Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların... Argo, korkunun ördüğü duvar;
uydurma dil şuursuzluğun. Biri günahları
gizleyen peçe, öteki irfanı boğan kement. Argo, yaralı bir vicdanın sesi;
uydurma dil, hafızasını kaybeden bir neslin. Argo, her ülkenin; uydurma dil,
ülkesizlerin.(Cemil Meriç)
Çok önemli gözlemler
İsmet Berkan
Vatan gazetesinden Ruşen Çakır konuşmuş, ben de ilgiyle okudum, Avrupa Birliği konusundaki araştırmalarıyla tanıdığım Prof. Dr. Hakan Yılmaz, birkaç gün önce AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olie Rehn’in dile getirdiği ‘Laiklik ombudsmanı’ önerisinin fikir babası olarak bazı gözlemlerini anlatmış.
Hepimizin gözlediği ama bir türlü tam olarak ifade edemediği kimi konuları çok güzel ifade etmiş Boğaziçi Üniversitesi’nden Hakan Yılmaz. Yılmaz’ın sözlerinden kısa bir alıntı:
“AKP’liler ‘Laiklik devlete aittir’ derken haklılar. Ancak Türkiye’de son yıllarda laiklik devlete ait bir özellik olmaktan bir yurttaşlık hakkı olmaya başladı. Çünkü bazı kamu görevlilerinin, ki bunlar yerel yöneticiler veya merkezi yönetimin memurları olabilir, ellerindeki kamu gücünü kullanırken veya bir kamusal hizmeti sunarken ‘Bu hizmet karşılığında senden bazı dinsel normlara uymanı isterim’ veya ‘Sana sunmakta olduğum kamu hizmetini eğer bazı dinsel normlara uymazsan çekerim’ dedikleri ileri sürülüyor. Bu tür uygulamalara bazen ‘mahalle baskısı’, bazen de ‘çağdaş yaşamın engellenmesi’ deniyor. Sonuçta insanların bir dine inanmama veya bazı dinsel normlara uymama özgürlüklerinin kamu gücü tarafından kısıtlandığı yolunda şikâyetler var. Buradan da laikliğin yukarıdan aşağıya indiğini ve bir devlet kuralı olmanın ötesinde bir yurttaşlık hakkı haline geldiğini anlıyoruz. Ancak bizde devletin insanlara dinsel norm dayatmasıyla baş etmenin bir yolu yok. Bu dayatma tarif edilmiş olmadığından kanunlarda da yer almıyor. Örneğin belediyeye ait bir işletmede dinsel nedenlerle alkollü içki satılmaması bir dayatmadır ve bunu kovuşturacak hiçbir adli merci yoktur. Örneğin bir öğretmen dindar öğrencileri ‘daha makbul’ görüp onlara daha iyi not verir ve başına bir şey gelmez.”
Evet, işte bütün mesele burada düğümleniyor. Prof. Hakan Yılmaz’ın ifadesiyle ‘kamu eliyle’ veya ‘kamu gücü kullanarak’ dindarlaştırma, belli bir yaşam tarzını görece daha ‘yumuşak’ yöntemlerle ama sonuçta yine de ‘dayatma’ İstanbul’dan tutun da Erzurum’a kadar
bütün Türkiye’nin sorunu.
Bundan 25 yıl önce Konya’da, karnınızı doyurmak için girdiğiniz herhangi bir lokantada isterseniz bira da içebilirdiniz, bugün içemezsiniz. Kayseri’de bir bölümünde içki de satılan son lokantanın nasıl içki satmaktan vazgeçirildiğinin hikâyesini geçen gün ayrıntılarıyla dinledim. Denizli’de, yani Ege’de içkisiz hayat ağır ağır dayatılıyor, çünkü belediye yeni içki ruhsatı vermiyor. İstanbul’da Beykoz ve Üsküdar belediyeleri acaba son dört yılda kaç yeni içki ruhsatı verdiler? Ya Sarıyer Belediyesi?
Hakan Yılmaz’ın sözlerinden bir alıntı daha:
“AKP ön savunmasında laikliğin bir devlet durumu olduğunu, kişilerin laik olamayacağını savunuyor. Yani hâlâ o klasik laiklik anlayışında duruyor. Bir yurttaşlık hakkı olarak laikliğin
ihlal edilmesinin yurttaşların canını ne kadar yaktığının hâlâ farkında değil. AKP ve dindarların tıkandığı nokta şu: Dindarlığı normal, bunun dışındaki tutumları anormal, hoşgörülmesi gereken davranışlar olarak görüyorlar. Bütün sorun da buradan çıkıyor.”
Kişisel olarak ben, AKP’nin hoşgörüsüne muhtaç değilim. Kimsenin de muhtaç kalmaması gerektiğini düşünüyorum, savunuyorum.
Burası bir hukuk devleti ve hepimiz Anayasamızın 10. maddesi uyarınca kanun önünde eşit
kişileriz. Kanun da benim dine inanma, ibadet etme özgürlüğümü/hakkımı garanti altına
aldığı gibi, inanmama özgürlüğümü/hakkımı da garanti altına alıyor.
Ama gerçekten de durum bu: AKP esas olarak bizi hoşgörüyor, bizi ‘tolere’ ediyor.
Bu tutumu mesela Başbakan’ın, mesela Milli Eğitim Bakanı’nın pek çok konuşmasında açık seçik görebilirsiniz. Zaten bizzat Başbakan, çıkıp ‘Ben senin mini eteğine karışıyor muyum’ diyor, diyebiliyor. Sanki istese karışabilirmiş ama demokrat ve hoşgörülü olduğu için karışmıyormuş gibi.
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=876792&Yazar=%DDSMET%20BERKAN&Date=09.05.2008