Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » DARBECİLER CENNETİ ÜLKEM!

DARBECİLER CENNETİ ÜLKEM!

Darbe, meş’um bir kelime; habis mi habis... Mefhumu, “mevcut iktidarı güç kullanarak değiştirmek”, diye kaydediyor lûgatlar. İstinad noktası, düpedüz kaba kuvvet.
Seksen küsür senelik Cumhuriyet târihi, her şeyden çok, bir darbeler târihi. Dünyânın her yerinde darbenin muharriki kaba kuvvetin tecavüz meyli. Zorbanın tecavüz hakkı, doğuştan gelen hak!.. Kaba kuvvetin millî iradeye bu alenî tecâvüzünü düşkünlerin alkışı, ehl-i nâmusun ise göz yaşları karşılar. Hazin olanı, en şiddetli alkışların, basın vitrinleri ile aydınların saflarından yükselmesidir.

Türkiye her darbede, bir taraftan ırzını kaybetmenin hüznünü yaşadı; öbür taraftan aydın câmianın, medyanın ve tuzu kuru mihrakların rızasıyla ve istekle kendisini teslim edişinin utancına katlandı.

 

Kelimenin son günlerde umumî efkârı işgali iki sebebe dayanıyor: Birincisi, 28 Şubat’ın bilmem kaçıncı yılını idrak etmiş olması; diğeri, nü tablolarının ressamı, ünvanını da son anda isminin önüne ekleme kabiliyeti gösteren darbeci Evren’in talebelerin şahsında darbezede millete verdiği ders.

Evren’in bin civarında talebenin gözlerine baka baka söyledikleri, en az 12 Eylül darbesi kadar fütursuzca, en az o kadar haysiyet kırıcıdır. Mütecaviz, tecavüzünün bedeli olarak kodesi boylamak yerine, Çankaya Köşküne terfi edince, iki de bir devr-i saâdetini elbet de hatırlatıp duracaktır. “Bugün de olsa yine darbe yapardım”, demeye yerden göğe hakkı var. Cezası reis-i cumhurluk olan bir cürüm, her mütecaviz için iştah kabartıcıdır.

Memlekette darbelerin ardı arkası kesilmiyormuş. Çok mu şaşırtıcı? Darbeci bütün bir milletin harem-i ismetinde tepinecek, sonra baştacı mevkiine yükselip reis-i cumhur olacak, zebanilerin hoşamedisine kadar da bir eli yağda bir eli balda olacak ve dönüp büyük bir şaşkınlık içinde darbeden yakınacak, darbe söylentilerini yadırgayacaksın. Böylesi bir ülkede imkânı olup da darbe yapmayanın aklından şüphe edilir. Bu fırsatı kullanmayanların tamamına, rızası dışında haysiyeti, vatandaşlık hak ve hukuku payimal edilenlerin yekünü adına şükranlarımı iletmek isterim. Bu arkadaşlar ne kadar yüksek seciyeli insanlar ki, darbecilerin darbe sonrası cennetvarî hayatlarının bütün nimetlerini görmezlikten geliyor, ellerinin tersi ile itebiliyorlar. Evren’in yeri üniversite mahfilleri veya ekranlar değil, en azından İmralı olmalıydı. Çok mu geç? Hayır... Millet kuvvet tehdidi altında teslim ettiği haysiyetinin hesabını sormak isterse geç değil...

Cürmüyle caka satmanın bu küçültücü örneğine bakar mısınız? Zincirbozan’a gönderip, siyâsî haklarını ellerinden alıp izzet-i nefislerini tahkir ettiği zevâttan bâzılarını kasıla kasıla dost ilan ediyor. Büyük lütûf doğrusu...Bu haysiyet kırıcı dostluk ilânını darbecinin yüzüne çarpacak biri çıkar mı? Sanmıyorum... Sanrmıyorum, çünkü dün tecavüze uğrayan bugünün dostları, daha sonra yakaladıkları iktidar dönemlerinde hâfıza kaybına uğramış gibi, yakın geçmişlerini hiç hatırlamak istemediler. O kadarla da kalmadı, 28 Şubat’ın iğfalatına da seyirci kaldılar. Hattâ bâzılarına bir nevi milleti teslime dâvet tâlihsizliği düştü.

Hayır; darbelerin kapısı kapalı değil, ardına kadar açık. Darbecinin devletin en prestijli mevkiiyle mükâfatlandırıldığı tek ülke Türkiye. Zorbanın bu şatafatlı saltanatı gücü elinde bulundurduğu devirle sınırlı kalsa, zorun kerameti, denebilir. Ama bizde millî irade tahripçisinin saltanatı kabristanda bile berdevam. Zirâ, orada bile kurbanlarına göre, daha debdebeli mermer sütun ve kaideler altında, mezralıkların en yukarıdan bakan manzaralı köşelerini işgal etmekteler. Bunun kubur meleklerini ne kadar ilgilendirdiği tartışılır ama, türbe ziyaretçilerine, ölüm sonralarının bile pırıltılı geldiği muhakkaktır. Neden? Halbuki cüzzamlılar gibi mezarlarının ayrı olması gerekmiyor mu? Bu içtimaî vebanın kabir taşlarında ikbâl beyannâmelerine dönüşmesi ayıp değil mi?

Her darbenin memleketi en az otuz yıl geriye götürdüğü, neredeyse su götürmez hakikat, umumî kabul. Çocuklarımızın işsizlik ve sefâletinin birinci derecede sorumluları ile mirasçılarının zevk-ü safâ içinde oldukları bir sır mı? Ekmek parası uğruna tenleri satılan küçük çocuklar, uyuşturucuya kurban verilen nesiller, darbe politikalarının beyinlerini iğdiş ettiği tribün anarşisti topçu gençler, sizin de vicdanınızı kanatmıyor mu?

12 Eylül sonrasında düştüğü hapishanede, copla tecavüze uğradığını, kalabalık mahfillerde dile getiren koca koca adamların o ezik duruşları kahredici değil mi? Ebu Garip hapishanesindeki bir kaç kare fotoğrafı görüp düşmanın insafına sövenlerin, kendi işkencecilerini alkaşlaması cinnet alâmeti değilse, canavarlık değil mi? Dünün siyâsî kadrolarının hatalarını birer birer tekrarlamaya namzed görünen yeni kadroların sözlerine itibar edilebilir mi? Tarih tekerrür etse, çok mu garip karşılarsınız?

Meselâ alttan almanın kırk türlüsünü marifet sayan mevcut siyasi kadrolar zaaf ve iradesizlikleri ile yeni 28 Şubatlara zemin hazırladıklarını cidden farketmiyor olabilirler mi? Millet tercihleri için yaşama zemini kurmakla mükellef olanların ürkekliği, sizce de rahatsız edici değil mi? Yahut bu ürkekliğin mütecavizleri insafa getireceğine ihtimal vermek gaflet değil mi?

Menderes, adada asıldı, ama kabri Topkapı’da. Neden? İade-i itibar imiş... Menderes ve arkadaşlarına iade-i itibarı kemiklerinin nakliyle kabil olacaksa, cürmün sahiplerinin kemikleri de suçlarıyla mütenasip olmazsa bile, hiç değilse umumî kabristanlardan uzak bir dereye nakledilmesi gerekmez miydi? Menderes ve iki arkadaşı mazlumsa, bittabiî darbeciler zâlim değil mi?

Korku ve dalkavukluğun karanlık bir peçe gibi iz’anlarını örttüğü temsilciler, kellelerini koltuklarının altı yerine gövdelerinin üzerinde taşıdıkları müddetçe, Evren’in kabrinden bile doğrulup darbe yapma gücü olacaktır. İnsafsızlık yapmayalım, suçlu sandalyesinde sadece siyasî kadrolar yok; milletin müşterek suçu bu. Cumhuriyet târihi Dreyfus örnekleriyle dolu, ama tek bir Zola’mız yok. Mazlumun trajedisi karşısında haykırmayan aydın, başını dik tutma hakkını kaybetmiş demektir. Türk aydının başı 27 Mayıs 1960’tan beri eğiktir. Ortalıkta caka satanlar bir grup soytarı, yahut maskara... Hürmete şayan olanlar, hâlâ bir ideali olan üç beş isim. Evrenin son hezeyânlarına ilk tepkinin Oral Çalışlar’dan gelmesi alkışlanacak bir tavır.. Ama bu kadarı aydını temize çıkarır mı?

Vebalin büyüğü aydının omuzlarında. Bizde aydın yarım yamalaktır, değersizdir. Değersizliği; bilgisizliğinden değil, mukaddeslerini kaybetmiş olmasından. Yüz sürdüğü her eşikten kovulmasının sebebi, hürmet liyakatini kaybetmiş olması. Yegâne mukaddesi, menfaatleri. Bu tenperest ve zevkperest gürûhun milletiyle tek münasebeti, doğduğu cemiyetin neseb-i gayr-i sahih veledi oluşu. İntikamını ceddine ve mukaddeslerine söverek alır. Bu iflah olmaz Batıperestlerin memlekete tek faydası, zıdlarıyla iyi örnek teşkil etmeliri.

Dünyanın her yerinde mukaddeslerine, yâni insanlığa sahip çıkan gericinin haksızlıklara göğüs germesi, imanının gereği. Münevverin birinci mükellefiyeti bütün kararlıkları dağıtmak, bütün haksızlıklara dur, demektir. Türk münevverine borcumuz, arkalarında durmak. Ama yakın geçmişimiz münevver kıtlığıyla malül. Mukaddesleri çiğnenen nesillerin çorak arazilerinde münevverin ağacı boy atabilir miydi? Bin yıllık târihi, irfânı ve inancıyla arasındaki köprüler uçurulmuş çocukların tedrisatı, büyülü masal kitaplarından ibaret. Çocuklarımız bilgi fukarası, kütüphanelerimizin geçmişimizle irtibatları, târihten yadigâr tuğla yığınlarına ev sahipliği yapmaktan ibaret. Münevverden yakınmaya hakkımız yok, çünkü önce münevveri yetiştirecek zemin yok. Bundan sonra olur mu? Elbet de... Zaman, bir hatt-ı müstakim üzere hareket etmiyor... Gece ve gündüzün birbirini kovalaması, zamanın biricik oyunu. Bu karanlık geceyi günün aydınlığı kovacaktır.

Hülâsa, Evren’in söyledikleri imânlarına dokunmuş tavrı takınanların samimiyet imtihanı, karşı durmaktır. 27 Mayıs darbecilerinden itibaren bütün darbecilere mutlaka mahkeme yolu açılmalı ve suçları ile mütenasip cezalandırılmalıdırlar. Amme vicdanının kan kaybının cemiyeti kendi içinde çökerttiği, güvenini sarstığı, görülmeli artık. Darbeyi yapanlar değil, ima edenler bile soluğu ülke sınırlarının dışında almalı. Yoksa Evren ve neslinin hayasızca tahkiratını daha çok sineye çekmek zorunda kalırız.

Hüseyin Yılmaz, Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım