Resim Albümü   Hakkımda   İletişim     


 





Alt Menüler


 

Hakkımda

İletişim

Resim Albümü

Telefon Rehberi

Linkler

 
Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların... Argo, korkunun ördüğü duvar; uydurma dil şuursuzluğun. Biri günahları gizleyen peçe, öteki irfanı boğan kement. Argo, yaralı bir vicdanın sesi; uydurma dil, hafızasını kaybeden bir neslin. Argo, her ülkenin; uydurma dil, ülkesizlerin.(Cemil Meriç)

Konumuz “İnfak” (1)
Emine Karahocagil Aslaner

Yıllar önceydi. Aklımın kıpırdamaya başladığı yıllar… Kafalarını omuzlarının üzerinde taşıyan insanlar arasında, bütün bedenini kafasının üzerinde taşıyan mahluklardan biri olmaya aday olduğum yıllar… Kışkırtıcı sorularla boğuşuyorum henüz. Cevaplarını merak ettiğim ancak yanlış yerlerde aradığım sorularla…

Mütedeyyin, mütesettir ve müreffeh bir hanım ablamız, göğsünü kabarta kabarta, evine gelen temizlikçi kadına yaptığı yardımlardan bahsediyordu. Adrenali gösteren bir ibre gibi hareket eden, bir alçalıp bir yükselen kollardaki altın bileziklerin çıkardığı şıngırtıların eşliğinde anlatılan heyecanlı hikayeyi dinledikçe kendimden geçiyor, sözünü kesmemek için adeta dişlerimle dudaklarımı dilimliyordum.

Derken, birden sustu ablamız. Çok kısa süren bir sessizlikten sonra kaldığı yerden devam etti konuşmaya;

‘Ama birgün… Benim bu kadar yardım ettiğim, kol kanat gerdiğim kadın ne dedi biliyor musunuz?’

Bütün bayanlar susmuş, aman kirpiklerimiz kırpılmasın diye gözlerimizi sonuna kadar açmış, bakışlarımızla „ne dedi?“ sorusunu yöneltiyorduk. Ablamız derinnnn bir „acıların kadını“ nefesini içine çekip, gürültülü bir hırıltıyla bıraktıktan sonra, buram buram nedamet kokan bir tınıyı da sesine yapıştırarak yaşadığı yıkımın nedenini orta yere atıverdi:

‘Meğerse şekerim bu kadın, bu kadın varya bu kadın… Bu kadın televizyon almak için para biriktirirmiş de, benim haberim yokmuş. Ayol senin neyine televizyon? Sen önce entarinin yırtığına vuracak yama bul. Ay nasıl sinirlendim anlatamam, nasıl sinirlendim! Ay kendimi nasıl enayi hissettim, nasıl kullanılmış hissettim, nasıl zavallı hisettimmmmm, anlatamam.’

Daha fazla engel olamadım kendime ve barajın kapıları açıldı:

„Pardon ama sizin televizyonunuz var mı?“ diye sordum. Biraz şaşkın, biraz da tereddütlü „evet var, neden sordun?“ dedi ve aramızda aşağı yukarı şöyle bir diyalog geçti;

„Siz neden televizyon aldınız?“

„Ay ben kim, o kim? Benim param var, pulum var. Hahhhahha, çok alemsin!”

“İstediğiniz için sahip olabildiğiniz bir nesneyi, yoksul bir insanın sahip olamayacağı için istememesi gerektiğini düşünüyorsunuz. Evinizdeki eşyaları düşünün; sahip olabileceğiniz için mi istediniz onları yoksa istediğiniz için mi sahip oldunuz? Eğer bir objeye sahip olmayı istemiyorsak, yeterli alım gücümüz olsa da almayız onu ve bizler yalnızca, isteklerimizi karşılayabilmek için daha fazla paraya sahip olmak isteriz. Bu güce kavuştuğumuz zaman da, sahip olduğumuz herşeyin yalnızca bize ait olduğunu ve biz istediğimiz sürece de mülkümüz olarak kalacaklarını vehmederiz. Onları asla başkalarına yakıştıramayız, başka insanlara layık bulmayız. Kendimize yakıştırabildiğimiz güzellikleri, o nimetlerden mahrum insanlara yakıştıramayız nedense? Onlar bizimdir, bizim olarak kalmalıdır ve çevremizde hep bizim bu süksemize imrenen bir takım yoksul ve çaresiz insanlar bulunmalıdır ki, egomuz da beslenebilsin. “

Kelimelerin nasıl oluk oluk, dalga dalga boşaldığını, bu kirli cemiyette bir nebze naif kalmayı başarabilmiş bazı hanımların yüreklerini nasıl yıkadığını yüzlerinden okuyabiliyordum. Onlar yıkandıkça, kendi devirdiği çamın altında kaldığını göremeyen, tarafımdan hırpalandığı için canının yandığını düşünen hanım ablamız renkten renge giriyor, kendini savunmaya çalışıyor ancak başarılı olamıyordu.

Niçin bu kadar gerildiğimi, neden sabredemediğimi, hangi güç tarafından bu cidale sürüklendiğimi o zamanlar bilmiyordum. Yıllar sonra inandığım kitaptaki “infak” kavramıyla tanışana kadar da isyanımı bireysel bir ahlaki hassasiyet olarak algılamaya ve o şekilde savunmaya devam ettim. Evet, kainattaki en zengin ülkelerin halkları müslümandı. Garip ama, en fakir ülkelerin halkları da müslümandı ve tek başına bu örnek, İslami konularda büyük yanılgıların yaşandığını haykırıyordu. Bütün bunları hissediyor, sorguluyor ama zihnime dikilmiş taştan heykelleri yıkamadığım ve Kur’an’ı açıp okumadığım için “niçin?” sorusuna makul bir cevap bulamıyor, binbir çeşit ahlaksızlığa müncer eşitsizliklerin hepsinin ilahi iradenin tercihi olduğunu düşünüyordum.

Oysa Allah’ın mukaddes kelimelerinin en vurucu özetiydi “infak”. Cennete götüren yol işaretlerinin birincisiydi “infak”, ki yeryüzünü cennete çevirmenin biricik tarifiydi. İnfak, en çok hoşlandığımız rızıkları, onlara sahip olamayan insanlarla paylaşmak demekti ve kıçımızı hangi elimizle yıkayacağımızı, eşimizle ne zaman birleşeceğimizi bildiren kanun koyucular için büyük bir tehlike arzediyordu. Nitekim, sefaletin ortadan kalktığı bir dünyada onların buyruklarına kulak asan olmayacak, insanlar ilimle , irfanla daha çok meşgul olacaktı. Dahası, soyabilecekleri kimse kalmayacağı gibi, o güne kadar edindikleri serveti de dağıtma zarureti hasıl olacaktı. Derhal infak emrini halı altına süpürüp, gözlerden ve gönüllerden uzaklaştırdılar. Yerini beş şartla ikame ederek, „bu beş şartı yerine getirirsen müslüman olursun“ diyerek konuyla ilgili bütün şek ve şüphelerin kökünü kazıdılar. Aralarında infak, idrak, izan bulunmayan ve bir elin parmaklarını geçmeyen beş şartı yerine getirmek kafiydi müslüman olmak için. Dünyanın en ahlaksız ve zorba adamı olmanız dahi müslüman olarak anılmanıza engel olmayacaktı artık. Artık istediğiniz kadar mal istifleyebilir, istediğiniz kadar insanı sömürebilir, kandırabilir, sahtekarlıklarınızın adını ticaret koyabilir ve müslüman kalmaya devam edebilirdiniz. İnfak diyenler nifak çıkartmakla suçlandılar ama asıl munafıklar Kur’an’dan yükselen sesi susturamadılar. Allah;

“Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamıyacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.” (2/267)

diyordu.

İhtiyacından fazlasını ayır ve ihtiyaç kadarını ver diyordu. Ferdiyetçilikten, mülkiyetçilikten uzak, tutarlı bir eşitliğin hüküm sürdüğü daha adil bir düzenin şartını ortaya koyuyordu;

“Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “İhtiyaçtan artakalanı.” (2/219)

Mutfakta yenisine yer açılsın diye eskisini elden çıkarmak değildi infak. İnfak, eve gelen temizlikçi kadının kızını, oğlumuzu gönderdiğimiz paralı okulda okutmanın adıydı;

„Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz.“ (3/92)

Ve infak bir hegemonya aracı olarak kullanılmaması gereken, yapıldıktan sonra derhal unutulması gereken bir hayır şekliydi ki, onu vaaz eden kitaptaki ahlaki kriterlerden hemen hiçbirini müslüman ahalimizin hal ve harektelerinde görmek mümkün değildi ;

„Mallarını ALLAH yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. „(2/262)

İnfak İslam’ın saklanan cevherlerinden biriydi ve hükmünü geçersiz kılmak adına yapılan bütün ittifakları tek çelmede yerle yeksan edecek kadar berrak ve kesin bir emirdi.

İnfak konusundan başlayarak, İslam’ın saklanan cevherlerini faş etmeye devam edeceğiz.

Evet, konumuz „infak“…

http://www.eminearslaner.com
Eklenme Tarihi: 02.02.2010   Okunma: 97

Yazdır    Yorum Ekle

 

BU YAZI/HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR


..::KISA DUYURU::..

STV HABER'DE REFERANDUM DEĞERLENDİRMESİ..  Bayramın birinci günü, saat 11:15'de STV Haber canlı yayınında referandum dair düşüncelerimi ifâde edeceğim. Dost ve ehibbaya duyurulur... H.Y / 08.09.2010
BAYRAM TEBRİĞİ...  Başta siz muhterem okuyucularım ve dâvâ arkadaşlarım olmak üzere bütün İslâm Âleminin Ramazan Bayramını tebrik ediyor, hayır ve saâdetlere vesile olmasını niyaz ediyorum. Hüseyin Yılmaz / 08.09.2010
   

..::SON YAPILAN YORUMLAR::..

M. Nuri Bingöl:  01.09.2010 " Cemaatler, doğrudan devletin ıslahı ile uğraşmamalı, zirâ bu Süfyanist yapının ıslaha kabiliyeti yok. Cemaatlerin mükellefiyeti, faziletli insanlar yetiştirmektir. Gerisi kendiliğinden düzelir." beyanlarına can u gönülden iştirak ediyorum.Bu satırlara bir sarsıcı müşahedeyi ilave edeceğim; muhterem yazarın dediği yapılardan uzak durma mecburiyetimiz gibi, cemaati yapılanmaların da aynı mantıkla yürütülmesi, acaba -rıza-yı İlahi'ye- ne kadar münasibir, diye murakebe etmek - galiba- en baş vazifemiz olmalıdır. ( İhlas)


a.kadir ceylan:  17.08.2010 Ahmet Selami bey kardeşim Türk askeri Afganistan da ne arıyor acaba? neden bunu sorgulamıyorsunuz da haber yapanları yahudi kontrolünde olmakla suçluyorsunuz.Bu arada İsrail başbakanının hükümetin davetiyle tbmm de konuştuğunu biliyorsunuz herhalde tbmm de yahudi kontrolünde demezsiniz herhalde.Evet akp dün karşı çıktığı Afganistana Türk askerinin nato kontrölünde gitmesini bugün yürütmüyormu? Sanırım başbakan dı ABD li yetkililere biz sizinle Afganistanda teröre karşı savaşıyoruz siz neden bizimle Irakta pkk ye karşı savaşmıyorsunuz demişti.Lütfen eleştiriye açık olalım layuhti hiçbir hükümet ve parti yoktur.Selamlar
Ahmed Selami:  16.08.2010 Bir yorumcu Eymen Zevahiri'nin Türk askeri aleyhinde konuştuğu haberlerine mal bulmuş mağribi gibi atılmış. Yahu, bu haberleri bize servis eden ç ve dış medya kimlerin ellerinde? Hemen hemen hepsi de Yanudi kontrolünde olduğu bilindiğine göre... Ayet açık: " Bir fasık -kafir- size bir haber getirdiğide..." Ayetin gerisini müdakkik yorumcu hatırlayabilir, değil mi?
a.kadir ceylan:  15.08.2010 Demokrasiyi kaybetmiş demokratları(!) güzel anlatmışsınız tebrikler değerli ağabey.Bir eksik bıraktığınız milliyetçi muhafazakar demokratlar kaldı.Onlarıda samimice ele alan bir makalenizi bekliyoruz.Mesela El kaide liderlerinden biri haber sitelerinde verdiği demeçte Türk askeri Afganistan da Afganları öldürüyor diyor.Oysa akp liler muhalefette iken Afganistana asker gönderilmesine karşı çıkmışlardı.Acaba muhalefette iken karşı çıkılan bir uygulamayı iktidarda yürütmek nasıl izah edilebilir? Selamlar
M. Nuri Eminler:  15.08.2010 Bir haber sitesinde "evet"çi tavrımızı akıllılıkla değil, hissiyat ile ifade eden genç arkadaş, "ami"liğini kabul ederek "hayır"cı tavrın AKP'ye ve lşderine duyulan antipatiden kaynaklandığını da itiraf etmiş oldu.İslami ıstılahta, gazete yapacağınızı dediğiniz "şey"in adı meşuradır ve sadece orada bulunanları bağlar. "aklı meşverete nuhtacım." diyen Üstad, "Mweşveret-i Şer'iyye"yi kastediyor ve eski eserlerinde de zaten aynı kelimeyi kullanıyor- Hutbe-i Şamiye'de mesela.



Hava Durumu


 

SİTE İÇİ ARA

 Bugün: 79 / Dün: 552 / Toplam: 341.588
 hyilmaz.net -  yilmaz@hyilmaz.net -