Tarih, hafızadır... Milletin hafızası: Yaşadıklarını, tecrübelerini derslerini muhafaza eder. Doğru karar, yaşanmışı yeniden yaşamamak; geçmişi sıhhatli bir hafızayla mümkün. Tarihini bilmeyen, tarihini kaybeden millet, hafızasını kaybetmiş demektir. Milleti, atinin eşiğine, bütün tecrübelerden uzak bir tufeyli gibi koymak cinayettir.
...........................................
‘İttihad-ı İslam ve Hilafet’in maksadı mı? Tarihin maksadı ne ise, elinizdeki eserin de maksadı o. Hatırlatalım: Geçmişin, yaşanmışın tecrübelerinden ders alıp, istikbale emin adımlarla yürümek. Hepsi bu kadar...
...........................
Yakın tarih araştırmacısının ensesinde sallanan ‘Demokles Kılıcı’ bir değil, bir çok. Ama en önemlisi 5816 nolu ‘ Atatürk’ü Koruma Kanunu’... Çünkü yakın tarihimizin asıl mihveridir, M. Kemal Paşa. Onu ne kadar görmezlikten de gelseniz, mutlaka bir tarafından dokunuyorsunuz. Söz konusu kanun, M. Kemal’i korumanın ötesinde, yakın tarihin kapısını araştırmacılara kapatıyor, tarihi yasak altına alıyor.”
Romanlarıyla olduğu kadar yakın tarihi günümüz münevverinin gözlerine açan araştırmalarıyla, kalın perdelerle sımsıkı kapalıyken, onu kuvvetli bir pençenin “aralaması” misali aşikar kılan yazar Hüseyin Yılmaz, “ İttihad-ı İslam ve Hilafet”in 7. ve 8. sayfasındaki kitabın önsözünde.
Eseri okumadan önce, itiraf etmeliyim ki, kuru bir yakın tarih araştırması şeklinde görüyordum onu. Kitabın ilk sayfalarındaki “temel umde”lerin bir “muallim” sabrı içinde, “edillesi” ile birlikte (namuslu aydınların yorumlarıyla elbet) verildiğini görünce bir solukta eserin üçte birini tamamladım. Ve yakın bir dostuma “bir sohbet”in başındaki samimiyet içinde dedim ki, “ Hüseyin, çok ezberi bozuyor. Kitaba olan o sağır ve nankör davranışın, sebebi anlaşıldı.”
Eserin başında, temel esaslarımıza bağlı bir devletin sıfatları sayılırken Ahmet Akgündüz ve Cemil Meriç gibi münevverlerin hadiseyi açıcı beyanlarına yer verilmesi mevzuyu hassaslaştırıyor.