parti iktidarına düşen, millete emniyet etmektir. Bu millet, Devlet-i Aliye’nin uçsuz bucaksız coğrafyasında kanını hürriyeti için akıttı; Milli Mücadele, hürriyet sevdamızın eseridir. Hürriyetine bu kadar düşkün bir milleti kanûn adına boğmak, hürriyetlerini gasbetmek vebaldir. AK Partinin kadroları devletçi CHP kadroları veya müstağrip bürokratlar gibi davranamaz, davranmamalı. Onları milletin efkâr ve hissiyatının makesi sanıyorduk; aldanmış olmak, milleti kahreder. Lütfen bu mazlum millete bu çapta bir hayâl kırıklığını yaşatmayınız, bu günahı taşıyamazsınız.

Dünyanın medenî milletlerinden daha çok hürriyete ihtiyacımız da var, hakkımız da. Batının, Kilisenin katı naslarına teslim olduğu asırlar boyunca, bizler hür yaşadık. Bugün de dahilî-haricî hiç bir istibdada razı değiliz. Evet suçlular cezalandırılmalı, ama sadece suçlular. Düşünce hürriyetine TMK tasarısı ile getirilen tahdit, tarihe geçecek cinsten. “Silâhlı olmayan örgütlerin amacının propagandası” nı suç saymak, Takrir-i Sükûn’a rahmet okutmaktır. Bir parça kafası çalışan, söyleyecek lafı olan ve eli kalem tutan herkesi ülke sınırlarından dışarı atmak, zindanlara tıkmaktan iyidir. Lütfen bir iyilik yapın da, bu maddenin icrasından önce, bu vasıftaki insanlara memleketi terketme fırsatı tanıyınız. Yahut bir A’raf gösteriniz. Bu Cennet ülke sizin olsun, ama bizi de Cehennem’e atmayınız; istediğimiz sadece küçük bir A’raf: Cennet’le Cehennem arasında bir tepecik.

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım