Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların... Argo, korkunun ördüğü duvar;
uydurma dil şuursuzluğun. Biri günahları
gizleyen peçe, öteki irfanı boğan kement. Argo, yaralı bir vicdanın sesi;
uydurma dil, hafızasını kaybeden bir neslin. Argo, her ülkenin; uydurma dil,
ülkesizlerin.(Cemil Meriç)
Bu vatanda şimdi kaç parti vardır?
Faruk Akhan
Bu vatanda şimdi kaç parti vardır?
Yazıya başlamadan once, herkesin katılacağını düşündüğüm şu tespiti yapmakta yarar görüyorum. Üstad, vazifesi itibariyle son iki yüzyıla hitap etmektedir. Dolayısıyla yaptığı tespitler yaşadığımız yüzyıl için de geçerlidir. Hem risalelerin her birinin kendi alanında söz sahibi olduğu yine Üstad’ın ifadeleriyle sabittir. (1)
Bu noktadan bakıldığında Üstad’ın, Emirdağ Lahikası’nda geçen, “bu vatanda şimdilik dört parti vardır” tespiti hem zaman, hem de şerait açısından geçerliliğini korumaktadır. Ayrıca çeşitli tevillerle demokrat manasının, bu manadan zerre kadar nasibini almayanlara mâl edilmesi safdillik yahut tarafgirlikten gelen zorlama bir yorumdur. Üstad’ın tarafgirlik damarı nedeniyle siyasetten uzak durması bu noktada daha manidar bir hal alıyor.
Üstad demokratlardan bahsederken zamanın Demokrat Partisi'nden sadece ismî ve genel siyasi tavırları -ehvenüşşer olması- itibariyle bahsetmiyor. Çoğu yerde o dönemde Demokat ismiyle Halk partisine karşı Risaleleri savunan ve Risalelerin neşrine kolaylık sağlayan ve hatta neşir hizmetine ciddi katkıda bulunan siyasileri kastediyor. Ve ancak siyaseti dine hizmetkar kılmak adına onları destekliyor(2), Halk Partisi'nin açtığı yaraları tedavi etmek noktasında cesaretlendiriyor.(3)
“Ve yeni hükümetin Maarif vekili bu hakikati hissetmiş ki, seleflerine muhalif olarak, en ziyade iman hakikatinin neşrine, din derslerine ehemmiyet veriyor.”(4) Derken yeni göreve gelmiş Milli Eğitim Bakanını dine hizmete ve seleflerinin tahriplerini tamire teşvik ediyor.
“Biz Nur şakirtleri, Üstadımızın hizmetinde ve mesleğinde bulunduğumuzdan, siyasetlerle alâkamız yoktur. Fakat Demokratlar Nurların neşrine müsaadekâr olmaları ve eskiden beri Nurun men'ine dair zulümleri yapmadıklarından, Demokratın hatırı için seçimlerle alâkadar olduk.”(5)
Bu mektupta da göreceğimiz üzere Üstad’ın ve has talebelerinin seçimlere alâkadar olmaları ve Demokratları desteklemelerinde öncelik siyasi söylemler yahut güncel olaylar, rejim kavgaları, kutuplaşmalar değil, Demokratların Risalelere ve hizmet-i Kuraniyeye karşı takındıkları tavırdır.
Kimi zaman malum mektupta Üstad’ın tarif ettiği partilerin değiştiği, rollerin yeniden paylaşıldığı, giyilen ve çıkarılan gömleklerle demokrat manasının el değiştirdiği iddia edilmekte. Oysa dikkat edilirse görülecektir ki yukarıda bahsettiğimiz, Risalelere ve hizmet-i Kuraniyeye karşı tavır ve hallerde hiçbir değişim olmadığı görülecektir. Aradan geçen 56 yılda pek bir değişim olmamıştır. O zaman da tek bir parti Üstadı desteklemekteydi, şimdi de tek bir misyon bu cesurane fiile teşebbüs edebiliyor.
Zaten iktidar olmanın sarhoşluğuna ve ve iktidara oy vermekle iktidara ortak olduğu zannına ve gafletine kapılmayan bir zihin için, demokrat manasının, devletin dindarlara koyduğu yasaklar ve yaptığı zulümler üzerinden oy toplayan bir partiye geçmiş olabileceğini düşünmek olsa olsa hamakattir, akıl tutulmasıdır.
Tarafgirlik damarıyla, Üstad’ın Millet Partisi diye tarif ettiği misyondan türeyen parti ve zihniyetleri, sırf kitle partisi oldukları yahut liberal söylemleri kullandıkları için demokrat manasıyla taltif etmek, Üstad’ın sözünü yersiz bir teville saptırmaktır. Hem kitle partisi yaftasıyla devletleşmeye çalışan zihniyetin kadrolarına bakıldığında Millet Partisi'nin zamane versiyonu olduğu açıkça görülebilmektedir. “Bu zaviyeden bakıldığında bugünki AKP'nin de ANAP'ın devamı mahiyetinde ve Milli Görüş geleneğinin gömlek değiştirmiş versiyonu olduğu kolaylıkla görülebilir.”(6)
Söylediğimiz gibi Üstad, Demokratlara öncelikle siyasi görüşleri değil, risalelere ve hizmet-i Kuraniyeye karşı tavırları itibariyle, ehvenüşşer düsturuyla, destek oluyor. İşte, hakikat-i hal izhar etmekte. Demokrat misyon ancak bu söylediğimiz hâsiyetlere sahip bir parti olabilir. Hem üzerinde düşünmek pek gereksiz olur, bu şarta uyan partiyi ararken. Kaç parti var ki günümüzde Üstad'ın adını yahut bir kelamını ağzına alabilen?
Kitle partisi olmak demokrat olmaya yeter mi?
“Statükonun bu yöndeki girişimlerine karşı durabilecek bir iktidar olmadığı takdirde –ki yoktur- halkın çoğunluğunun oylarıyla iktidara gelen partinin ortalama 3,5 yılda yenilenen bir iktidar yerine devamlı bir iktidara yönelmesi kuvvetle muhtemeldir. Tabii ki bu aşamada mevcut rejimin kendini muhafaza adına ortaya çıkaracağı krizler karşısında tutumunu sürdürecek siyasi kabiliyete sahip olmayan parti, ‘uzlaşma’ zemini arayacak ve bu zeminde kendi varlığını müesses nizamın devamına şartlayacak; dolayısıyla rejimin tuzağına düşecek ve ‘sistem partisi’ olacaktır.”(7)
Yaptığım alıntıda da söylediğim üzere kitle partisi olmak demek, bir partinin aslında siyasi tabanında yer almamasına rağmen farklı kesimlerden oy alabilmesi demektir. Sanılanın aksine bu, bir avantaj değildir. Zira siyasi tavırlar belirlenirken, kitle partisi olma hüvviyetini koruma güdüsü, ilk vazgeçilecek taleplerin oyları çantada keklik kabul edilen kesimin talepleri olmasını gerektirecektir. Oy kaybetmemek uğruna asıl tabanın talepleri tehir edilecektir.
Hal böyleyken kitle partisi olma iddiasındaki bir zihniyetin demokrat olabileceğini tahayyül etmek en hafif tabirle kendini kandırmaktır. Hele böyle bir iddiayla Üstad’ın sözlerinden tevillerle kendi iddiasına delil çıkarmak tarafgirane bir cerbeze teşebbüsüdür denilebilir.
Siyasilerin malum hallerinde bir gariplik, tuhaflık yok. Zaten böyle olmaları onlar için normal bir hal. Fakat kendini Nur talebesi olarak görenlerin günlük siyasi çekişme ve tezgahlara kapılıp birinden birini seçmek oyununa uyarak demokrat misyonu o “birinden birine” yakıştırmaları tarafgirlikten başka bir şey değildir. Zira Üstad’ın dediği gibi tarafgirlik insana meleği şeytan gösterir, lanet okutur.(8)
Rejimin sahiplerince tezgahlanan ve alternatifsiz, horoz dövüşleriyle anlık tansiyona göre şekillenen bir siyasi sisteme taraftar olmak Nur talebelerine yakışmamaktadır. Zira Üstad “bu memlekette dört parti vardır” demiştir. Ve O öyle dediyse dört parti vardır. Rejimin sahiplerinin imtiyazlarını devam ettirmek adına piyasaya sundukları piyonların horoz dövüşüyle kendilerine tafartar toplamaları, hatta bir ölçüde başarılı olmaları bu hakikati değiştirmez. Gözünü kapayan yalnız kendine gündüzü gece eder.(9)
Siyasi cereyanların cazibesine kapılıp hakikati görememiz, hakikati gölgelemez. Mektup ve Üstad’ın ifadeleri ortadadır. Bunlara rağmen demokrat misyonu yeniden paylaştırmak istemek yersiz bir hamakattir. Her müstaid kendine içtihad edebilir, teşri edemez. (10) Kendini mektubu tevilde müstaid gören, demokrat misyonu kendisi için zamana göre tespit edebilir. Fakat demokratlıktan, hatta dost olmaktan(11) dahi nasibini almayanları demokrat bellemek, bu uğurda cemaatin aklını, şahs-ı manevinin kalbini karıştırmak kimsenin haddi değildir. Üstad’ın sözleri ve Tarihçe-i Hayatı ortadadır.
Üstad’ın kime neden oy verdiğinin bir vechesini açıklamaya çalıştık. Tüm bunlar göz önündeyken günümüzdeki Demokrat Parti'nin demokrat olmadığını -dolayısıyla bir başka partinin ehvenüşşer olduğunu- iddia etmek akıl kârı değildir.
Üstad'a ve hizmete dost olmayana demokrat namını vermek Nur talebesinin yapacağı iş değildir. Olsa olsa muvakkat bir gaflet halidir.
(1) “Risalet-in Nur'un kitapları birbirine tercih edilmez. Her birinin, kendi makamında riyaseti var.” Kastamonu Lahikası, syf 11
(2) “...siyaseti mutaassıbane dinsizliğe âlet edenlere karşı; bizim siyasete bakmamıza mecburiyet-i kat'iyye olduğu zaman, vazifemiz siyaseti dine âlet ve dost yapmaktır ki, üçyüz elli milyon kardeşlerin uhuvvetini bu vatandaki kardeşlere kazandırmağa sebeb olsun.” Emirdağ Lahikası, syf 264
(3) Emirdağ Lahikası, syf 274. (Demokratlar mecburdurlar ki hem Nurcuları, hem ülemayı, hem milleti memnun ve minnetdar etmek, hem Amerika ve müttefiklerinin yardımlarını kaybetmemek için bütün kuvvetleriyle Ezan mes'elesi gibi şeair-i İslâmiyeyi ihya için mümkün oldukça tamire çalışmaları lâzım ve elzemdir.)
(4) Emirdağ Lahikası, syf 300
(5) Emirdağ Lahikası, syf 431
(6) Latif Salihoğlu,12 Eylül'ün siyasi tasarrufu, Yeni Asya, 12 Mart 2009,
(7) Mevcut İktidar Rejim Partisidir, Genç Yaklaşım, Şubat 2009, syf 55
(8) Mektubat, syf 258
(9) Şualar, syf 111
(10) Mektubat, syf 455
(11) “Dostun hassası ve şartı budur ki: Kat'iyyen, Sözler'e ve envâr-ı Kur'aniyeye dair olan hizmetimize ciddî tarafdar olsun; ve haksızlığa ve bid'alara ve dalalete kalben tarafdar olmasın, kendine de istifadeye çalışsın.” Mektubat, syf 329
Yazar'ın belirttiği " Üstad, vazifesi itibariyle son iki yüzyıla hitap etmektedir." düşüncesini Risale-i Nur'dan aldığım terbiye kabul edemiyor. Üstad, S.T.G'nin 62'inci sahifesinde buyurulduğ gibi, " O Zat Risale-i Nur'u - 1. vazife cihetiyle- hazır bir program yapacak ( yani tatbik edecek)" demek oluyor ki Üstad'ın şahs-ı manevisi olan " Mucize-i Kur'aniye" sadece 2 yüzyılın değil, kıyametin kopmasına 40n yıl kalana kadar iman hizmetini devam ettşirecektir; " O acip Şİahsın" elinde ve "zahiriyetinde" elbet!
Yorumlayan: M. Nuri Eminler ( Bingöl)
81.215.1.... ....
Tarih: 17.03.2009
Ömer Kardaşım, hadiseyi biraz değil, epey ters anlamışsın. Evet, sözlerimde birilerine hakaret değil, itap var. Fakat bu koşturanlara değil; pederinle Kağan'a sorarsan, o koşturanlardan birinin de bu fakir olduğunu görürsün. Ama " müştebih ağaçları gösteren semereleri" değil mi? Bütün o koşturmalar "şer"miş ki neticesi de şer oldu. Yahut bir Hadis-i Şerif zikredeyim; " Ameller netaicine göre kıymet kazanır." Bu Hadis'i bize hiç duyurmadılar değil mi? İtabım, bizi "azamüşşer gelmesin aman" diye - bilinir, askere vur der
yince, öldürüp gelmesi misali- gence de önünü ardını göstermeden heyacanına seslenirsen, hiç olmayacak işler yapar. Hele M.K.'ın ( Kağan'ın rivayeti) " gençler ne yaparsa ben arkalarındayım" lafını da duyarsa, gemiyi azıya almaması, "gönüllü militan" gibi davranmaması mümkün müdür? Ha, evet; netice diyordum, ne olmuştu netice? Dindar kadroların dibine darı eken, başörtülüler Arabistan'a diye, DYP'yi bölüp Cindoruk'a parti kurduran, Çillere değil de, Ecevit'e haksız biçimde hükümet kurma vazifesini veren S.D.i 28 Şubatçılara hazırol durmak için - Erbakan'la berabet elbet- Cumhurbaşkanlığı yolu açılmıştı. Gittiğin yol eğer uçuruma çıktıysa, aynı yola girene ne mümin, ne de insan denir birader! Yer ve zaman dar; diyeceklerse çokj. En iyisi meseleyi önce Allah'a havale, sonra milletin iman ferasetine, sonra da zamana bırakmak. Bir de şuna temas etmeden olmayacak; her daim sakız gibi çiğnenir Kocatepe ile balyoz hikayesi. O mevlidi neden Konya ya da Bursa'ya almıyorsunuz da, ille Ankara'da olsun istiyorsunz. Yoksa birileriyle manen de olsa muarazanız mı var; Üstad'a rağmen!!! Veya tarihini neden değiştirmiyorsunuz da, illa da 27 ya da 25 Ekim'de. Üstad o kadar diyor; " Kardeşlerim, Ehl-i dünyanın evhamını tahrik eden işler yapmayın..." diye; tersini yapm aktan haz mı duyuyoruz? ( Not: Belki de hiss-i kalben-vuku. Bu cevabından on gün önce G.Antep'te bir kardeş de aynı lafları edince, ona dedim; benim ahdimdir, eğer Ankara'ya göçecek olursam, üç arkadaşla Kocatepe'de Mevlit için başvuru yapacağım. O da Mart ayında, 23 Mart'ta. Bunu yazıyorum ki belki üç ehl-i hamiyet
bu icraatta bulunur belki- inşaAllah.)
Yorumlayan: ömer ataç
85.107.1.... gmail.com....
Tarih: 17.03.2009
''gençlik kolları gibi kullandırttınız'' demek o dönem koşturan insanlara bir hakarettir.
Ayrıca meclisteki 25'ten fazla Risale dostlarından bir tanesi niye çıkıp da Kocatepe mevlidini bu seneden itibaren yapabilirsiniz diyemiyor, bunun için koşturmuyor merak ettim?28 Şubat'ın en hararetli dönemlerinde bile yapılmıştı.
Kaldı ki zaman zaman yersiz bir şekilde 50-60 arası Dp efsanesiyle kıyaslanan Akp iktidarının hak ve özgürlükler noktasında bir arpa boyu yol alamaması da ilginç değil mi?Halbuki Menderes hükümeti Müslümanları ilgilendiren önemli icraatlarını ilk seçildiği dönemde yapmıştı.Şimdi ise 6,5 yıl oldu hala bekliyoruz.AB,başörtüsü,düşünce özgürlüğü,Yaş vb.. liste uzayıp gider
2007 seçimlerinden önce Kadıköy meydanında seçmenle görüşen bir Akpli milletvekili adayına ''Biz muslümanların beklentilerini ne zaman karşılayacaksınız?'' diye sorduğumda verdiği cevap ''Önümüzdeki dönemde cumhurbaşkanını biz belirlersek siz hiç merak etmeyin olmuştu''
Hala bekliyoruz...Selamlar
Yorumlayan: MEHMET NURİ BİNGÖL
85.98.15.... ....
Tarih: 16.03.2009
Sayın yazar, makalesinin giriş kısımlarında biraz hakikata yaklaşmışsa da, nihayetinde meseleye "siyasi" bakanların gözlüğüyle bakmış. Sayın yazara ve - onun gibi düşünenlere- bir soru? Risale-i Nur'u "Usuli'd-Din"in neresine koyuyor, nasıl itikad ediyorsunuz? Eğer en üste koyuyorsan, Kur'an'ı alta koyuyorsun demektir ki, zaten - o zaman- konuşulacak bir şey kalmıyor; Baykal ve avaneleriyle dini bir mevzuyu iddia ile konuşmaya bir lüzum kalmadığı gibi... Yok, sıralamada 2. sıraya koyuyorum diyorsan, o zaman da " Kur'an'ın müfessir-i hakikisi olkan Ehadis"i alt sıraya yollamış olursun ki, yine bir hususu - dini manada- konuşmaya gerek kalmıyor demektir. Önce elifi öğrenelim, be'ye sonra geçmeli değil miyiz? Risaledeki bütün Demokrat, Demokratlar, Demokrat Parti kelimelerinin baş harfleri büyük yazılmıştır Üstad'ın izniyle, tashihiyle... Bu da ism-i has demektir; yani özel isim... Bayım, o parti 1960'da kapatıldı, lideri " kahraman-i Din" ise şehit edildi. 1980'den önce de milleti "azamüşşerden kurtulmak için" beyan-ı Üstadanesiyle avuttunuz; partinizin "manevi lideri" S.D. Ergenekoncusunun peşinde bu camiayı "gönüllü gençlik kolları" gibi kullandırttınız; bari şimdi milleti bu yavelerle oyalamayın. Bu kadar müsbet gelişmeyi görmeyen; Ak Parti içindeki 25'ten fazla "Risale" dostu insanı yok farzetmeyen, her türlü hürriyet için - Ergenekon ve 28 Şubatçı, darbeci D'e rağmen- adeta çırpınan; elinde olmayan sebeplerle de "müsbet" icraatları kösteklenen insanlara kalkıp da " Nur'a dost olmayan" damgasını vurabilen kafanın adı, Üstad'ın dediği gibi "siyasi kafa"dır ve devamında da buyurur. " Siyasi kafa Risale-i Nur'u - ve bilvesile Üstad'ı- anlamaz, anlamıyor."