Resim Albümü   Hakkımda   İletişim     


 





Alt Menüler


 

Hakkımda

İletişim

Resim Albümü

Telefon Rehberi

Linkler

 
Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların... Argo, korkunun ördüğü duvar; uydurma dil şuursuzluğun. Biri günahları gizleyen peçe, öteki irfanı boğan kement. Argo, yaralı bir vicdanın sesi; uydurma dil, hafızasını kaybeden bir neslin. Argo, her ülkenin; uydurma dil, ülkesizlerin.(Cemil Meriç)

Başbakan ve Narsisizm
Başbakan ve Narsisizm
Ahmet Altan - 02.06.2009

Bir ülkede yirmi beş yıl savaş sürerse o toplumun dengesi bozulur.

Bir dağılma, çürüme, kutuplaşma, düşmanlaşma ortaya çıkar.

Bugün bunun bütün işaretlerini görüyoruz.

Devlet dağılmış.

Ordu disiplinini kaybetmiş, bugün emekliye ayrılmış olan generaller görevdeyken açık açık darbe planları yapmış, örgütlenmiş, darbeyi desteklemek için birçok kesimden yandaş bulmuş, çeteler kurmuş, silahlar depolamış.

Devlet dağılırken toplum parçalara bölünmüş.

Darbecileri, dindarların getireceği “şeriata” karşı tek çare olarak gören ulusalcılar, demokrasiden, çağdaşlıktan nefret eder hale gelmiş.

Kendilerine benzemeyen bütün halkı düşman görmeye başlamış.

Ordunun ve darbecilerin kendilerini hedef aldığını anlayan “dindarlar” kendi aralarında bütünleşmişler, cemaatleşmişler, kendilerine benzemeyen herkesten uzaklaşıp, keskin bir savunmaya çekilmişler.

Aleviler, Sünnilerin kıyım yapacağı endişesiyle orduya sarılmış.

Yıllarca işkencelerden, baskılardan, cinayetlerden, katliamlardan, faili meçhullerden, aşağılanmalardan geçen Kürtler, neredeyse bütün Türkleri “düşman” görmeye, herhangi bir Türkün söylediği her lafı “yalan” olarak değerlendirmeye başlamış.

Türkler, bütün Kürtleri “hain, nankör, terörist” olarak yazmış zihnine, onların niye savaştığını, niye dağa çıktığını, onlara Türklerin neler yaptığını aklına bile getirmiyor.

Parçalanmışız.

Nefret ve kuşku ruhumuza sinmiş.

Zaten doğuştan sahip olduğumuz hastalıklar, ruhumuza sızan “güvensizlik ve nefret” zehriyle iyice palazlanıp açığa çıkmış.

Her kesim Narsisizm hastalığına tutulmuş.

Herkes kendini beğeniyor, herkes kendi yaptığını “doğal ve haklı” buluyor, hiç kimse kendi yaptıklarının “karşısındakilerde” nasıl duygular yarattığını fark etmiyor ve hastalığın tipik belirtisi olarak herkes sadece “kendisine yapılanı” görüyor.

Herkes haklılığından, yaptığı her şeyin doğru olduğundan emin.

“Ben ne yapıyorum” diye soran kimse yok.

“O bana ne yapıyor” diye soruyor herkes.

Ve, herkes kendini “mutlak haklı”, karşısındakini de “mutlak haksız” görerek, bir yandan tam anlamıyla bir “kurban” gibi hissediyor kendini, bir yandan da her “kurban” gibi bütün yaptıklarını, bir “kurban” haline getirilmenin doğal tepkisi olarak kabul edip vahşileşmekte sınır tanımıyor.

Savaş, çoktan Kürt-Türk savaşı olmaktan çıkmış.

Savaş, bütün toplumu sarmış.

Ulusalcılar “türbanlı” kızları okullardan kovarak dindarları nasıl yaraladıklarını anlamıyorlar, dindarlar “zapt ettikleri” yerlerde içki yasağı getirerek şehirlilerin “yaşam biçimlerini” nasıl tehdit altına aldıklarını kavramıyorlar.

Türkler, dağlarda öldürülen her PKK gerillasının milyonlarca Kürdün ruhunu nasıl kanattığını, Kürtler, patlayan her mayınla yitirilen Türk askerlerinin bütün Türklerin içini nasıl yaktığını anlamıyorlar.

Topluca hastalanmışız.

Bu hastalığın lafla, sözle tedavi edilmesi de artık pek mümkün değil.

Her geçen gün bünyeyi daha fazla sarıyor.

Toplumun bütün kesimlerindeki o korkunç Narsisizm, o dehşet verici “ben mükemmelim, ben her istediğimi yapma hakkına sahibim, kimsenin de bana bir şey yapma hakkı yok” inancı büyüdükçe büyüyor.

Bu hastalığı durdurabilmek, bir daha asla iyileşemeyecek noktaya varmadan tedavi edebilmek için sorunun köküne inmek, tedaviye hastalığın ortaya çıktığı noktadan başlamak gerekiyor.

Hastalık Türk-Kürt savaşıyla çıktı.

Ya da daha doğru ve gerçekçi bir biçimde söylersek, var olan, toplumun ruhunda dolaşan hastalık bu savaşla büyüyüp, hepimizi sardı.

Tedaviye başlayacağımız yer orası.

Önce Türklerin, bu savaşı kendilerinin başlattığını anlaması lazım bence.

Bu savaş PKK’nın dağa çıkmasıyla başlamadı, bu savaş basılan Kürt köyleriyle, Diyarbakır Hapishanesi’ndeki işkencelerle, Kürtçeyi yasaklamakla, Kürtlerin varlığını inkâr etmekle, Kürt imamları boyunlarına haç asıp dolaştırmakla başladı.

Biz bu savaşı bitirmezsek bu toplum iyileşmez.

Bu savaş bitebilir.

Dünya şartları buna uygun, hastalanmış olan toplum da kendi hastalığından yoruldu.

Akıllı bir tedaviyi herkes kabullenir.

Bu tedaviyi başlatacak adam da bu ülkenin başbakanı.

DTP Başkanı Ahmet Türk, bu çıldırmış toplumda hâlâ aklı başında olan birkaç adamdan biri olarak olağanüstü bir konuşma yaptı 32. Gün programında, bir Kürt için söylenilmesi en zor cümlelerden biri olan “17 bin faili meçhulü unutamaya da hazırız” cümlesini de söyledi.

Onun yapabileceği bundan öte bir şey yok.

Başbakan, Ahmet Türk’le konuşmalı.

Öyle şart falan koşmadan, kendini önemseyip karşısındakini küçümsemeden, Türk’ü davet edip neler yapılabileceğini tartışmalı, meselenin ciddiyetini anladığını, herkese göstermesi gereken saygıyı Kürtlere de gösterdiğini açıkça belli etmeli.

Gelen haberler, başbakanın bu hafta da Ahmet Türk’le görüşemeyeceğini söylüyor.

Beklenen ne?

Ahmet Türk dostça, olgunlukla elini uzatıyor, bu eli niye havada bırakıyorsunuz?

Hastalanmış bir toplumun başbakanı, o toplumun hastalıklarına uygun davranabilir ama bu, hastalığın artmasından başka işe yaramaz.

Daha çok çocuk ölür.

Türk’le konuşmak, ordu muhtıra verdiğinde dimdik durup “sen bana bağlısın” deme yürekliliğini göstermekten, Davos’ta “one minute” deyip meydan okumaktan daha mı zor?

Tutun size uzanan eli lütfen.

Tuttuğunuz sadece bir el olmayacak, çıldırmaya doğru hızla kayan bir toplumu da uçurumun kenarında tutup kurtarmış olacaksınız.

http://www.taraf.com.tr/makale/5840.htm
Eklenme Tarihi: 03.06.2009   Okunma: 75

Yazdır    Yorum Ekle

 

BU YAZI/HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR


..::KISA DUYURU::..

STV HABER'DE REFERANDUM DEĞERLENDİRMESİ..  Bayramın birinci günü, saat 11:15'de STV Haber canlı yayınında referandum dair düşüncelerimi ifâde edeceğim. Dost ve ehibbaya duyurulur... H.Y / 08.09.2010
BAYRAM TEBRİĞİ...  Başta siz muhterem okuyucularım ve dâvâ arkadaşlarım olmak üzere bütün İslâm Âleminin Ramazan Bayramını tebrik ediyor, hayır ve saâdetlere vesile olmasını niyaz ediyorum. Hüseyin Yılmaz / 08.09.2010
   

..::SON YAPILAN YORUMLAR::..

M. Nuri Bingöl:  01.09.2010 " Cemaatler, doğrudan devletin ıslahı ile uğraşmamalı, zirâ bu Süfyanist yapının ıslaha kabiliyeti yok. Cemaatlerin mükellefiyeti, faziletli insanlar yetiştirmektir. Gerisi kendiliğinden düzelir." beyanlarına can u gönülden iştirak ediyorum.Bu satırlara bir sarsıcı müşahedeyi ilave edeceğim; muhterem yazarın dediği yapılardan uzak durma mecburiyetimiz gibi, cemaati yapılanmaların da aynı mantıkla yürütülmesi, acaba -rıza-yı İlahi'ye- ne kadar münasibir, diye murakebe etmek - galiba- en baş vazifemiz olmalıdır. ( İhlas)


a.kadir ceylan:  17.08.2010 Ahmet Selami bey kardeşim Türk askeri Afganistan da ne arıyor acaba? neden bunu sorgulamıyorsunuz da haber yapanları yahudi kontrolünde olmakla suçluyorsunuz.Bu arada İsrail başbakanının hükümetin davetiyle tbmm de konuştuğunu biliyorsunuz herhalde tbmm de yahudi kontrolünde demezsiniz herhalde.Evet akp dün karşı çıktığı Afganistana Türk askerinin nato kontrölünde gitmesini bugün yürütmüyormu? Sanırım başbakan dı ABD li yetkililere biz sizinle Afganistanda teröre karşı savaşıyoruz siz neden bizimle Irakta pkk ye karşı savaşmıyorsunuz demişti.Lütfen eleştiriye açık olalım layuhti hiçbir hükümet ve parti yoktur.Selamlar
Ahmed Selami:  16.08.2010 Bir yorumcu Eymen Zevahiri'nin Türk askeri aleyhinde konuştuğu haberlerine mal bulmuş mağribi gibi atılmış. Yahu, bu haberleri bize servis eden ç ve dış medya kimlerin ellerinde? Hemen hemen hepsi de Yanudi kontrolünde olduğu bilindiğine göre... Ayet açık: " Bir fasık -kafir- size bir haber getirdiğide..." Ayetin gerisini müdakkik yorumcu hatırlayabilir, değil mi?
a.kadir ceylan:  15.08.2010 Demokrasiyi kaybetmiş demokratları(!) güzel anlatmışsınız tebrikler değerli ağabey.Bir eksik bıraktığınız milliyetçi muhafazakar demokratlar kaldı.Onlarıda samimice ele alan bir makalenizi bekliyoruz.Mesela El kaide liderlerinden biri haber sitelerinde verdiği demeçte Türk askeri Afganistan da Afganları öldürüyor diyor.Oysa akp liler muhalefette iken Afganistana asker gönderilmesine karşı çıkmışlardı.Acaba muhalefette iken karşı çıkılan bir uygulamayı iktidarda yürütmek nasıl izah edilebilir? Selamlar
M. Nuri Eminler:  15.08.2010 Bir haber sitesinde "evet"çi tavrımızı akıllılıkla değil, hissiyat ile ifade eden genç arkadaş, "ami"liğini kabul ederek "hayır"cı tavrın AKP'ye ve lşderine duyulan antipatiden kaynaklandığını da itiraf etmiş oldu.İslami ıstılahta, gazete yapacağınızı dediğiniz "şey"in adı meşuradır ve sadece orada bulunanları bağlar. "aklı meşverete nuhtacım." diyen Üstad, "Mweşveret-i Şer'iyye"yi kastediyor ve eski eserlerinde de zaten aynı kelimeyi kullanıyor- Hutbe-i Şamiye'de mesela.



Hava Durumu


 

SİTE İÇİ ARA

 Bugün: 84 / Dün: 552 / Toplam: 341.593
 hyilmaz.net -  yilmaz@hyilmaz.net -