Ayarlar
Arama

H.Yılmaz Kişisel Blog Sayfası

Twitter Sayfam:

Makalelerim

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv

Bektaşiye, iyisini tesbit etmesi için iki kadeh şarab ikrâm etmişler. Birinci kadehten ilk yudumu alır almaz kararlı bir edâ ile, “Diğeri iyidir, erenler!” demiş. Etrafındakiler taaccüble, “Ama ikincisinin tadına bile bakmadınız ki?” diyecek olunca, karşı koyar ehl-i şarab: “Bundan daha kötüsü olmaz!”
Bektaşinin ölçüsünü devlet hayatımızın bir çok noktasında şaşmaz mikyas olarak telâkkî ediyorum. Meselâ, anayasa değişikliği tartışmalarında, “Değişiklik paketini nasıl buluyorsun?” diye soranlara, iyi bulduğumu ifâde edince devam ediyorlar: “Paketin muhteviyatını biliyor musun?” Şart değil erenler, darbe anayasasından daha kötüsünü yapamazlar.

İnsan eski tabirle “me’luf ve malûm”dan hareket eder; iki kelimelik bir müdahale ile bugüne aktaracak olursak: İnsan, alışık olduğu ile bildiğinden hareket eder... Hırsız, bütün âlemi hırsız; nâmussuz bütün insanları nâmussuz sanır. İnsanı faziletlerinden tecrid ederseniz, parçalayan bir canavar olmakla iktifa etmez, aynı zamanda edebsiz bir şeytan olur.
Dinî, ahlâkî, örfî ve târihî bütün değerleri Batılılaşma sarası geçirenlerce tahrib edilen insânımızın içinde bulunduğu ruh hâlinin, herkesi kendisi gibi alçak bilen deninin ruh hâline bürünmüş olması niçin şaşırtıcı olsun? Hayır, şaşırmıyorum... Fıtrî bir meyil, fıtrî bir zaaf bu: Kişi, herkesi kendisi gibi bilir...

Irkçılık, insanî fazilet ve meziyetleri kanda arayan dehşetli bir belâhet; aptallığın had safhası. Cünûn, tekliften âzâd eder; cürmü ne kadar büyük olursa olsun, deli mâsumdur. Ama ırkçı, cinâyeti ne kadar küçük olursa olsun, cezanın en şiddetlisine müstehaktır. Zirâ en küçük cürmü bile insanlığı bütünüyle imha edebilecek bir kuvve taşır habis bağrında.
Osmanlı, halk tâbiri ile yetmiş iki kavmi tek çatçı altında, tek bir nizamla rapt–ü zabt altına almakla kalmamış, mes’ud da yaşatmıştır, asırlar boyu. Onu çökertmenin yolunu hasımları, geniş topraklarına ve muhtelif kavimlerinin arasına ırkçılık illetini salmakta buldular. Anlaşılabilir bir netice.

Bahar ölümü değil, hayatı taşır... Kışın yarı mevte mahkûm ettiği hayat; çekirdek, nüve ve köklerin rahmanî bağrında her baharda yeniden harekete geçer ve yeryüzünde ihyanın büyük şehrâyini başlar. Sultan-ı Ezel’den gelen “Kün!” emrinin tecelliyatı bahar haşrini renk ve râyiha cümbüşü tamamlar. Sarp dağları, yüksek platoları, uçsuz bucaksız yaylaları bahar haşrinin neş’esi sarar; derin vâdileri hayatın kaynağı billur şakırtılı gür sularla birlikte tabiatın şükür bestesi İlâhî mûsikî doldurur...

Sayfa 9 / 49

Tuyan Tasarım