Resim Albümü   Hakkımda   İletişim     


 





Alt Menüler


 

Hakkımda

İletişim

Resim Albümü

Telefon Rehberi

Linkler

 
Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların... Argo, korkunun ördüğü duvar; uydurma dil şuursuzluğun. Biri günahları gizleyen peçe, öteki irfanı boğan kement. Argo, yaralı bir vicdanın sesi; uydurma dil, hafızasını kaybeden bir neslin. Argo, her ülkenin; uydurma dil, ülkesizlerin.(Cemil Meriç)

Olmadı şeyhim, olmadı!..
Hüseyin Yılmaz
Önce Kelâm
yilmaz@hyilmaz.net

Çoğu zaman kasıtlı veya cehâlet eseri olarak karıştırılan iki Said onlar... Biri milyonlara istikamet veren Bediüzzaman Said-i Nursî, diğeri bir tertib ve emr-i vâki karşısında M. Kemal ve ekibinin icraatlarına kıyamla son nefesini darağacında veren merhum Şeyh Said... Aşağı yukarı aynı toprağın çocukları, aynı kavmin mensubları. Soylarının seyyidlerin nurânî şeceresine bağlanması “Kürt” olarak tesmiyelerine mâni teşkil etmez. İkisi de hayata Kürtçe ile başlar, Kürtçe ile düşünür, Kürtçe ile büyürler... Bağrında yetiştikleri irfân, Kürt irfânı.. Müşterek ve mümeyyiz vasıfları: Muhkem îmãnları.

Şeyh Said, Nursi’den on üç – on dört yaş kadar büyük... İyi bir medrese eğitimi alır... Nüfuzlu bir tarikat şeyhi olmasının yanısıra, kuvvetli bir aşiretin de reisidir... Bediüzzaman, adaşının aksine fakir bir ailenin çocuğudur... Küçüklüğünden beri zekâsı ve fevkalhâl oluşu ile şöhret bulmuştur. Bütün tahsili üç ayla sınırlı. Şeyh olmadığı gibi, herhangi bir tarikata da mensub değildir. Çocukluğundan itibaren dik başlı, korkusuz, mücadeleci ve hürriyetçi bir insan olarak göze çarpar. Hayat serencamı bir düzineyi aşkın kalın cild ister, hülâsa edemem...

Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayat adlı eseri, kendisi hayatta iken ve onun nezaretinde basılır. Hassasiyetle kitabı tashih ettiği, metinleri tasnif ve tanzim ettiği, hangi resimlerinin konulacağına kadar müdahil olduğu talebelerinin kuvvetle şehâdetiyle sâbittir. Şeyh Said ile tek muhaveresi bu eserde Şeyh Said’in kıyam için destek taleb etmesine mukabil, “Türk milleti asırlardan beri İslamiyete hizmet etmiş ve çok velîler yetiştirmiştir. Bunların torunlarına kılınç çekilmez; siz de çekmeyiniz, teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Millet, irşad ve tenvir edilmelidir” cümlesiyle ifâde edilir.

Şeyh Said’in şehâdetinden sonra da otuz beş yıl yaşıyan Said-i Nursî’nin bu kıyamla ilgili başka bir yazılı kaydı yoktur. Dersim katliamı sebebiyle duyduğu elem ve ızdırabı Şeyh Said kıyamı bahanesiyle gerçekleştirilen katliam karşısında da duyduğu, bilinen hakikattır.

İmam-ı Azam’a göre kıyamın cevaz şartı: Başarmaktır... Başarılmayacak kıyam, caiz değildir... Asla emin olunamayacak bir cevaz şartı...

Fakirin bu mevzudaki tetebbuatı, “Doğu Gerçeği ve Müslüman Kürtler” adlı eserde uzun uzadıya yer alır. Kanaatım kat’i ve net: Şeyh Said kıyamı, enine boyuna plânlanmış bir harekat değil, bir emr-i vâki ile girilmiş elîm bir yoldur... Şeyh Said’in nokta-i nazarı ve hedefinde asla ve asla Kürtçülük yoktur. İngiliz işbirliği de Şeyh Said’in şahsı itibarıyla adice bir iftiradan ibarettir. Ankara iktidarının hazırlığına başladığı lâdini rejimin emâreleri ve ayak seslerinden her mü’min gibi rahatsızdı ve karşı koymak istiyordu... Onun bu dinî hissiyatını bir kuvvet-i zahr olarakr kullanmak isteyen Cibranli Halit ve Bitlis Meb’usu Yusuf Ziya gibi bâzı ırkçı zâtların bu hareketin içinde yer almaları Ankara’nın elini kuvvetlendirmiş ve Türk amme efkârına Şeyh Said’i Kürtçü olarak takdim ve telkin ile kıyamı da hayasızca “Kürt İsyanı” olarak ilân etmişlerdi.

Üzerinde durmak istediğim husus, Şeyh Said Kıyamı değil, -mevzuun muktezası olarak temas zarureti hâsıl oldu- Şeyh Said’in torunu Şeyh Muhammed Fırat’ın Time Türk’e verdiği bir mülâkatın sebebiyet verdiği tartışmalardır. Önce Şeyh Muhammed’i dinleyelim:

“Said Nursi ‘1950 yılına kadar şuurum yerinde ben düşüncelerimi kaleme almışım, fikrime güvenirdim. 1950 yılından sonra benden habersiz talebelerim bazı hususları söylemiştir. Eğer isterseniz tayin edeceğim bir vekil bu hususları çok güzel anlatır’ demiştir. Çünkü amcam kendilerine demiş ki ‘bazı hususlarınız aykırıdır, bunu sizin adınıza kabul edemem’ o da bunun üzerine, ‘Altı talebem var. Bunlardan birisini vekil seçmem için kuvvetim yerinde değil. Kolhisara geleceğim hangisini beğenirseniz ben onu vekil tayin edeceğim’ dedi. Ne yazık ki bu olmadı kendisi Urfa’ya geliyor orada vefat ediyor. Amcam Şeyh Ali Rıza Efendi de Sivas Kampı’na ailemizden 11 kişi ile sürgün edildi.

“Said Nursi amcama devamla şunları söyledi ‘Ben Van’da iken Şeyh Said’in mektubu bana ulaştı. Beni de bu hizmete davet etti. Ben de mektubuna cevaben dedim ki bana görev ver ki ben de bu hizmete buradan katılayım. Mektubun ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorum. Sonra Şeyh Said tutuklandı. Benim mektubumdan dolayı beni de götürürler dedim ama beni götürmediler. Bunun üzerine ağladım sızladım. Sonra istedim ki, Şeyh Said oğullarını göreyim. Bugün bana nasip oldu beni kardeş kabul etsinler. Ben bu manevi üzüntüden kurtulayım. Beni manevi evlat kabul etsinler. Ben de manevi kardeşiniz olarak huzura çıkayım. Kolhisar’a gelip kalacağım. Altı talebem içinde hangisi uygun görülürse onu vekil tayin edeceğim.’

“Bediüzzaman Said Nursi hadise sonrası yaşadıklarını amcama şöyle anlatıyor; ‘40 gün mağarada feryat figan ettim. Sonra bana ilham geldi dendi ki -Ben küfrü mutlakla mücadele ettim, sen de cehli mutlakla mücadele et.- Ben bunun üzerine kalemimle cihat ettim.’ Selahattin Efendi de kendisini ailemizin manevi evladı olarak kabul etti. Said Nursi, ‘Siz beni kabul ettiniz, ben de rahat ettim’ diyor.”

Aslında bu ifâdeleri yok sayıp ademe mahkûm etmek mümkün, ama mümtaz bir âilenin teveccühe mazhar bir evlâdından bu kadar hatanın sudur etmesini sükûtla karşılamayı gönlüm el vermiyor.

Mübarek Şeyhim, Bediüzzaman Hazretleri ömrünün en hareketli, en çok göz önündeki bir zaman dilimini de 1950-60 arasındaki on yılda yaşar... Zerre kadar bir şuur sekâmeti tezâhür etseydi a’da-i din olan şedid düşmanları tef çalarak değil, savaş alayları tertip ederek eğleneceklerdi. “1950 yılına kadar şuurum yerinde ben düşüncelerimi kaleme almışım, fikrime güvenirdim. 1950 yılından sonra benden habersiz talebelerim bazı hususları söylemiştir.” gibi hakikatsiz, elim bir ifâdeyi sarfetmekte hiç mi tereddüt yaşamadınız?.. Bunun hiçbir şekilde kabul edilemeyecek, na makul bir hilâf-ı hakikat olduğunu da mı idrak edemediniz? Bir şey hakikatsız olabilir, ama bâri aklın kabulünü imkânsız göreceği ölçüde bir şey söylemeseydiniz...

Bu mevzuda sarfettiğiniz diğer ifâdeler de müdellel değil... İlmen ve mantıken olmasına da imkân yok. Kabul edilebilir hiç bir delili de ortaya koyamazsınız... Hâl böyle iken, bu fütursuzca serd-i kelâmı temenna ile karşılamamızı bekleyebilir misiniz?..

Fakirin ve mü’minlerin nazarında Şeyh Said, zâten yeterince büyük bir zâttır, sizin için de öyle olmalıydı... Niçin bu büyük insanı daha da büyük göstermek için muhayyel bir hikâyenin himmetiyle Said-i Nursî’yi dedenize mânevî evlad, amcalarınıza da mânevî kardeş göstermeye çalışıyorsunuz? Böylesine abes, böylesine yersiz bir rüçhaniyet dâvâsına niçin ihtiyaç duyuyorsunuz?..

Muhterem Şeyhim, Şeyh torunu Şeyhim!.. Sizi daha fazla rencide etmeyi cidden gönlüm kaldırmıyor, susuyorum... Ama sizden samimyetle bir ricada bulunmak istiyorum: Lütfen bu yanlış beyanları tashih ile ilân ediniz ki, şehid dedenizin huzuruna ruz-i mahşerde mahçub olmadan çıkabilesiniz...

Bilmecburiye sükût...

Dip notlar:
1-Said-i Nursî, Tarihçe-i Hayat, Sayfa: 135
2-Hüseyin Yılmaz, Doğu Gerçeği ve Müslüman Kürtler, Timaş Yayınları
3-http://timeturk.com/Said-F%C4%B1rat--Said-Nursi-manevi-karde%C5%9Fimiz_110879-haberi.html
Eklenme Tarihi: 02.02.2010   Okunma: 565

Yazdır    Yorum Ekle

 

BU YAZI/HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

Yorumlayan: Serhad Akdoğan    85.110.1.... ....  Tarih: 06.02.2010
Kıymetli.......... , Cübbeli Hoca ile alakalı yazındaki bazı noktalar dikkatimi çekti. Yazının sonlarında öyle bir noktaya parmak basmışsın ki, makalenin üst kısmındaki müsbet tavrı hiçe indirmişsin. Kendine de Üstad'ın vefatından sonra basılan ( Emirdağ Lahikası'nın mufassalanın basılma tarihi 1964(!)dür- bir şakird mektubunu delil göstermişsin, sanki o mevzuda Üstad'ın hiç bir beyanı yokmuş, hiç bir izahı bulunmuyormuş gibi... Veya o ifadeden öyle bir netice ya da sarihi mana olmamasına rağmen, o şakird Üstad'a "Mehdi-i Ahir-zaman" ( " Ahirzamanda, Al-i Beyt_i Nebeviye'nin -asm- cemaat-ı nuraniyesini TEMSİL EDEN Hazret-i Mehdi'de (ra) vd cemaatındaki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir- üç vazife..." Kastamonu Lahikası,s.189) denmiş gibi mana çıkarmışsın. Halbuki o metinde bir defa bile "Mehdiyyet"ten bahis yoktur. İktibas edip de ne düşünceyle siyam-sıbakından kopardığın cümle'nin hemen gerisindeki şu iadeyi görmemenden dolayı bu sehvi yapmışsın hüsn-ü zannında bulunuyorum. " Alem-i İslamiyet ve insaniyete ve Haremeyn-i Şerifeyne asırlarca hizmet eden bu kahraman Türk milletini onun çok sevmesinde ve hayatının mühim bir kısmını hep Türklerle meskun olan bu havalide geçirmesinde büyük hikmetler, mana ve mülahazalar olsa gerektir." (EL. 75) Bu ifadelere göre Üstad şimdi Türk mü olmuş oluyor? Eğer Üstad'ın beyanları değil de 12 Eylül'e payanda olmuş ağabeylerin zannı ya da Üstad'ın hizmetkarları teşvik gayesiyle Risale'ye aldığı üstad'ın dışındaki kalemlerin yazdıkları hizmetin temeli sayılsaydı, o zaman cemaatın tümünün 12 Eylülcü ya da Ergenekoncu olması gerekirdi!

Kıymetli Kardeşim, Mehdi-i Ahir-zaman mevzuundaki hassasiyetimiz, ona tabi olmayan kişilerin münker nekire hesap veremeyeceği zannını kırmak içindir. Çünkü münker nekirin soracağı böyle bir sual yoktur; ama tek hadisin bile "sarahat"ine inanmamayı ima eden bir cevap, Resul-i kibriya (asm)in şefaatinden mahrumiyeti getirir; hele bu itikadsızlık gazete, konerans, ders gibi umuma yayılırsa, Sünuhat'taki "beşer o ekberil kebaire daha ad bulamamış" fiili işlenmiş olur ki, çoklarını, kardeşlerimizi böyle bir vebalden muhafaza içindir hassasiyetimiz. Yoksa Mehdiyyet cereyanının " devam ve kemalde" olan bir vazife olduğunu ( Sözler,Dallar) bilfiil görüyor, yaşıyoruz. Bu nevi vazifelerin temelinde de Risale-i Nur ve cemaatlarımız olduğu izahtan varestedir.Azizim, lütfen, " vur abalıya" nevinden hissi bir hal taşımayalım, bu dolayısıyla "mümini kınamak" demektir ki Hadis (evkamekal) buyuruyor. " Bir mümini kınayan kişi, o kınadığı iili işlemeden ölmez.!"


Yorumlayan: a.kadir ceylan    81.213.2.... tmail.com....  Tarih: 03.02.2010
Üstad ve Şeyh Said münasebetleriyle ilgili olarak Badıllı ağabeyin Mufassal Tarihçe-i Hayat adlı eserinde yeterli bilgi vardır.Bir de yine Badıllı ağabeyin yanılmıyorsam 1993 te Yeni Asya gazetesinde Şeyh Said meselesi ile alakalı uzunca bir araştırması yayınlanmıştı ve gerekli açıklamalar belgelerle yapılmıştı.Ama benim dikkat çekmek istediğim husus başkadır.Risale haber deki bir yorum dada belirttim.Türkiye de dindarların en büyük hatalarından biri kemalist söylemleri kürtlere karşı kullanmalarıdır.Maalesef bazen Hüseyin Yılmaz gibi ehli tahkik bir ağabeyimiz dahi bu ifadeyi kullanabilmektedir.Gerçekten bu ifadeyi Hüseyin ağabey den duymak beni Üzdü.Çünkü ağabeyimiz yazısında Yusuf Ziya bey ve cibranlı halid için ırkçı tabirini kullanıyor ama onların ırkçılığına dair tek bir sözlerini vermiyor.Şayet bunların kürtler için siyasi taleblerde bulunmasını ırkçılık olarak kabul ediyorsa o zaman tc yi ve tüm arab fars urdu vb.devlet kuranların hepsini ırkçı olarak kabul etmek gerekir.Bir milletin sahip olması gereken hakları elde etmesi için mücadele etmesi nasıl ırkçılık olur anlayamadım.Kürt siyasi taleblerini dile getirenlerden bazılarının silahlı mücadele gibi kabul edilemeyecek hataları vardır.Ama asla ırkçı talebleri olmamıştır.Bunun için türk siyasilere arap siyasilere milletlerinin haklarını elde etmek için verdikleri mücadeleden dolayı ırkçı demediğimiz gibi bu kemalisti tabiri kürtler içinde kullanmayalım.Yanlış bir söz ve beyanım olmuşsa Hüeyin Ağabeyden özür dilerim.Selamlar
Yorumlayan: Kurdish    78.165.8.... yahoo.com....  Tarih: 02.02.2010
SA. Kaleminize elinize sağlık ...



Kısaca şunu ifade edeyim , yazdıklarınız , yazılanlar , söylenenler kim olursa olsun bizim fikirlerimiz değiştirmiyor. İlgi ile okudum yazınızı ancak biz yada genelde İslami Kürt diye tabir ettiğimiz camia şunu düşünür; Üstad Şeyh Said Efendinin kıyamına katılmadı ve bunu bilinçli yaptı ancak sonradan pişman olduğudur.



Hatta bir şakird kardeş istanbulda ayak üstü bir risale kitabevinde birkaç satır okumuşdu üstadın pişmanlık ifadesi gibi şu anlamda birşeyler okuduğunu da hatırlıyorum :)



Bu bela eziyetler zamanında davet edildiğim bir harekete icabet etmeyişimin meyveleridir.



Cesaretine hayran kaldığımız üstadın nedense Kürtlerle ilgili birçok yerde çok basit sıradan bir müslümanın sarf edeceği cümleler kullanması bize hiç de orjinal gibi gelmiyor.



Daha üstadın Kürdistan diyebileceğini hayal edemiyen şakird kardeşlerimden çok da fazla birşey beklemiyorum buradan onları canı gönülden sevilerimle sevdiğimi ifade edeyim...



Birde üstad hakkaten buradaki büyük meşayihlerin talebesidir. Buradaki birçok yaşlı insanın şeyhlerin yanında el pençe durduğunu anlatır söyledikleri sözlü tarihde bu çok aşikardır ve biz bunun da asla üstadın küçük şeylerin büyük olduğu açısından bakmayız ... bu bir hakikattir :)



Çalışmalarınızda başarılar dilerim ...
Yorumlayan: M. Nuri Eminler    188.58.1.... ....  Tarih: 02.02.2010
Şeyh Said’in torunu Şeyh Muhammed Fırat’ın Time Türk’e verdiği bir mülâkatta dediklerinin mezkur kısmını aklı başında olan hiç bir araştırmacı kabul edemez.Şeyhe selam eder, ellerinden öperken, ben de Yazar gibi meseleyi tashih etmesini rica ediyorum.

..::KISA DUYURU::..

STV HABER'DE REFERANDUM DEĞERLENDİRMESİ..  Bayramın birinci günü, saat 11:15'de STV Haber canlı yayınında referandum dair düşüncelerimi ifâde edeceğim. Dost ve ehibbaya duyurulur... H.Y / 08.09.2010
BAYRAM TEBRİĞİ...  Başta siz muhterem okuyucularım ve dâvâ arkadaşlarım olmak üzere bütün İslâm Âleminin Ramazan Bayramını tebrik ediyor, hayır ve saâdetlere vesile olmasını niyaz ediyorum. Hüseyin Yılmaz / 08.09.2010
   

..::SON YAPILAN YORUMLAR::..

M. Nuri Bingöl:  01.09.2010 " Cemaatler, doğrudan devletin ıslahı ile uğraşmamalı, zirâ bu Süfyanist yapının ıslaha kabiliyeti yok. Cemaatlerin mükellefiyeti, faziletli insanlar yetiştirmektir. Gerisi kendiliğinden düzelir." beyanlarına can u gönülden iştirak ediyorum.Bu satırlara bir sarsıcı müşahedeyi ilave edeceğim; muhterem yazarın dediği yapılardan uzak durma mecburiyetimiz gibi, cemaati yapılanmaların da aynı mantıkla yürütülmesi, acaba -rıza-yı İlahi'ye- ne kadar münasibir, diye murakebe etmek - galiba- en baş vazifemiz olmalıdır. ( İhlas)


a.kadir ceylan:  17.08.2010 Ahmet Selami bey kardeşim Türk askeri Afganistan da ne arıyor acaba? neden bunu sorgulamıyorsunuz da haber yapanları yahudi kontrolünde olmakla suçluyorsunuz.Bu arada İsrail başbakanının hükümetin davetiyle tbmm de konuştuğunu biliyorsunuz herhalde tbmm de yahudi kontrolünde demezsiniz herhalde.Evet akp dün karşı çıktığı Afganistana Türk askerinin nato kontrölünde gitmesini bugün yürütmüyormu? Sanırım başbakan dı ABD li yetkililere biz sizinle Afganistanda teröre karşı savaşıyoruz siz neden bizimle Irakta pkk ye karşı savaşmıyorsunuz demişti.Lütfen eleştiriye açık olalım layuhti hiçbir hükümet ve parti yoktur.Selamlar
Ahmed Selami:  16.08.2010 Bir yorumcu Eymen Zevahiri'nin Türk askeri aleyhinde konuştuğu haberlerine mal bulmuş mağribi gibi atılmış. Yahu, bu haberleri bize servis eden ç ve dış medya kimlerin ellerinde? Hemen hemen hepsi de Yanudi kontrolünde olduğu bilindiğine göre... Ayet açık: " Bir fasık -kafir- size bir haber getirdiğide..." Ayetin gerisini müdakkik yorumcu hatırlayabilir, değil mi?
a.kadir ceylan:  15.08.2010 Demokrasiyi kaybetmiş demokratları(!) güzel anlatmışsınız tebrikler değerli ağabey.Bir eksik bıraktığınız milliyetçi muhafazakar demokratlar kaldı.Onlarıda samimice ele alan bir makalenizi bekliyoruz.Mesela El kaide liderlerinden biri haber sitelerinde verdiği demeçte Türk askeri Afganistan da Afganları öldürüyor diyor.Oysa akp liler muhalefette iken Afganistana asker gönderilmesine karşı çıkmışlardı.Acaba muhalefette iken karşı çıkılan bir uygulamayı iktidarda yürütmek nasıl izah edilebilir? Selamlar
M. Nuri Eminler:  15.08.2010 Bir haber sitesinde "evet"çi tavrımızı akıllılıkla değil, hissiyat ile ifade eden genç arkadaş, "ami"liğini kabul ederek "hayır"cı tavrın AKP'ye ve lşderine duyulan antipatiden kaynaklandığını da itiraf etmiş oldu.İslami ıstılahta, gazete yapacağınızı dediğiniz "şey"in adı meşuradır ve sadece orada bulunanları bağlar. "aklı meşverete nuhtacım." diyen Üstad, "Mweşveret-i Şer'iyye"yi kastediyor ve eski eserlerinde de zaten aynı kelimeyi kullanıyor- Hutbe-i Şamiye'de mesela.



Hava Durumu


 

SİTE İÇİ ARA

 Bugün: 77 / Dün: 552 / Toplam: 341.586
 hyilmaz.net -  yilmaz@hyilmaz.net -