Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » ÜNİVERSİTE DEĞİL, HAPİSHÂNE!

ÜNİVERSİTE DEĞİL, HAPİSHÂNE!

Bizde üniversite, emsâl bütün müesseseler gibi; samimiyetsiz, ard niyetli, kötü bir kopya. Taklid iddiası taşıdığı Batı üniversiteleriyle yegâne benzerliği isimden ibaret, bir parça da şeklî benzerlik. Dünyânın hemen her yerinde üniversite, hür düşüncenin mâbedidir: Mükellefiyeti, ilim ve irfân saçmaktır. Temel hedefi, insanlığa daha iyi, daha yaşanılabilir bir gelecek hazırlamak. Medeniyetin üzerinde yükseldiği birinci unsurun beşiğidir; ilim onun bağrında serpilir. Düşüncenin her türlüsüne kapılarını ardına kadar maalmemnuniye açar.

Üniversite, iyi düşünce, kötü düşünce tasnifi yapmaz... Düşünce, fiili tahripkârlığa kapı araladığında bile kampüsü yasaklar hisarıyla çevirmez. Kanûnlar suçlu ile suçsuzu ayırd etmek içindir. Suçlu hesabını hâkime verir, rektöre değil. “Özerk”tir, bütün telkinlere açık, ama buyruklara kapalıdır kampüs. Telkinlere açıktır, çünkü vazîfesi düşünceyi zenginleştirmektir. Dinlemeden bunu yapamayacağını bilir, kulaklarını tıkayarak bir yere varamayacağının şuurundadır.

Kanûnlar onu da bağlar şüphesiz, hürmette kusur etmez; nizâm tahripçisi elbet de değildir. Lâkin asayiş bekçiliğine de soyunmaz, kampüsü kışlaya çevirmenin yok olmak olduğunu bilir. Ne kampüs hapishanedir, ne hocalar gardiyan; ne de talebe memleketi fesâda veren suçlular gürûhu.

1930’larda Nazi Almanya’sının topraklarından sürdüğü Yahudi hocalara bizde üniversitenin kapıları ardına kadar açılır. Henüz emeklemekte olan üniversiteye ilk şeklini Hitlerin dehlediği Yahudi hocalar verir. Beynelmilel Yahudi hocaların öncülüğündeki işgal hareketine verdiğimiz isim: Üniversite inkılâbı. Cemiyeti tasfiyenin irfân tahripkârlığından geçtiğini bilen Yahudi ulemâsının ilk işi, Selanik dönmelerini asistan kadrosuyla üniversitelerimize doldurmak olur. Üniversiteye milliî ve mânevi değerler düşmanlığını aşılayanlar da onlar. Bütün düşüncelere kapılarını ardına kadar açması gereken üniversite, sadece gücün selâm durduğu ideolojiyi bağrına basarak sonunu hazırlar. O gün bugündür bizde üniversite hür düşüncenin mâbedi değil, yasakların mahpesidir.

Üniversitelerimiz ne felsefe okutur, ne sosyoloji; görüntü zevahiri kurtarmak içindir. Dil ve edebiyat, içeri girmek şöyle dursun, kapılarından başını bile sokamaz. Târih derseniz, yasaklılar lıstesinin birinci sırasında. Varsa yoksa kupkuru bir maddi teknoloji ve bir parça tıbbı netice veren tekniktir, tek dostu. Orada da kazandığı ender zaferler, kapılarından sınır dışı ettiği bir kaç zekânın ülke topraklarının dışında hasbelkader gösterdikleri ferdî üç beş başarı.

Meş’um bir maksada hizmet kastıyla şekillendirilmiş olmasına darbe ve muhtıra sağanakları da eşlik edince, üniversitemiz, gardiyan mektebine dönüşür. Askerî idârelerin rektörlere biçtiği vazîfe, en kaba cinsinden bir gardiyanlıktan ibarettir. Üniversite darbenin büyüğünü de, 12 Eylül’den sonra YÖK’e iğdiş ettirilmek suretiyle alır. Evren’in üniversitesi 1980’den beri düşünen evlâtlarını ya ihraç ederek, ya korkutarak yoluna devam etmekte. Tâlebe hapishaneye girer gibi üniversitenin kapısından geçmek zorunda. Kapılarındaki yasaklar, kışla kapılarında bile yok. İlim ve düşünce adamı yetiştirmekle mükellef olan üniversitelerimiz, yasaklardan örülü bir dünyânın surlarını yükseltmekle meşgul. Hiçbir Hıristiyan ülkesinde üniversitenin kapıları, dinî simge taşıyorlar diye, Hırıstiyan çocuklarının yüzlerine kapatılmamıştır. Ama bizde yirmi küsür yıldan beri Üniversite, kahir ekseriyeti müslüman olan bu ülke evlatlarının yüzüne kapılarını kapatmayı, bir izmin havariliğini üstlenerek yapmaktadır.

Teziç’in bütün meselesi, Üniversiteden düşünce ve hürriyetlerin tamamını sınır dışı etmek. Sırtını dayadığı darbe mahsûlü YÖK’ten aldığı güçle, siyasî iktidara ecel terleri döktürüyor. İnsan hak ve hürriyetlerinin herbirisi için ömrünü fedâ etmekten çekinmeyeceğini bildiğim Bakan Çelik bile, bu yasaklar hisarı karşısında hezimet üstüne hezimet yaşıyor. Meclis ekseriyetini elinde bulunduran ve memleket için büyük gayretler sarfeden AKP iktidarı, Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’den daha sarp YÖK Kalesi karşısında çâresizlik içinde kıvranıyor.

Bu acziyet, korkulur ki, mevcut iktidarın sonunu hazırlar. Halbu ki Anayasa’yı değiştirebilecek bu meclis ekseriyeti hâlâ gerekli adımları atma şansına sahiptir. YÖK’ün lağvı ve üniversitenin o çok meftûnu olduğumuz Batı üniversiteleri seviyesine çıkarılması millet ve memleketin geleceği için ekonomik refahtan da daha hayatîdir. Milletler ayaklarının değil, beyinlerinin üstünde yükselir; üniversite milletin beynini kısırlaştırıyor. Bu habîs faaliyete kim, ne zaman, dur diyecek?

Düşünce yasağı milleti mahveder, târih sahnesine vedâ etmek zorunda kalırız. Düşünceden zarar vehmetmek, vehimlerin en ahmakçası. Üniversite vehimlerin değil, düşüncenin yeridir. YÖK, çok güzide bir müessese ise, memleket hapishanelerden geçilmiyor, tanzim ve idaresini ona bırakın. Bu ihtimal karşısından yapabileceğim tek şey, bütün mahkûmlardan şimdiden özür dilemektir. Özür diliyorum...

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım