Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv

Yaşlı devlet memurunun yıldızı, “Şu Çılgın Türkler” ile parladı. Ömrünü üst seviye bürokratik vazifelerle geçirmiş olması, şöhret tacına, en çok ihtiyaç duyduğu yıllarda ulaşmasına imkân vermemişti. İnançlarının kanatlandırdığı Müslüman Türkleri “Çılgın Türkler” diye tesmiye ettiğinde yetmiş beş yaşında bir ihtiyardı ve kitabının aralayacağı şöhret kapısının parlaklağını, muhtemelen kendisi de tahmin etmiyordu. Ama “Bir Türk cihâna bedeldir!” hülyâsı ile kamçılanmalarına rağmen, asırlık bir sefâlet ve eziklikten bir türlü kurtulamayan genç nesillerin yaralı bağrı, her türlü teselliyi kabule dünden hazırdı.

Rıza Zelyut’un “Belaüzzaman” tesmiyesine verdiğimiz cevabın mürekkebi kurumadan “adil” olmaya dâvet edilmeseydik, bir daha bu mevzua dönme niyeti taşımıyordum... Ne var ki, Zelyut bir taraftan nedâmet ifâdeleri kullanırken beri taraftan Nur talebelerini asla kabul edemeyecekleri bir uçuruma “adil” olma kisvesi altında sürüklemeye çalışıyor. Buyuruyorlar ki:
“Ben nasıl Said Nursi'yi anlamaya çalışıyorsam; sizler de Mustafa Kemal Paşa'yı anlamaya çalışacaksınız. Onu deccal gibi değil; İslam dünyasını emperyalizmin saldırısından kurtaran bir mücahit gibi algılarsanız; daha doğru bir noktaya yönelmiş oluruz.Tefrika ile mücâdele etmek gerçek cihattır.”

Rıza Zelyut, bir asırdır memleketi yangın yerine çeviren Ankara menşeli ırkçı zihniyetin mahalle belâlısı; hani karşılaşmamak, hani selâm vermek mecburiyetinde kalmamak için faziletli insanlarda bir kaç sokak öteden geçme hissi uyandıranlardan. Bugüne kadar hiç karşılaşmamış bahtiyarlardanım, bu satırların sebeb-i vücudu tahkirât ve iftiranâmesinin doğurduğu mecburiyetle olmasa kalemime de malzeme teşkil etmeyecekti; mecbur kaldım, bağışlayınız...
Zelyut, Güneş Gazetesi nam mevkutede neşredilen yazısında bin küsür yılın kutup yıldızı mesabesindeki Bediüzzaman Said-i Nursî’ye zekâvetinin pırıltılı(!) bir eseri olarak “Belâüzzaman” demiş...

1 Mart 2010... Urfa’dayım... Dergâh’ta, küçük bir kubbenin parmaklıkları önünde dua ediyorum. Gözlerimden süzülen yaşlara genzimi yakan acı bir hıçkırık eşlik ediyor. Avluda Hz. İbrahim’in doğduğu mağarayı ziyaret edenlerin uğultusu ile güvercinlerin kanat şakırtısı birbirine karışıyor...
Önünde bulunduğum kubbenin altında bir tabutun derinlik ve büyüklüğüne sahip mermerden bir kaide var, mezardan geride kalmış bir iz... 23 Mart 1960’da vefat eden alleme-i cihân Bediüzzaman Said-i Nursi’nin defnedildiği yer burası. Süfyan bakâyası cuntacı nebbaşlar, 12 Temmuz 1960’da gece vakti kabrini balyozlarla parçalayıp mübarek naaşını kaldırmışlar.

Sayfa 10 / 49

Tuyan Tasarım